MAYIS (EYYAM-I RÛZ-I HIZIR) KASIM (EYYAM-I RÛZ-I KASIM)

adnans-takvim-05

5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece güneşin Ülker burcuna girdiği bir zaman parçası. 8 Kasım bütün özellikleriyle kışın başlangıç tarihini, 6 Mayıs’a rastlayan hıdrellez günü de gerçek anlamda yazın başlangıç tarihini oluşturur. Pek çok arşiv belgesi, Osmanlılar döneminde devlet nezdinde bile işlerin yılın bu iki mevsimine, yani “rûz-i Hızır’dan (Hızır-İlyâs’tan) rûz-i Kasım’a” veya “rûz-i Kasım’dan rûz-i Hızır’a” kadar olan iki döneme göre planlandığını gösterir.

Takvimlerin çoğu iki temel esasa, Güneş’e ve Ay’a dayanır. Güneş esaslı takvim, Dünya’nın Güneş’e göre dönme ekseninin açısını temel alır. Ay esaslı takvim, Ay’ın tam devrelerini (sinodik ayları) temel alır.

Bu kısa takvim ve mevsim ilişkisine göndermeden sonra bu yazıda daha çok “Halk Takvimi”ne ilginizi çekmek istiyorum.

Halk takvimi belli bir yörenin iklim koşulları ve hayati faaliyetlerine dayalı olup, uzun ve sabit tecrübeler sonucunda oluşan; o milletin mitolojik, törelik, tarihî, dinî ve hayat şekli özelliklerine dayanan mahallî nitelikli zaman bölümlemeleridir.

Ancak bu takvim son elli yıldır yeni nesil tarafından pek bilinmeyen, gayr-ı resmî takvimdir. Burada ilginç bir bilgi vermek gerekirse; her farklı coğrafyanın kendine has bir halk takvimi olabilir. Bunun açıklaması her coğrafyanın farklı iklim, tabiat ve bu çerçevede gelişen hayat biçimleridir. Dünyanın diğer bölgelerinde nasıl işlediği hakkında çok bir fikrim yok ancak Anadolu kırsalında tarım ve hayvancılık ekseninde her faaliyet aslında halk takvimi dediğimiz düzen içinde işler. Yani halk arasında kullanılan ismi ile “eski hesâp”, “kocakarı takvimi” gibi…

Türkiye’deki halk takviminde yıl; kırsalda yaşayan halk arasında sıcak günler için Hızır (Eyyam-ı Rûz-ı Hızır), soğuk günler için Kasım (Eyyam-ı Rûz-ı Kasım) olarak ikiye ayrılır. Bu ayrım, umumi olarak iki mevsimi kabul eden eski bir takvim anlayışına dayanır.

Amacım meteorolojik bilgiler ile beyninizi doldurmak değil. Amacım mevsimler ve mutfak arasındaki ilişkiye ışık tutmak. Hep söyleriz: Mevsimsel beslenelim. İşte halk takvimi bu anlamda çok önemli çünkü coğrafya eksenli bu takvim ürünlerin hangi mevsimde ideal duruma geldikleri hakkında temel ve gerçek fikirler verir.

Kuzuların doğum tarihinden domatesin toplama zamanına kadar hemen her tarımsal hatta yaşamsal faaliyetin arkasında halk takviminin gerçekleri yatar. Bu gerçekler ile yabancılaştıkça bilmeliyiz ki sağlıklı mutfak ve sağlıklı yaşamdan uzaklaşırız.

Sağlıklı beslenmenin temel ilkeleri bana göre, coğrafya-iklim-tohum-insan denklemi ile ifade edilebilir. Yani; doğru coğrafya, doğru zaman, doğru tohum ve doğru uygulama…

Gelelim şimdi mevsim ve mutfak arasındaki ilişkinin sonuçlarına. Adı Mustafa; Kastamonu, Cide ilçesinden. Onun deyimi ile doğum tarihi 1926; Allah uzun ömürler versin. Bir sabah erken saatlerde elinde iki büyük çuval ile Mustafa amcayı görünce inanın çok şaşırdım hem taşımayı başardığı çuvalları görünce hem de o yaşta birçok insanı hayata küsmüş, eve kapanmış bildiğim için bu enerjiye hayran kaldım. Bana tek tek çuvalların içindeki şifalı otları anlattı. Sesi gür ve neşeli… Her iki kelimeden birisi “şükür” olan ve sırtında sadece bir ceketi ile yağmurda dolaşan bu muhteşem insana “Amca kış geliyor; kışın gribe dikkat et!” dediğimde “Yanıma bile yaklaşamaz!” dedi. O kadar kararlı bir ses tonu vardı ki inanamazsınız.

