Anadolu’da Yaşamdır Mutfak

Birçoğumuz üzerinde yaşadığımız Anadolu coğrafyası hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz. Oysa ki Anadolu; Asya ile Avrupa’nın, Osmanlı Devleti ile Cumhuriyet Türkiye’sinin, daha öncesinde onlarca büyük, küçük devletin, etnik kültürün kesişme noktası. Karadeniz ile Akdeniz’in buluştuğu bir kavşak. Bereket Tanrıçası Kibele’nin anayurdu Anadolu, bilinen on dört bin yıllık kesintisiz yaşamı, eşsiz coğrafyası ve kültürü ile binlerce yıldır üzerinde yaşayanlara kucak açmış bereketli toprakların coğrafyası. Doğu ve Batı uygarlıklarının harmanlandığı, antik Batı Anadolu kültürü ve Helenistik kültür üzerine yerleşen Roma kültürü ile Çin, Hindistan ve İran kültürlerinden süzülüp gelen, dini efsaneler ile derinleşmiş bir kültürün buluştuğu yaşam yeri. Anadolu, binlerce yıllık yolculuğunda üzerinde olumlu olumsuz tüm yaşananlara rağmen var oluşunu sürdürüyor ve umuyorum ki sonsuza dek sürdürecek. Müslümanlar, Museviler, Hristiyanlar, Ortodoks Rumlar, Katolik Rumlar, Protestan Rumlar, Türk Ortodokslar, Protestan Türkler, Protestan Ermeniler, Protestan Süryaniler, Gürcüler, Selanikliler, Levantenler, Yehova Şahitleri, Bahaîler, Sünni ve Şii’ler, Aleviler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar, Bektaşiler, Kırgız, Özbek, Kazak, Uygur Türkleri, Anadolu’da bilinen hali ile Hititler, Asurlular, Lu-vi’ler, Frigler gibi onlarca büyük medeniyet; Türkçe, Rumca, Ermenice, Boşnakça, Arnavutça, Abazaca, Çerkezce, Lazca, Gürcüce, Acemce, Arapça, Kürtçe… Yüzlerce dil ve lehçe konuşulmuş, hoşgörü coğrafyası. Anadolu topraklarında doğa ve kültür farklı bir şekilde yansıtmıştır kendini. Bereketli topraklara sahip coğrafya; kalıcı, derin ve olağanüstü zengin bir mutfağı da beraberinde getirmiştir. Bir üst başlık olarak ele aldığımızda Anadolu mutfak kültürü; kökleri çok eskiye giden bir çeşitliliğe, kişilikli bir duruşa ve bu duruşu haklı kılan bir birikime sahip. Gerçek Anadolu mutfağı hakkında biraz bilgi sahibi olan insanları, etkileyen ve şaşırtan da zaten bu. Anadolu’yu neredeyse simgeleştirdiğimiz bölüm ise yaşam biçimlerimiz, alışkanlıklarımız ve her yok olanın bir daha geri gelmeyeceğinin farkına varışımızdır. Aslında kaybettiklerimiz; hanlar, hamamlar, evler ve o evlerdeki geleneksel lezzetler ve zenginlikleri ile koskoca bir kültürdür. Küreselleşen dünya düzeni ile birlikte, her geçen gün daha acımasız hale gelen günlük yaşam içinde var olma savaşı veren bir kültür. “Anadolu” üstünde yeşerttiği mutfakların geleneksel malzeme seçimleri, pişirme teknikleri, alışkanlıkları, örf, adet ve gelenekleri ile büyük bir zenginliğin derin sırlar barındıran kısa adıdır. Büyüleyen derinliği içinde; gözümüzü, gönlümüzü açan binlerce yıllık sır lezzetleri ile keşfedilmeyi bekleyen büyük bir hazine. Kırım “Çi Böreği”, “Çerkez Tavuğu”, “Boşnak Mantısı”, “Papaz Yahnisi”, “Rum Pilakisi”, “Acem Pilavı”, “Türkmen Kavurması”, “Balkan, Cezayir, Kafkas, Halep Çorbaları”, “Özbek Pilavı”, “Arnavut Ciğeri”, “Tatar Böreği”, “Frenk İnciri”, “Endülüs Kuşkonmazı”, “Rumeli Böreği”, “Şam Tatlısı”, “Halep Kurabiyesi”, “Kürt Pehlisi”, “Gürcü Pilakisi”, “Ermeni Topiği”, “Muhacir Böreği” ve daha yüzlerce, binlercesi.

AdnanS-Anadolu-02

Bir köyü, kasabayı, şehri ya da ülkeyi tanımanın dolayısı ile anlamanın en iyi yollarından birisidir geleneksel mutfak kültürü. Çünkü mutfak kültürü yaşamın kendisidir. İnsanların sofraya konan yüzüdür. En doğal, içgüdüsel karın doyurma hadisesinden muhteşem sofralara, yaşamı hissetmektir. Her yönüyle tadına varmak, keyfini çıkarmaktır geleneksel mutfaklar. Kars’ta, Edirne’de, Sinop’ta, Hatay’da, Muğla’da, Mardin’de, Artvin’de, Tunceli’de yaşamın içinde olmak, Sivas’tan sadık yârimiz kara toprağa seslenmek, Tuz Gölü’nün uçsuz bucaksız beyazlığında kaybolmak, Giresun yaylalarında gökyüzünü seyretmek, Tokat bağlarında seyredilmek. Ramazan ayı yemeklerinde, Zekeriya sofrasında, Muharrem ayında, Paskalya’da inanca saygı duymak ve paylaşmak. Karadeniz’e ağ atmak, yeşil yamaçlarında yetişen çayı yudumlamak, Konya bozkırında savrulmak, Ege’de ot toplamak, Nevşehir’de şarapla tanışmak.

Akdeniz’de Yörük çadırlarında ayran, Hatay’da tini, Galata’da rakı, Vefa’da boza ve sultan sofralarından süzülüp gelen şurup ve şerbetleri içmek demektir. Ege’nin semt pazarlarında sepet doldurmak, sabah beşte kabak çiçeği toplamak, çam fidelerinden iliç çıkarmak, süt sağmak, işkefe arasında deri tulumu ile Erzincan’a varmak. Yani Anadolu’da yaşamdır mutfak. Aslında çok bildik gibi gelse de Anadolu hâlâ gizemini korumakta. Yaşam varsa mutfak ve kültürü hep var olmuştur. Anadolu lezzetlerinin, bu lezzetleri tanıma şansı bulan herkesi yavaş yavaş içine alan; sırları ve hikayeleri, kendini yenileyen yenilikleri kabul eden bir yapısı, mistik bir kokusu, kişilikli bir ruhu var. Anadolu coğrafyası kadar çeşitlilik sunan, şaşırtan ve düşündüren, ritüelleri ile baş döndüren mutfak sayısı bilmiyorum ne kadar var. Açıkçası bu durum beni daha da çok heyecanlandırıyor çünkü bu vesileyle bu topraklarda doğmuş bir insan ve yüzlerce farklı kültürün mirasçısı olma şansını önemli bir ayrıcalık olarak görüyorum.

SÜT SAĞLIKTIR, SAĞLIK MUTLULUKTUR! Previous Post
Gelecekte TÜRK FÜZYONU Hangi Yöne? Next Post