Rüzgârın ve Huzurun Sahili MESUDİYE

SalihaK-Mesudiye-06

Datça’da deniz ak köpüklü, yeşilli, mavili öylesine bir cennet ki “Aphrodite bu sularda yüzmüş” diyor yöre sakinleri. Antik Knidos kenti, Batı Anadolu tarihinin hemen hemen bütün izlerini barındıran bu yarımadanın tam ucunda.

Yeryüzü cenneti bir yarımada; Datça… Ege ile Akdeniz’in coğrafi olarak birbirinden ayrıldığı yer ya da tam tersi; yosun yeşili, turkuaz mavisi, hareli, gümüş balıklı suların birbirine dalga dalga koştuğu, kucaklaştığı bir dünya cenneti…

Ege ve Akdeniz’i buluşturan yarımadayı zarif bir dantel gibi sarmalayan kıyılar, rutubetsiz havası ve turkuaz denizi, sizden dost selamını esirgemeyen yöre sakinleriyle rüzgârın başkenti…

Datça çok cömert. Eski Datça’nın renk renk begonvillerle süslenmiş evleri, Arnavut kaldırımlı sokakları, mavi pervazlı huzur dolu pencereleri ve tabii ki pırıl pırıl denizi, tüm köyleri, tüm koyları ile size orada olmanız için sınırsız bir kaynak sunuyor.

Doğal Şifa Üssü

Dedik ya çok cömert; insana hem Ege’yi hem Akdeniz’i aynı anda gösterir. İki denizin rüzgârları, Datça’da havayı da toprağı da bereketlendirir. Otlar ve çiçekler insanın eczanesi olur.

Datça yarımadası doğal şifa üssü; çam ağaçlarının yanında yüzlerce yıllık zeytin ağaçları, bilgeliğin anıtı gibi yol kenarında, tarlada, bahçede her an karşımıza çıkıyor.

Neredeyse Datça’nın tüm köylerinin ovaları badem bahçeleriyle kaplı. Keşfedildiği günden beri insanlığa şifa olan badem Datça’nın simgesi. Tarihçi Strabon’un “Tanrı, insanın uzun ömürlü olmasını isterse onu Datça’ya bırakır.” sözü boşuna değildir.

Datça’nın 18 km Uzağındaki Cennet

Datça’da her patika dünya güzeli bir koya, bir köye açılır. Mesudiye, Datça’nın birbirinden güzel köylerinden birisi. Datça’dan sonra 18 kilometrelik muhteşem çam ağaçlarıyla kaplı, bol kıvrımlı yol sizi Mesudiye’ye götürür. Mesudiye’ye ulaştığınızda denizin lacivert rengi göz bebeklerinizi boyar. Hemen aşağıda Hayıtbükü boylu boyunca uzanır. Bu köyün girişi bizi en doğal ihtişamıyla karşılar.

Mesudiye sapağı öncesi tepeden baktığınızda ise gözünüze ilk çarpan, denize doğru dev bir kaplumbağa gibi uzanan Adatepe, Mesudiye ve Hayıtbükü koylarıdır. Kaplumbağa uzun bir ömrü, bilgeliği, sabrı sembolize eder. Tüm bu özellikler yörenin insanında da mevcut.

SalihaK-Mesudiye-ortam

Sahili Huzur Dolu Köy: Mesudiye

Mesudiye yukarıdan ovaya doğru, eğimli bir alana kurulmuş. Küçük bir köy Mesudiye, nüfusu bini geçmiyor. Köyün sokakları, evlerin bahçeleri badem, zeytin, nar ve narenciye ağaçlarıyla kaplı; evlerin bahçelerinden sokaklara taşan rengârenk güller, sardunyalar, begonvillerle dolu. Bahar-yaz aylarında Mesudiye sokaklarında dolaştığınızda yasemin, hanımeli, tepelerden yaz meltemleriyle gelen kekik kokuları “cennetteyim” hissini yaşatıyor. Bol oksijenin ve doğanın yaşattığı sarhoşluktan sıyrılmak için yapmanız gereken biraz yürüyerek ünü dünyaya taşmış büklerden birinin sularına kendinizi atmak.