Elbette sağlık konusunda öncelikli çareyi tıpta ve doktorlarda arayacağız. Ancak doğayı ve yaşam tecrübelerini hafife almamalıyız. Mustafa amca ne alaylı bir şifacı ne de sağlık adına insanları soymak üzere kurulmuş düzen içerisindeki şarlatanlardan biri. Mustafa amca yaz kış demeden çalışıyor, nazar değmesin dimdik. Anadolu’da yüzlerce, binlerce Mustafa amca var.

Natürel yaşamın içinde, günlük hayatımızda bol reklamlı yüzlerce çeşit, ne olduğu belirsiz yiyeceği ve içeceği tanımayan, doğanın gücüne inanmış bu insanlar da elbette hastalanıyorlar ve doktorlara ihtiyaç duyuyorlar. Ancak bizler gibi en ufak rahatsızlıklarında yatak döşek olmuyorlar. Peki, ne yapmak lazım? Bence basit, Anadolu’da unutulmaya başlayan mutfak alışkanlıklarını ve geleneklerini hatırlayın ve taklit edin. Çünkü bu alışkanlıklar yüzyıllarca derinliğe, deneyimlere ve mevsimlere göre beslenme ilkesine dayanır.

Bu düşüncemi destekleyen küçük ama önemli bir bilgiyi paylaşmak istiyorum. Çok çok eskiler ya da bilenler adına “hılt” diyorlar. “Ahlat-ı Erbaa” (Bir şey ile karışan dört sıvı, dört hılt, dört halt) demek olup, bedendeki sağlık dengesini düzenleyen “kan, balgam, safra ve sevda”dan oluşuyor. Buna “Seyyâlât-ı Erbaa” (dört akışkanlar) deniliyor. Her bir hılt, insan vücudunda farklı vazifeler görmektedir. Vazifelerini yaptıkları müddetçe kişinin mizacı dengelenip, sağlıklı hali sürer. Ancak herhangi birinin diğeri üzerine galip gelmesi halinde Emraz-ı cismaniye (hastalık) baş gösterir.

Yüzyıllar önce başlayan mevsim ve beslenme ilkesini, mevsim ürünleri yemek gibi bir alışkanlıkla desteklemek lazım. Her hıltın mizacında sıcak veya soğuk, kuru veya rutubetli bir yapı mevcuttur ve bunların artması hastalığı getirmekte, tedavisi de ancak onun zıddı tabiat içeren bitkilerle dengelenmektedir.

Eskiler ısınanı soğutmuş, soğuyanı ısıtmış; kuruyanı rutubetlendirerek, rutubetleneni de kurutarak tedavi uygulamışlar. Yani eskilere göre tıp bir ilim olmak yanında bir kültür olarak da yaşamıştır.

Efendim dönelim Mustafa amcaya ya da onun gibi yaşayanlara. Onlar televizyon reklamlarındaki yönlendirmeler, günübirlik çözümler ya da tesadüfler ile değil gelenekleri ile yaşıyorlar. Şarlatanlıklara itibar etmek yerine yüzyıllara dayanan ve bilimin destek verdiği, coğrafyalarının beslenme kültürünü yaşıyorlar. İşte bu beslenme şekline “mevsime uygun geleneksel beslenme” deniyor.

Geleneksel beslenme tarzına sahip olanlar “analı kızlı”nın bir çorba olmadığını bilirler. Onları reklamlar ile kandıramazsınız. Onlar eriştenin ne olduğunu, Şebit mantısının ne olduğunu, bilirler.

Hani genel olarak cahil olarak adlandırdığımız Ayşe teyze var ya kendi ineğini de doğurtur, mecbur kalırsa komşusunun çocuğunu da. Hangi mevsimde ne ekilir, ne biçilir, hangi mevsimde ne yenir bilir. Pelver yapmayı, pekmez yapmayı, erişte kesmeyi, şehriye dökmeyi, leylek fırtınasını, zemheriyi bilir.

Bizim kitaplardan öğrendiğimizi onlar yaşayarak öğrendiler. Peki, şimdilerde sözüm ona bilinçli ve kültürlü kaç hanımefendi bunları bilir?

İşte tüm bu nedenler ile mevsimlere, geleneklere itibar edin. Dün deli dana, kuş gribi, bugün domuz gribi; yarını hiç bilmiyoruz. Bilimden uzaklaşmadan, geleneksel ve halk takvimine uygun mevsimsel beslenme biçimi ile yaşamayı öğrenmekte fayda var.

LAKERDAYA GÜZELLEME Previous Post
MEVSİMLERDEN İSVEÇ Next Post