KADIN ELİ DEĞİNCE GÜZELLEŞİR HER ŞEY

Erkek egemen bi’ toplum Türkiye. Kadına bakış maalesef çok sorunlu. Yeni bir durum değil bu ama giderek kötüleşiyor hemen her şey. Bu tabloda hem işletmeci, dükkân sahibi hem de müşteri profiline bakıldığında meyhanelerimizde kadına yer yok. Daha doğrusu yoktu. Zira son dönemde kadın eli değen meyhaneler, işletmeler sektöre yeni bir soluk kazandırmanın ötesinde erkekleri de kibar, efendi ve dikkatli olmaya davet ediyor. Ne mutlu…

“500 Yıllık Kültür Mirasımızdan Süzülenler Eşliğinde” üst başlığıyla 2014 sonlarında piyasaya çıkan ikinci kitabım “Meyhanedeyiz Yine Bu Gece” için meyhaneleri araştırmaya başladığımda kadınların bu sektörde bu denli emek verdiğini, bulundukları yeri güzelleştirip çevrelerini de etkilediklerini bilmiyordum açıkçası. Yeme-içme sektöründe kadın varlığı son yıllarda belirgin oranda artmış durumda, bunun farkındayım. Zincir kafe ve restoranlardan butik pastacılara, şaraphanelerden eli yüzü düzgün içkili lokantalara alanında önemli işler yapan, piyasanın insan öğüten ortamında ayakta kalabilen kadın işletmeci ve dükkân sahipleriyle tanışıp hikâyelerini dinleme fırsatı bulmuşluğum var. Ama söz konusu meyhane olunca işin değişmesi doğal. Zira meyhaneler, ilk günden beri erkek egemen dünyanın sembollerinden biri. Neyse ki, bu imajın yavaş da olsa kırıldığını görmek beni mutlu ediyor.

KaanA-Meyhane-01

Değişim rüzgârı

Değişim, “kız kıza” yapılan meyhane muhabbetinin yaygınlaşmasıyla başladı diyebiliriz. Özellikle büyük şehirlerimizde -siz bunu daha çok İstanbul diye okuyun ama İzmir’i ayrı bir yere koyduğumu söylememe gerek yok sanırım- dışarıda yemek yeme kültürü, son yıllarda oturmaya başladı. Çağımızın hızlı temposu, iş çıkışı eve gidip yemek yapmaya pek müsait değil, malumunuz. Erkekle kadın (bekar kadınlar için maalesef tabii, emekçi kadınlarımız, sanki işte hiç yorulmamışlar gibi evde hizmet bekleyen kocalarla yaşamak zorunda çoğunlukla) arasındaki fark, kadınlar lehine kapanıyor gün geçtikçe.

Kadınlar, genç kızlar, üniversite öğrencileri, basın ve sanat camiasının üyeleri kız kıza, kadın kadına keyif yapmanın, birkaç kadeh eşliğinde iki lafın belini kırmanın, kısacası meyhanenin en güzel yanı muhabbete varmanın tadını çıkarmayı öğrendi. Çok sevdiklerine de eminim ki, kıyıda köşede kalmışlar değil tabii ama İstanbul’un namlı meyhanelerinde kız kıza muhabbete sık sık rastladığımı mutlulukla görmekteyim. Bulundukları her ortamı yumuşatan kadınlarımızın meyhanelere de sirayet eden değişim rüzgârındaki etkisi bu.

Erkek dünyasında savaşın öyküsü

Tabii, son dönemde modern meyhane konseptinin geleneksel olanlar karşısına farklı bir seçenek olarak çıkmasının da etkisi var bu değişimde. Müşteri ve konsept ayağındaki değişim böyle. Bunun bir de işletmeci, aşçı, dükkân sahibi ayağı var ki bu yazıda asıl anlatmak istediğim o.

“Meyhanedeyiz Yine Bu Gece”de 50 meyhane yer alıyor. Meyhanelerin bir kısmı, bu dünyanın en ünlüleri, bir kısmının yaşı 70’in üzerinde. Gelenekselleşen, sonradan gelenlere yol açan önemli kurumlar… 8-10 tanesinin kadın emeğiyle ayakta durduğunu ya da kurulduğunu söylemekten ayrı bir keyif aldığımı itiraf etmeliyim.

KaanA-Meyhane-07-Madame

Madam Despina, rahat uyu

Bu aşamada Kurtuluş’taki (Tatavla) Despina’dan bahsetmeliyiz. Çünkü, “kendinden sonrakilere yol açanlara” ilk örnek o.