Hayıtbükü doğal bir liman. Bu nedenle yıllardır yerli ve yabancı yatçıların konaklama yeri. Liman yıllar önce, köyün kara ile bağlantısının çok kısıtlı olduğu dönemlerde, Mesudiye’nin dünyaya açılan kapısı olmuş. Pek çok deniz tutkunu bilerek ya da bilmeyerek bu köye uğramış, tanıma fırsatı elde etmiş.

Mesudiye’nin Şaşırtıcı Mutfağı

Koylarının, doğasının yarattığı fark yat turizmi için her ne kadar cazibe merkezi olmasını sağladıysa da Mesudiye’nin ününe ün katan en önemli etken şaşırtıcı ve yaratıcı mutfağı olmuştur.

Mesudiye; ot yemekleri, doğal sebze-meyveleri, çok çeşitli deniz mahsulleri, badem, bal ve yerel ürünleriyle çok zengin bir mutfağa sahip. Mesudiye’nin koylarında var olan restoranların büyük çoğunluğunu Mesudiyeli yerel halk işletiyor. Bu da size yerel tatları deneyimleme şansı sunuyor.

2012 yılında kurulan “Eat With” topluluğu çok ilgi gören bir harekete dönüştü. Hareketin sloganı; “Yerel gibi yaşam deneyimi”. Gastronomik turlarda ilkeleri; “yerel halkla bağ kur; onların sofralarına konuk olup ev yapımı yemeği ve hikâyelerini paylaş”. Buralarda bu slogan oldum olası geçerli.

SalihaK-Mesudiye-09

Her Biri Birbirinden İlginç Yemek İsimleri

Yıllardır buraya gelen yabancı ve yerli konuklar kendilerini buranın zamanına bırakırlar; onların sofralarının ve hikâyelerini bir parçası olurlar. Mesudiyeliler gelen misafirleriyle güçlü bir bağ kurarlar. Bu bağ Mesudiye’ye tekrar gelmek için mükemmel bir neden yaratır.

Mesudiye; mutfağın ve yerel kültürün tam anlamıyla tadına varılacak destinasyonlardan biri. Yemek isimleri bile tek başına o yemeği deneyimlemek için yeterli olabilir.

Papatya saplarından yapılan dalleme ceplemesi, nohutla pişirilen kenger, yabani bezelyeden yapılan mördümük çorbası, düğünlerin vazgeçilmezi lokum pilavı bu yemeklerden bazıları…

Dalleme Ceplemesi

Çiçeklenmemiş papatyalar toplanır. Gövde üzerindeki yapraklar sıyrılır, kalan gövdeler haşlanır. Bir tavada un kavrulur, salça, limon, sarımsak ve su eklenir. Kıvam alınca, haşlanan dalların üzerine dökülür.

Könger

Bir miktar nohut haşlanır. Zeytinyağında hafifçe soğan sarartıldıktan sonra üzerine domates, kırmızıbiber doğranır. Haşlanmış nohutlar ve kenger ilave edilerek çok az suyla pişirilir.

SalihaK-Mesudiye-lokum

Lokum Pilavı

Hamur açılıp geniş parçalara ayrıldıktan sonra küçük kare parçalara bölünür ve pişirilir. Sosu için bol soğanla kıyma kavrulur. Biraz karabiber ve haşlanmış nohut karıştırılarak pişirilir. Daha önce pişirilen hamurun üzerine dökülüp sıcak servis edilir.

