Warning: Undefined variable $post in /home/mutfakmagazin/public_html/wp-content/themes/zox-news/amp-single.php on line 12
Warning: Attempt to read property "ID" on null in /home/mutfakmagazin/public_html/wp-content/themes/zox-news/amp-single.php on line 12 Kapari Nedir? Güneşin Asil Kızı Kapari'nin Faydaları - Mutfak Magazin
/home/mutfakmagazin/public_html/wp-content/themes/zox-news/amp-single.php on line 77
https://mutfakmagazin.com/wp-content/uploads/2019/05/GokceD-Kapari-02-1000x600.jpg" width="36" height="36">
Son yıllarda yüzümüzü batıya dönelim derken ilgililerin bilgisiz, bilgililerin ilgisiz olmasının da etkisiyle görmezden gelmişiz, yeteri kadar sahip çıkamamışız, değerlendirememişiz…
Marketlerde küçük kavanozlarda aldığımız; deniz ürünleri salatalarında, pizzalarda, soslarda tükettiğimiz, kimi şeflerin somon tabaklarına cımbızla eklediği o küçücük yeşil turşucuk her ne kadar tarafımızdan “kapari” diye tanınsa da aslında adı “kebere”.
Çoğumuzun Avrupa menşeili sandığı, sadece çeşni demenin büyük
haksızlık olacağı kapari; aşırı nemli birkaç ilimiz haricinde neredeyse tüm Anadolu’da
yetişiyor. Türk Dil Kurumu sadece “kebere otugillerden gebre otu” olarak
tanımlasa da hemen her il ve yörede farklı adlar bulmuş kendisine: gebre,
gebere, gebele, devedikeni, karga kavunu, kedi tırnağı, kabbar, keber dikeni, kebele,
geber otu, şebellah, hint hıyarı, gâvur bostanı, mengenik, kepekçiçek, gevil, bubu,
yumuk, yılan kabağı, beri kemeri, işfelleh…
En vurucu adını “derman” olarak Mardin’e bağlı Nusaybin’de alıyor. Mayınlı arazide çoluk çocuk demeden tüm aile fertleri kapari diye bildiğimiz bu bitkiyi toplayarak geçim kaynağı elde etmeye çalışıyor. Nusaybin’in hudut bölgesinde, mayınların arasında kapari toplayan aileler belgesellere dahi konu oldu. Kurbanın, kendisinin tetiklediği tek silah türü olan mayınların arasında ölümle sarmaş dolaş gezerek yaşam kaynağını içinde barındıran bu mucize bitkiyi toplamaya çalışmak ne yaman çelişki.
Toprağın şifalı, yeşil gözyaşları…
Ne su istiyor ne özel bir bakım ne de ilgi. Her koşulda
ayakta kalabiliyor. Tek istediği güneşin altında yalnız kalmak.
Arpa ve buğdayla mesafeli bir ilişkisi olsa da demini yalnızken alıyor. Kökleri metrelerce derinliğe indiğinden mi bilinmez, yaşama çok sağlam tutunuyor. Çalı dikeni sanılıp köklerini yakan insanoğluna direnerek cevap vermesinden, felsefesinin Mevlana’nın “yaşamak direnmektir” sözünden ileri geldiği düşünülebilir. Son yıllarda yürek burkan, ciddi hastalıklara şifa oluyor.
Çözüm olduğu hastalık sayısı otuzu geçiyor ama son yıllarda
bilim adamlarının ilgisini bu kadar çekmesi ve araştırılmaların yapılmasının
nedeni; MS olarak bilinen, yani bağışıklık sisteminin sinir sistemine
saldırdığı Multipl Skleroz ve kan kanseri olarak bilinen Lösemi… Bağışıklık sistemini
güçlendirmesinin yanında kılcal damarlardaki kanamayı önlüyor. Uluslararası
Kanser Enstitüsü kapariyi anti tümör için kullanıyor; gut, romatizma, felç,
kanser, karaciğer hastalıklarına iyi gelmesinin yanında, bilinen en güçlü
afrodizyaklardan biri. Hatta öyle ki günümüzde bilinen en popüler mavi ilacın
da hammaddesi.
Geçmişi binlerce yıl öncesine dayanıyor. Alman arkeologların araştırmasına göre kapari yaklaşık 8000 yıldır biliniyor. Tıbbın babası kabul edilen Hipokrat eserlerinde kaparinin şifalı yanlarından bahsedip, tomurcuklarında hala gizlenmiş birçok sır olduğunu yazarak, araştırın demiş sonraki nesillere. Aristo, dalak rahatsızlıklarına deva olduğunu anlatmış. Sümerler şüphesiz her şifalı ürünü kullandıkları gibi kapariyi de kullanmışlar; hatta tabletlerinde de yazılı olarak mevcut. Hitit mutfağında da kullanıldığı yazılı ama yemek olarak mı ilaç olarak mı orası henüz net değil. Bizans mutfağında sirke, bal ve zeytinyağında bekletilerek daha çok ezme niteliğinde ekmeğin üzerine sürülerek tüketildiği biliniyor.
