MUTFAK PENCERESİNDEN ANILARIMIZ VE UMUTLARIMIZ

adnans-mutpenc-01Abdülhak Şinasi Hisar “Gündelik işlerin ağırlığı ile yorulan zihinler daha ilkel eğlencelere düşkün oluyorlar. Hayatın çabukluğu insanları bir bakıma dikkatsizliğe iteliyor; sinema insanları tadılması kolay beğenilere dadandırıyor; gazeteler okurları son derece hafif bir edebiyata, yüzeysel bir meraka alıştırıyor; edebiyat kutsal aşamasından eğlence derecesine iniyor; hatta eskiden kutsal sayılan tarihin bile, yüksek bilimsel aşamasından inerek, romanlaştığını ve eskiden bin güçlükle yazılan tarihi hayatların şimdi pek kolaylıkla romanlaştırıldığını görüyoruz.” sözleri ile nasıl bugünlere işaret etmiş değil mi?

Bugün sadece karın doyurmak adına yemek yiyenlere, mutfak kültürünü dar kalıplar içinde düşünenlere de bir başka açı dan seslenmiyor mu sizce? Hal böyle iken önemini hiç bir zaman yitirmeyen büyülü kent İstanbul’dan yıllarca lezzet fısıltıları yayılmış dünyaya ve bu lezzet fısıltıları içinde yaşayanlar, İstanbul’un nimetlerinden alabildiğine yararlanmasını bilmişler. Öyle ki, palamut ve ton balıkları bir dönem kentin simgesi haline bile gelmişler. Osmanlı dönemlerinde Müslüman halkın aksine, özellikle kentte yaşayan Hıristiyan ve Museviler deniz ürünlerinden olabildiğince yararlanmışlar. Bu hikâye çok uzun çünkü nerede ise bütün kültürlerden izler bulursunuz İstanbul’da; bu izlerin anıları yıllardır anlatılır. Aslında İstanbul bugün yaşayanların bütün umursamazlığına rağmen hâlâ olağan dışı güzelliklerin şehri, mutfak meraklıları için derinliği olan bir atölye…

İstanbul’da çok şey unutulmuş ya da unutulmaya aday. İstanbul aşığı eski İstanbullular; “Ne topik kaldı adam gibi ne midye dolması; lüferi nerede ise unuttuk. Torik lakerda azaldı. Restoranlara eskiden bakımlı gidilirdi. Şimdi restoran, lokanta, kafe gibi ayırımlar kalmadı; her şey ucubeye döndü,” diyorlar. “İyi bir puf böreği ya da talaş böreği yemeyeli çok oldu.” sözleri ile aslında özlemlerini de paylaşıyorlar.

Sizce İstanbul eski görkemli günlerine dönecek mi? Yarınlarda çocuklarımız İstanbul’u varlıklarının parçası sayacaklar mı? Unutmamalıyız; zaman, ona dünü, bugünü ve yarınıyla baktığımız zaman değer kazanır. Burada sorumluluk; yerel ve evrensel büyüklüğün de sorumluluğunu taşımaktır.

Çocuklarımıza “Bu topraklar senin!” dedirtecek bir tavır içinde olmamız lazım. Son elli yıldır hangi öncelikler ile büyüyebileceğimizi tartışıyoruz. Teknoloji başka ülkelerde gelişimin aracı olurken bize oturduğumuz yerde kalmayı öğretti. Büyük tehlike; ekranda, sokaklarda, çıkarlar uğruna önümüze konmaya başlandı. Kaybolan sadece lezzetler değildir; anılarımız ve umutlarımızdır aslında…

BİR TÜRLÜ KENDİMİZ OLAMADIK Previous Post
DEĞİŞİMİ ÖNGÖREN SANATÇI: ŞARAPHANE ŞEFLERİ Next Post