Warning: Undefined variable $post in /home/mutfakmagazin/public_html/wp-content/themes/zox-news/amp-single.php on line 12
Warning: Attempt to read property "ID" on null in /home/mutfakmagazin/public_html/wp-content/themes/zox-news/amp-single.php on line 12 Eşkenar Üçgen: Doğa, Sağlık ve Anadolu - Mutfak Magazin
/home/mutfakmagazin/public_html/wp-content/themes/zox-news/amp-single.php on line 77
https://mutfakmagazin.com/wp-content/uploads/2019/05/AdnanS-Eskenar-01-1000x600.jpg" width="36" height="36">
İnsan vücudunun nerede ise bütün duyularına seslenen mutfak, tüm dünyada
insan yaşamının en etkin ve güçlü yapı taşı olmuştur. Mutfak insanlar doğmadan
başlayan ve hayata veda edilene kadar kesintisiz devam eden bir sürecin, yaşam
adına en somut ifadesidir. O kadar kanıksanmıştır ki, kimi zaman ne kadar
yaşamsal olduğu unutulmuş ve kaygı verici boyutlara gelmiştir. Açık yüreklilik
ile hayatımızda mutfaktan daha hayati ve sürekli bir şey yoktur, diyebilmek
mümkündür. Peki, bu kadar yaşamsal bir konu aynı oranda ciddiye alınıyor mu? Korkarım
ki, hayır…
Bugün tüm dünyada insan
sağlığı, mutfak ile direk ilişkilendirilir; birçok hastalık doktorlar
tarafından beslenme bozuklukları ile açıklanır. Özetle canlıların varoluş
temelinde ‘sağlıklı beslenme’ vardır. Ancak insanlar sadece beslenmezler. İnsan
olmak vasfı salt olarak karın doyurmayı reddeder; çünkü diğer canlılar da karın
doyurur. İnsan; isteyerek, düşünerek ve
seçerek yer.
Sağlıklı mutfak kavramına en uygun mutfak, kanımca tüm dünyada ‘halk mutfakları’dır; çünkü geleneksel mutfaklar yüzyıllar içinde deneme yanılma yoluyla doğal bir kabul ile gelişmiştir.
Anadolu’da bütün
bölgeler, kendi iklim ve coğrafya koşullarında bir beslenme şekli
oluşturmuştur. Bu beslenme biçimlerinin önemli bir bölümünde yabani, yenilebilir
otlar yer alır. Otlar hayatımızın hemen her aşamasında o kadar çok konuda
kullanılır ki tahmin etmekte zorlanabilirsiniz.
Otlar; çay veya baharat
olarak ya da hastalıkların tedavisinde; kimi zaman toprak yorgunluğunu azaltmak
için tarımda; bazen arıların polen ve bal yapımında destekleyici olarak ve sayamadığım
birçok başka kullanım alanı yanında, süs bitkisi olarak ve tabii ki
lezzetlendirici ve bazı bölgelerde sofraların tamamlayıcısı olarak kullanılır.
Her ne kadar
kültürümüzde hayvan yetiştiriciliğinin önemi bitki yetiştiriciliğinden önde
gelse de halkın geleneksel olarak çevresindeki doğadan faydalanma içgüdüsü, sağlıklı
yaşama dair gösterdiği refleks, Anadolu’da otların birçok alanda kullanılmasını
getirmiştir.
Birçok yabancı ot, yılda
birden fazla toplanabilir. Yazın çayırlar biçildikten sonra aynı bitkileri taze
olarak tekrar bulabilmek mümkündür. Birçok bitkinin sadece yaprak ve çiçeği
değil kökleri de kullanılır. Yenebilecek bütün otlar pratik olarak bağ, bahçe, tarla,
çayır, mera, yol kenarları, su kenarları ve yetişmesine uygun her yerde
bulunabilir. Ancak bu otların her yerden
toplanmaması gerekir. Trafiğin yoğun olduğu yol çevrelerinden, yeni gübrelenmiş
bağ, bahçe, tarla, çayır ve meralardan, fabrika çevresinden, şehir çöplerinin
döküldüğü alanlardan ot toplanmamalıdır.
