AZTEK PRENSESİ ÇİKOLATA VE KADIN

gamzeb-aztek-01Beş yıl önceki halinizi hatırlamaya çalışın. Yaşadıklarınızı, yaptığınız işleri, yaşanan ilişkileri… Kendinize bakıp “Neden böyle düşünmüşüm?”, “Niye böyle davranmışım?” dediğiniz oluyor mu?

Şimdiki aklınız olsa öyle davranmazdınız değil mi? Ben de öyle yapmazdım.

Bundan tam beş yıl önce, 2011’in sonbaharında o zamanki -şarjı bir ömür süren ve beni hiç yormayan- mütevazı cep telefonuma bir çağrı geldi. Karşımdaki ses bana Dünya Çikolata Ustaları Yarışması’nda Türkiye’yi temsil etmeye hak kazandığımı ve yarışmanın şubat ayında Varşova’da yapılacağını söyledi. Ayrıntıları e-posta ile göndereceğini ekledi ve tebrik edip kapattı. Bir süredir heyecanla bu telefonu bekliyordum. Birkaç hafta önce yarışmanın Türkiye elemelerine katılmıştım. Türkiye dünya çapında önemli bu yarışmada ilk kez temsil edilecekti. Telefonun çaldığı tam o anda Tunalı Hilmi Caddesi’nin ortasında, arkada çalan kornalar eşliğinde, arabanın galiba az önce patlayan sol arka tekerine bakıyordum. Şaşkınlıkla telefonu kapatır kapatmaz, gözümün önünden aylar sürecek hazırlık, mutfak, ayakta çalışılacak uzun saatler, bel ve sırt ağrıları, bacaklara eklenen potansiyel varisler ve fakat sonunda ortaya çıkacak çikolatalar geçti.

Araba kenara çekildi, lastik değiştirildi. Aradan günler geçti, belki bir iki hafta. Yarışmanın içeriği gereği hazırlanmam gereken dört kategoriden biri olan “gösteri çikolatası”nı düşünmeye başladım. Yarışmanın konusu “kakao çekirdeğinin doğuşu”… Bu da demek oluyor ki kıtaları aşıp, milattan önce 1400’lü yıllara dönüp, kakaonun ilk olarak ticarette para yerine kullanıldığı ve aynı zamanda afrodizyak içecek olarak tüketildiği -bugünkü Orta ve Güney Amerika bölgesi olan- İnca ve Maya kabilelerinin dönemine gitmem, o zamanı araştırmam ve ordan çıkaracağım bir hikâyeyi anlatan gösteri çikolatası hazırlamam gerekiyordu. Ölçüler ve kurallar belliydi. 1 metreden geniş ve birkaç metreden uzun olmayacak çikolatanın içinde, çikolata haricinde hiçbir şey olmayacaktı. Yani bir nevi kocaman bir heykel olacak çikolatayı dengede tutmak için tel, çubuk, demir vb. materyaller kullanmak yasak. Peki, ne yapmalı?

AZTEK PRENSESİ

4 haftalık bol araştırmalı ve düşünmeli çalışmalar sonrasında ortaya çıkan şey 1,5 metre uzunluğunda bir kadın figürü oldu. Ya da ağaç mı demeli? Yoruma açık. Tamamı çikolatadan olan kadının ayakları ağacın kökleri şeklindeydi ve kökler, üzerinde durduğu toprağa sıkı sıkıya bağlıydı. Kadının başı ise aslında ağacın dallarından oluşuyordu. İki yana uzayan dallar aynı zamanda iki yana açılan kollardı ve dalların ucundaki kafes görünümlü yaprakların içinde de kadının sakladığı hazine, yani kakao çekirdeği duruyordu. Toprağı temsil eden en alt bölümdeki spiral figürse bir Aztek dövmesiydi ve inanışa göre “hayat döngüsü”nü anlatıyordu. Dövmenin açıklamasıysa şöyleydi: Evrende hiçbir şey yok olmaz; sadece form değiştirir.

Bu kadın nasıl bu hale geldi derseniz… O döneme ait efsaneler ve bu döneme ait düşünceler birleşti, ortaya bir hikâye çıkıverdi. İşte o efsanelerden birine göre; çok çok eski zamanlarda, göklerden yeryüzüne süzülerek inen kakao tanrısı Quetzalcoatl, tanrılardan insanlara hediye edilmek üzere bir hazine getirir ve bunu Aztek Prensi’ne teslim eder. Kendisine bu hazineyi insanlıkla paylaşmasını ve onu insanlığın iyiliği için kullanmasını emreder.

O sırada savaşa hazırlanan prens, bu hazineyi eşi Aztek Prensesi’ne verir ve ondan kendisi savaştan dönene kadar bunu saklamasını ister. Çok sevdiği prensin savaştan dönmesini bekleyen kadın bir gün tanrılardan gelen hazineyi almak isteyen yabancılar tarafından yakalanır. Hazineyi sakladığı yerden çıkarıp kendilerine vermesini isteyen yabancılar, prensesin bu isteklerini reddetmesi üzerine onu orada öldürürler. Yere yığılan prensesin göğsünden süzülen kanlar, üzerinde yattığı topraktan içeri sızıp küçük bir kese içinde toprağın altına saklamış olduğu kakao çekirdeklerini filizlendirir ve filizlenen bu çekirdekler sayesinde, dünya üzerindeki ilk kakao ağacı orada büyümeye başlar.