Rönesans döneminde şifalı bitki olarak sanat eserlerinde yer
alırken, Firavun mezarlarında ruhu kötülüklerden koruduğuna inanılıyor.
Osmanlı İmparatorluğu’nda; kebere Fatih Sultan Mehmet
döneminde saray mutfak defterlerine Çorum’dan gelen turşu olarak, II. Bayezid döneminde
ise “kebere be sirke” adıyla kaydedilmiş. Üstelik hem meyvesinden hem de
dalından ayrı ayrı turşu yapıldığı ayrıca belirtilmiş. ‘Kebere aşı’ da yine kaynaklarda
geçen yemeklerden bir tanesi.
Evliya Çelebi her zaman olduğu gibi 400 yıl önce yazmış
seyahatnamesinde ama biz okuyup, anlayıp sahip çıkamamışız. Seyyah; Çorum,
Osmancık bölgesini anlatırken “Şehrin üç tarafı kumsaldır asla çamur olmaz,
havası fazla sıcak olduğundan üzümü lezzetli ve sulu olur. Kumsallığın
toprağında gebre isminde bir yemiş olur ki sirkeli turşusu yapılır, meşhurdur
ve gayet faydalıdır.” diye bilgi veriyor.
Bu mucize bitkinin elbet zor bir yanı da var: Asla işlenmeden tüketilmiyor. Hani her ürünün tazesi salamurasından daha faydalıdır yaklaşımı, söz konusu kapari olduğunda geçerli değil.
Kullanım alanına göre ehil ellerde turşusu, reçeli, çayı,
ezmesi, sosu, şurubu yapılarak gıda maddesi şeklinde tüketiliyor. İlaç, kozmetik
ve boya sanayiinde hammadde olarak kullanılıyor. Yem sanayiinde ise uzun
sapları kurutularak samanların arasına karıştırılıyor, böylece hayvanların
bağışıklık sistemini kuvvetlendiriyor.
Tüm bunların dışında ise müthiş iki görevi daha var: İlki,
köklerinin gücü nedeniyle ‘Toprak Kanseri’ denen erozyonla mücadele için;
diğeri ise içimizi yakan orman yangınlarında ateşe ve kuraklığa olan
dayanıklılığı nedeniyle yangın perdesi olarak kullanılmak üzere belirli bir
düzen içerisinde dikiliyor. Yetiştiriciliği mutlaka kendi tohumlarıyla
yapılıyor. Yani yine gücünü kendinden alıyor güneşin asil kızı…
Dünyada 350 türü var; bizde ise sadece 2 türü ve alt grupları yetişiyor. Dünyada kapari pazarını İspanya kontrol ediyor hatta milli bitki ilan etmiş durumda. Yıllık kazancın 20 milyar doları geçmesine şaşırmamak lazım. Bizim ülkemiz dâhil diğer ülkelerden ithal ediyor, işleyip bize geri satıyor. İşlenmiş kaparide kar marjı o kadar yüksek ki o yüzden son yıllarda “dolar açan tomurcuklar” olarak adlandırılıyor.
Almanlar kapariyi 500’e yakın yemekte kullanıyor. En büyük ithalatçı ABD! Ayrıca İspanya, İtalya, Fransa ve Brezilya da yoğun tüketim sağlayan ülkeler. E durum böyle olunca pazar sorunu olmayan kapari, yüksek ticari değere sahip oluyor.
Anadolu’nun kokusunu, dokusunu, devasını içinde saklayan bu mucize bitkiyi bilmiyor olamayız. Çünkü bugün Marmaris’in Turunç Köyü‘ne gittiğinizde halk kaparinin lapa yapılıp ilaç olarak hangi hastalığa nasıl kullanılacağını, Urfa Birecik’e gittiğinizde reçelinin nasıl yapıldığını, hangi tür kan hastalığında kimlerin yemesi gerektiğini biliyor.
Son yıllarda yüzümüzü batıya dönelim derken ilgililerin
bilgisiz, bilgililerin ilgisiz olmasının da etkisiyle görmezden gelmişiz,
yeteri kadar sahip çıkamamışız, değerlendirememişiz; bu gerçek. Oysa kebere “Sen
beni tanı, bana sahip çık. Hastalıklardan erozyona, yangınlardan lezzete, ben buradayım!”
diyor.