Buralarda hem toprak, hem su, hem de hava kirliliği sağlığı bozacak
oranlarda yüksek olmaktadır. Bu alanlar her türlü zehirli maddeleri
içerdiğinden dolayı, sadece insan sağlığı için değil hayvan ve bitki sağlığı
için de olumsuz ortam oluşturmaktadır.
Aslında hepimiz biraz dikkatli olarak sağlıklı ve temiz bitkileri
toplayacak yeteri kadar yer ve zaman bulabiliriz. Ancak toplarken de dikkatli
davranmak gerekir; zira aynı bitkiye daha sonra da ihtiyaç duyulacağı
unutulmamalıdır. Organik (doğal, biyolojik, ekolojik, sürdürülebilir) tarım
olarak nitelenen ve her geçen gün uygulaması artan tarım alanlarından herhangi
bir şüpheye kapılmadan rahatça otlar toplanabilinir.
Doğada bitki toplarken,
en taze yaprak ve sürgün ile en baharatlı kısmı alınmalıdır. En doğru toplama
usulü ise bitkinin taze kullanılacak kısımları keskin bir bıçakla alınırken,
diğer kısımlarına zarar verilmemelidir. Yaprakları alınacak bitkilerin makasla
sadece fazla zarar vermeden kullanılacak kısım alınmalıdır.
Yenilebilir yabani
otlar toplamak isteyenler doğayı iyi tanımalı, hangi bitkiyi nasıl toplaması
gerektiğini bilmelidir. Bilimsel araştırmalara göre ülkemizde belirlenen 9500
tür bitkinin 3000’i
endemiktir; yani dünyada sadece ülkemizde bulunmaktadır. Yok
edildiklerinde insanlık açısından önemli bir dünya mirası da geri gelmemek
üzere kaybolup gidecektir.
Bitkilerde genel olarak belli bir kısım toplanır; papatyanın çiçeği, nanenin
yaprağı, meyan otunun kökü, kuşburnunun meyvesi, meşenin kabuğu, ketenin
tohumu, mürverin çiçek tomurcuğu gibi…
Kök ve kök parçalarının hasadı, gıda maddesinin kökte en fazla biriktiği
sonbaharda toplanır. Şevketi Bostan bu
türe iyi bir örnektir, kurutulacak kök bitkiler ise kurutulmadan önce yıkanarak
topraktan arındırılmalıdır; bu türe en iyi örneklerden biri Zencefil olabilir. Yaprak hasadı
yapılan bitkilerde toplama, çiçeklenme zamanında yapılmalıdır; yapraklar tam
olarak gelişmiş ve böceklerce yenmemiş olmalıdır.
Kabuk ve tomurcukların toplanması genel olarak ilkbaharda yapılmalıdır.
Özellikle yaprakları, çiçekleri veya kendisi toplanan bitkiler yağışsız
günlerde, özellikle çiğ kalktıktan sonra toplanmalıdır.
Lezzetli bir sağlık
arayanlar için çare, doğanın kendisidir; sadece biraz ilgili olmak yetecektir.
Genel olarak, hazırcı yaklaşım tarzımız ve büyük şehirlerin yarattığı sağlıksız
koşullar bizleri sağlıksız bir hayata sürüklemiştir. Renkli, tempolu ve sağlık
açısından tehdit unsurları yüksek büyük şehir yaşamı ya da doğaya daha yakın
çevre ile uyum içinde sağlıklı bir yaşam…
Son cümleler ‘haydi herkes köyüne dönsün’ anlamı taşımıyor elbette; sadece daha dikkatli olmak, kendinize ve sevdiklerinize daha fazla zaman ayırmak ve fırsat buldukça doğaya yakınlaşmak… Burada şüphesiz ki tercih bizimdir.