Tanrıların istediği olmuş, Aztekler kakao çekirdeğini insanlıkla paylaşmıştır. Bu, prensesin hayatına mâl olsa da onun kakao çekirdeğine hayat vermesiyle prenses ölümsüzleşmiştir. Bu olaydan yüzyıllar sonra, bugünkü Orta ve Güney Amerika’dan Avrupa’ya, oradan da tüm dünyaya yayılan kakao çekirdeğinin bugünkü değerine ulaşmasında Aztek Prensesi’nin rolü çok büyük. İşte bu nedenle, yediğimiz her çikolatanın içinde Aztek Prensesi’nin ruhunu ve hikâyesini hissedebiliriz.

Ve işte yine bu nedenle hazırladığım kakao ağacı kadın siluetindeydi. Zamanla fark ettim ki bu efsaneyle şekillenen gösteri çikolatasının görüntüde anlattıklarının ötesinde, çikolatayla kadın arasında ilginç benzerlikler var. Bunları yarışma için hazırladığım kitapçıkta metne dökmeye çalışırken birkaç ortak nokta hemen ön plana çıktı. Özellikle de çikolata yapmanın tekniğini bilenler için daha da anlamlı olacağını düşünüyorum. Çikolatayla sadece yemek için ilgilenenler içinse bu noktalar yine de açıklayıcı olacaktır.

Yarışma için hazırladığım kitapçıktaki yazılı ve yarışma esnasındaki sözlü açıklama şöyle oldu:

Çikolata değerlidir. Çünkü içindeki kakao, kendini değerleri uğruna feda eden kadının kanıyla beslenip filizlenmiştir. Kadın kendinden vazgeçip başka bir formda dünyaya yeniden gelmiş ve ölümsüzleşmiştir.

Çikolata zengindir. Hem kendi olmanın kıymetini hem de diğerleriyle bir olmanın değerini bilir. Bazen sadece kendi tadıyla ön plana çıkar; bazen de yanındaki bin bir türlü tada renk katar, onların tatlarını belirginleştirir.

Çikolata hassastır. Değişimi hemen fark eder. Onu en parlak ve pürüzsüz haliyle görmek isterseniz, onu oda sıcaklığında ve doğal halinde bırakmanız gerekir. Ne fazla soğuk ne fazla sıcak ne de fazla nem… Aksi halde yağını kusar, yüzeyinde gri bir perde oluşur; içindeki şekerini buharlaştırıp dışarı atar, parlak yüzünü size göstermez. Ta ki ona nasıl davranmanız gerektiğini öğrenene kadar.

Çikolata karakterlidir. Onu istediğiniz zaman eritip istediğiniz zaman soğutamazsınız. Dilinden anlamanız gerekir ki istediği forma girsin çünkü her çikolata her kalıba girmez. İçindeki kakao ve yağ miktarına göre kendi kalıbını kendi seçer.

Ve çikolatanın bir cinsiyeti varsa eğer, çikolata kadındır.

Aztek Prensesi Türkiye’yi temsil ettiği yarışmada 3.’lük kazandı. Diğer bir kategoride yarışan rakılı çikolata da “en iyi çikolata” ödülünü aldı. O da bir sonraki yazımın konusu.

Çikolatanın bana bu kadar şey anlatacağını tahmin etmezdim. Hâlâ da anlatmaya devam ediyor. Peki, kadın olmak anlatılması gereken bir şey mi? Bilmiyorum. Bir şeyi anlatmaya çalıştığın anda kategorize etmeye başlıyorsun çünkü. Benim amacım kadın üzerinden çikolatayı anlamaya ve anlatmaya çalışmaktı. Çünkü çikolata sadece eritilip derecelendirmeyle sonra da kalıba dökmeyle yapılan bir gıda maddesinin çok ötesinde. Çünkü eğer çikolata yapmakla ilgileniyorsanız, ilk başta onu anlamadan ondan asıl verimi alamazsınız. Ve bunu anlamanın bana göre en ilginç yolu da kadının kendisi.

Bugün, beş yıl öncesine dönüp baktığımda yukarıdakilere bir özellik daha ekler miydim diye düşünüyorum. Bu beş yıl içerisinde birey olarak yaşadıklarımdan ve toplum olarak beraberce yaşadıklarımızdan çikolatayla ilgili şöyle bir sonuca daha varmış olabilirim:

Çikolata hayatın renklerinden biridir. Tüm zor koşullara, iklim değişimlerine, katkı maddelerine ve yapay tatlandırıcılara rağmen özünde bin bir türlü renk barındırır ve o renkleri koruması özündeki gücünden gelir.

Peki, beş yıl önce neyi farklı yapardım konusuna gelince… O cep telefonunu değiştirip akıllı telefona geçmezdim. Şarj çok büyük problem.

Tarihi Dokunun Kalbine Mesken Edinmiş: SAFRANHAN Previous Post
TÜTSÜLEME IV Next Post