Yaratıcılığın Sınırlarını Zorlayan Koşullar

Savaşlar, kıtlık ve coğrafi afetler gastronominin sınırlarını hep zorlamıştır. Bu gibi felaketlerde insanoğlu doğanın sunduğu nimetlerden daha ön yargısız yararlanmasını öğrenmiştir. Bu durum Datça yarımadası için de böyle olmuştur. Bölge halkı II. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan buğday kıtlığını, palamudun meyvesinden elde ettikleri unla ekmek yaparak aşmış. Yaşam ve çalışma koşulları sadece günümüzde uzun saatlere endeksli değil. Geçmiş dönemlerde tarlada çalışma zamanları uzundu. Bu durum yemek hazırlama süresi için önem arz ediyordu.

Eskiden bütün aile fertleri neredeyse yılın yarısında şafakla tarlaya gider, akşam karanlığında dönerlerdi. Evin kadınları böyle zamanlarda hazırlaması kolay yemekler keşfetmişlerdir ki bu yemeklerden biri de ‘sepmece’ydi. Bir tutam labada, bir tutam yeşil sarımsak sapı, bir tutam taze nane, iki su bardağı dolusu bulgur tenceredeki su kaynamaya başladığında koyulup suyu çekene kadar pişirilir; sonra ocaktan alınarak üzerine çiğ zeytinyağı gezdirilip karıştırılır ve “sepmece” sofraya gelirdi.

Küçük Köyün Büyük Kültürel Birikimleri

Geçmişte Mesudiye ve civar köylüler tarlada çalışırlarken pratik yoğurt yapmayı öğrenmişler. Sığırlar ve keçiler sağılır, sütün içine dövülmüş yeşil harnup atılır. Harnup sütü kestiğinden, beş on dakikada yoğurt hazır olurdu. Böyle mayalanan yoğurda “gölemez” denirdi.

Harnup da birçok bitki gibi geçmişten günümüze çok amaçlı tüketilmekte ama yine geçmiş zamanlarda, hammadde sıkıntısı olduğu dönemlerde şeker ihtiyacını karşılamış. Doğrudan yenildiği gibi; pekmez olarak ve suda kaynatılarak, bulamaç yapılıp tatlı yerine tüketilmiş.

Mördümük çorbası

Yabani bezelyeler haşlanır. İnce doğranmış soğanlar zeytinyağında pembeleşinceye dek kavrulup; yabani bezelyeler ilave edilip, koyulaşıncaya kadar pişirilir.

Çekmelva

2kg un tencerede sapsarı oluncaya kadar kavurulur. Başka tencerede 1kg bal kaynatılır; ikisi soğuyunca bir tepsinin içine alınarak karıştırılır. En az iki kişi tarafından tepsinin içinde çekiştirilerek, döndürülüp karıştırılır. Hamur apak bürümcük, yani tel tel olduğunda helva yemeğe hazır olur.

SalihaK-Mesudiye-badem

Başrolde Badem Var

Son 100 yıldır bu bölgenin lokomotif ticari bitkisi badem oldu ve bu durum mutfağı da etkiledi. Badem çağla olarak zeytinyağlı yemeklerde, mezelerde, salatalarda kullanılıyor; köftesi yapılıyor. Yerel tatlılardan damat tatlısı, pelize tatlısı, oklavadan çekme; hepsi içine bol badem konarak yapılıyor. Bunların yanında salebe benzer badem kahvesi de gözde.

Datça’nın pek çok köyü gibi Mesudiye de genel olarak bahar ve yaz aylarında tatil için tercih ediliyor. Muhteşem denizi, şahane bitki örtüsü gelenleri büyülüyor. Bir de koylarda var olan restoranların taze deniz ürünlerinden oluşan menüleri, lezzet bakımından insanı çok mutlu ediyor. Bölgenin coğrafi ve iklimsel yapısı dört mevsim tatili mümkün kılıyor.

Her Mevsim Size Uygun Bir Şeyler Bulabilirsiniz

Mesudiye bahar ve kış aylarında size iyi bir dinlenmeyi ve mevsimsel ürünlerden hazırlanan ilginç yerel yemekleri tatma ve hazırlama deneyimi sunuyor. Bu mevsimlerde doğa yürüyüşleri yanında, etraftan toplayacağınız malzemelerle lezzetli sofralar hazırlayabilirsiniz. Kasım ayında ilk yağmurlar başladığında mantarlar çıkamaya başlar. İlk önce nadir bulunan ve çok lezzetli olan arapelli mantarıyla çintar çıkar.