Gökçeadalı (İmroz) Madam Despina, Türkiye’nin ilk kadın meyhanecisi. 40’lı yıllarda ilk dükkânını Esentepe’de açıyor. Mecidiye Köyü’nün dutluk olduğu yıllar! Sonrasında hızla bilinen bir isim haline geliyor, 90’larda hastalığı yüzünden meyhanesini devredene kadar da, 2006’daki ölümünden sonra da hak edilmiş bir ünü taşımış hep, taşımaya da devam ediyor. Artık aramızda olmasa da ruhu, kendi adını taşıyan mekânda her daim hissediliyor. Bir kere daha kapıdan girişinizde karşılıyor sizi güzel ve gülen yüzüyle. Kurtuluş’ta 70’li yıllarda açtığı meyhanede, onun koyduğu kurallar yaşatılmaya çalışılıyor hâlâ. Hâlâ masaların üzerinde muşamba örtüler var onun dönemindeki gibi, hâlâ bahçedeki asmaların altında serin serin demleniyor; sohbet ediyor insanlar, mezeler de aynı ustanın elinden çıkıyor.

KaanA-Meyhane-07-Niyaz-Elif

Kendi küçük, marifeti büyük

Sonra Küçük Meyhane var mesela, Tomtom’da. Adı gibi küçük bir mekân burası ama marifeti büyük. İki sevimli hanım işletiyor Küçük Meyhane’yi. Biri Niyaz Arığ, diğeri de Elif Tekir. 2011’den beri ortaklar. Aslen makina mühendisi olan Niyaz Hanım, meyhanenin idari işlerinden; işletmesinden sorumlu, Elif Hanım ise mutfaktan. İkisi de hoşsohbet, ikisi de işlerine saygılı, ikisi de dost canlısı. İki tatlı ortak, sadece benim gibilerle değil herkesle tanışıyor, sohbet ediyor, ikramlarda bulunuyor. Samimiyet doğalarında var yani. İyi ki de böyleler. Onların pozitif enerjisi misafirlere de geçiyor.

KaanA-Meyhane-07-SalihaT

İşinin hakkını veriyor

Anmak istediğim üçüncü kadın meyhaneci, Samatya’daki Kuleli Meyhane’nin sahibi Saliha Tarar.

Doğma büyüme Samatyalı Saliha Hanım. Kuleli Meyhane (Ato’nun Yeri), ona 2007’de kaybettiği mahallenin çocuğu, eşi Atilla Bey’den yadigar. Zaten 1977’de açılan dükkânla yıllardır ilgileniyormuş ama eşini kaybedince resmen patron olmuş Saliha Hanım. Tuttuğunu koparan türden bir hanımefendi. Hafif sinirli ama oturup konuşunca bunun hayatın zor şartlarından kaynaklandığını anlıyorsunuz büyük ölçüde ve hak veriyorsunuz kendisine. Samatya’nın en eski meyhanelerinden birini tek başına yönetmek kolay değil tabii… İşinin hakkını verdiğini söylemem gerekiyor.

Karışmadan olmaz!

Karışma Sen ile devam edelim: İstanbul’un görmüş, geçirmiş semtlerinden Cankurtaran’da, sahilde konuşlanan neredeyse 80 yıllık mekânın sahibi, Diana Zoto 2008’den beri. Diana Hanım, mezeleri kendi elcağızıyla yapıyor hâlâ, taraması anneanne tarifi, lezzeti dillere destan. Sırf tarama mı, bir uskumru fümeleri var ki damakta lezzet patlamaları yaratıyor. Yediğim en iyi yaprak ciğerlerden biri de burada sonra…

KaanA-Meyhane-07-EsinS

Ne mutlu onlara, ne mutlu bize…

Cihangir’in ilk kadın meyhanecisi Demet Kalabak (Demeti’nin ortaklarından), Toprak Göktaş (yine Cihangir’deki Aliye’nin ortaklarından), önce Beşiktaş’ta dükkân açan, sonra ikincisini Moda’ya taşıyan Sıdıka Karaman (Sıdıka Meze Restoranı’nın kurucusu), üniversiteden sınıf arkadaşım Didem Eylem Çolakoğlu (Asmalımescit’in güzellerinden Sofyalı 9’un ortaklarından), zarafet sahibi Esin Şerbetçi (Asmalımescit’teki Şehbender’in kurucusudur kendisi. Birkaç yıl önce dükkânını devretse de benim için Şehbender onunla var olmuştu, o yüzden bu Latif hanımefendiyi anmadan geçmeyeyim istedim), Mercan Dilek Anıl (Nişantaşı Valikonağı Caddesi üzerindeki 60 küsur yıllık Yekta’nın işletmecisiydi ben kendisini tanıdığımda) ve yeni tanışıp sohbetinden etkilendiğim Deniz Şahin (Bomontiada’daki Kiva’nın işletmecisidir kendisi) erkeklerin dünyasında yılmadan, dur durak demeden çalışıp güzellikler üreten benim tanıdığım, sohbetlerine, dünyalarına girdiğim ve sevdiğim isimler.

Girişte söylediğim gibi; kadın eli değen meyhaneler, işletmeler, sektöre yeni bir soluk kazandırmanın ötesinde erkekleri de kibar, efendi ve dikkatli olmaya davet ediyor. Ne mutlu onlara ve ne mutlu bize…

BURSA YEME İÇME REHBERİ Previous Post
AYIN ŞEFİ | MAKSUT AŞKAR Next Post