Mantar Mantar Mantar

Şubat sonu, Mart başında kuzugöbeği çıkar. Çintarın, diğer bölgelerden farklı olarak, “cepleme” yemeği yapılır. Çintarlar yağda kavrulur; ayrı bir kapta un kavrulur. Salça, karabiber, sarımsak, limon ve su eklenerek kaynatıldıktan sonra karışım çintarların üzerine dökülüp yemeye hazır hale getirilir. Yemekte size eşlik edecek bir kadeh şarap hem lezzeti artıracak hem de gün boyu dağ tepe gezerken ortaya çıkan yorgunluğu azaltacaktır.

Şubat ayının ortalarında badem çiçeklerinin açmasıyla Mesudiye beyaza bürünür. Gece olduğunda tüm ovaya ve sahile badem çiçeklerinin kokusu dağılır. Şubat ortasından Mart başına kadar Mesudiye ve civarı beyaz geceleri yaşar. Çiçekler, çağlaya durmaya başladığında çağla ve taze baklayla yapılan zeytinyağlı yemeği belki de ilk defa tadıyor olabilirsiniz.

Yine kış sonu sebzelerinden baklayı haşlayıp bir sıra bakla, bir sıra lor peyniri, bir sıra iç bakla, tekrar bir sıra lor peyniri dizip, üzerine kızgın yağ gezdirip, sıcak meze olarak rakının yanında sunabilirsiniz.

Kasım-Aralık Zeytin Zamanı

Tıpkı badem gibi zeytin de bu bölgede önemli yer tutar. Eğer Kasım ayında yolunuzu buraya düşürürseniz hasata katılırsınız. Zeytin toplama işinde herkes birbirine yardım eder. Bu yardımlaşmaya ‘ödünç’ denir. Burada her öğünde zeytin olur ve bu zeytine “kemikli kavurma” denir.

Bir bayram coşkusu yaşatan Datça pazarı da mutlaka deneyimlenmeli. Pazarda bal, badem, zeytinyağı sabunu, kabuk tarçın, nazar boncuğu, fesleğen, deniz kerevizi, acur, pomelo, çökelek peyniri bulmak mümkün. Hepsi taze, hepsi rengârenk.

Şifa Yüklü Çaylar

Datça’da, hayatınızda duymadığınız şifa yüklü çaylar içebilirsiniz. Narpız, kekik, adaçayı, karabaş, garağan, sepsuyu, elmascık, karpuz gibi…

Mesudiye fırının ekmekleri de özel lezzete sahiptir; hamuru mayalarken içine tarçın ve çörekotu koyarlar. Ekmeği sofraya getirdiğiniz an karşı koyamayacağınız bir koku yayılır.

Mesudiye’nin Koca Yürekli, Dürüst ve Nazik Sakinleri

Mesudiye uzun ömrün bilgeliğine, yaşamın içinde öğrenilen sabra sahip insanların yaşadığı bir köy. Sahip oldukları doğal ve yerel zenginliklere saygı duyan, bu zenginlikleri buraya gelen misafirlere anlatma ve paylaşma nezaketine sahip, sabırlı bilinçli insanlar… Burada doğayla kavga yok; uyum var. Bu küçük köyde geçireceğiniz zamanda yemeğin ve yaşamın tadına varıyorsunuz. Bu köyde dört mevsim tabiatın güzelliğine şahitlik ediyor, narından incirine bol bol mevsimsel lezzetlerden yiyip içip şükrediyorsunuz. Buraya gelmeniz için çok nedeniniz var.

 

BU MEVSİMDE DE İYİ BALIK YEMEK MÜMKÜN Previous Post
YÜKSEK RAKIM BAĞCILIĞI Next Post