Dosya

Kazan Pekmezinden Sokak Tablasına Anadolu’nun Yüz Farklı Simit Coğrafyası

Anadolu Ajansı’nın araştırmasıyla ortaya çıkan Türkiye genelindeki yaklaşık 100 farklı simit çeşidi, soğuk pekmezden haşlama kazanlarına uzanan 500 yıllık bir sokak hafızasını gün yüzüne çıkarıyor.

Sabahın ilk sisleri Boğaz sularından çekilmeden, Ankara’nın ayazında fırın bacaları tütmeye başlamadan ve İzmir Kordonu’nda martılar uyanmadan çok önce, Türkiye’nin dört bir yanındaki yüzlerce mahalle fırınında aynı altın sarısı ritüel başlar. Odun alevlerinin yaladığı kubbeli taş fırınların önünde, kızgın susam teknelerinden yükselen kavruk koku sokakları sarar. Türk insanı için simit; sabah vapurunun güvertesinde çayla paylaşılan bir dostluk, okul harçlığının yettiği en sıcak sığınak, işe yetişirken gazete kağıdına sarılan en yalın ziyafettir. Ancak hepimizin tek bir isimle andığı bu mütevazı sokak halkasının ardında, şehirlerin iklimiyle, fırıncıların tekniğiyle ve pekmez kazanlarının ısısıyla şekillenmiş devasa bir lezzet imparatorluğu yatar.

Anadolu Ajansı (AA) tarafından gerçekleştirilen kapsamlı araştırma, bu kadim sokak lezzetinin tahminlerin çok ötesinde bir zenginliğe sahip olduğunu ortaya koydu. Sektör temsilcilerinin ve gastronomi araştırmacılarının verilerine göre, bugün Türkiye genelinde coğrafi işaret tescili almış ürünlerden yerel dağ köylerinde yaşayan reçetelere kadar yaklaşık 100 farklı simit çeşidi üretiliyor. Ankara’nın soğuk pekmezle mühürlenen ince çıtırından İzmir’in kaynar pekmez kazanında haşlanan gevreğine, Kastamonu’nun susamsız kel simidinden Rize’nin baston simidine kadar uzanan bu devasa atlas, Anadolu’nun fırıncılık dehasını gözler önüne seriyor.

Gençlerin Talebiyle Kafelerden Sokaklara Genişleyen Pazar

Anadolu Ajansı’nın araştırmasında dikkat çeken en çarpıcı tespitlerden biri, simidin son yirmi yılda geçirdiği sosyolojik dönüşüm oldu. Tüm Kuruyemiş Sanayicileri ve İş Adamları Derneği ve fırıncılar odası temsilcisi Hüseyin Delibaş’ın paylaştığı verilere göre, simit artık yalnızca sokak tablalarında kağıda sarılıp ayaküstü tüketilen bir atıştırmalık olmaktan çıktı. 2000’li yılların başından itibaren hızla yayılan modern simit kafeleri zincirleri, simidi oturup vakit geçirilen, sohbet edilen ve kahvaltı masalarının merkezine oturan küresel bir gastronomi ürününe dönüştürdü.

Bu dönüşümde en büyük itici gücü ise üniversite öğrencileri ve genç kuşağın talepleri oluşturdu. Klasik sade susamlı simidin yanı sıra zeytinli, kaşarlı, tereyağlı, sucuklu, cevizli, haşhaşlı ve çikolata dolgulu yeni nesil çeşitler menülere girdi. Sağlıklı beslenme ve ata tohumu farkındalığının artmasıyla birlikte siyez unlu, tam buğdaylı, karakılçık unlu ve glutensiz simitler de fırınların tepsilerinde yerini aldı. Ancak Delibaş’ın da altını çizdiği gibi, yeni nesil ne kadar çeşitlenirse çeşitlensin, sektörün kalbini ve tüketicinin vazgeçilmez tutkusunu Anadolu’nun asırlık yerel simitleri oluşturuyor.

Pekmez Kazanı ile Fırın Taşı Arasındaki Mutfak Kimyası

Bir simidi sıradan bir ekmek hamurundan ayıran ve ona o meşhur çıtırlığı, kehribar rengini ve fındıksı kokuyu veren temel unsur, hamurun fırına girmeden önce geçtiği pekmezleme ve susamlama aşamasıdır. Simit hamuru genellikle sert buğday unu, su, az miktarda tuz ve kontrollü bir ekşi maya veya fırın mayasıyla yoğrulur. Hamur halka haline getirildikten sonra fırıncının önünde iki dev tekne durur: Biri koyu kıvamlı sulandırılmış meyve pekmezi (dut, üzüm veya elma pekmezi), diğeri ise çifte kavrulmuş susam teknesi.

Pekmezleme işlemi iki temel fiziksel yöntemle yürütülür: Sıcak pekmezleme ve soğuk pekmezleme. Bu iki yöntem, simidin bölgesel karakterini belirleyen en kritik yol ayrımıdır:

  • Sıcak Pekmezleme (Haşlama / Blanching): Hamur halkaları, kaynama derecesine yakın (85–95°C) sıcak pekmez dolu kazanların içine atılır. Kaynar sıvı hamurun en dış hücre tabakasındaki nişastayı anında jelatinleştirir ve kabukta ince, geçirimsiz bir zar oluşturur. Birkaç dakika sonra yüzeye çıkan halkalar delikli kepçelerle alınıp susama yatırılır. Bu işlem, fırında suyun dışarı kaçmasını önler ve simide pürüzsüz, kırılgan ve aşırı çıtır bir kabuk kazandırır.
  • Soğuk Pekmezleme: Hamur oda sıcaklığındaki koyu pekmez şerbetine batırılıp hemen çıkarılır. Pekmez hamurun gözeneklerine hafifçe işler. Fırına girdiğinde pekmezin içindeki doğal fruktoz ve glikoz şekerleri, unun proteinleriyle birleşerek yoğun bir Maillard tepkimesi ve karamelizasyon başlatır. Kabuk daha esnek, rengi ise neredeyse siyaha yakın koyu bir bordo tonu alır.

Pekmezden çıkan ıslak halkaların buluştuğu susam ise sıradan bir tohum değildir. Çifte kavrulmuş yerli susamlar, yüksek oranda sesamol ve sesamolin gibi antioksidan yağlar barındırır. Fırının 250–300 derecelik taban taşı üzerinde pişen simitlerde susam yağları ısınarak kavrulur ve krakerimsi bir çıtırlık üreterek hamurun her lokmasını zenginleştirir.

Şehir Şehir Türkiye’nin Simit Atlası

Anadolu Ajansı’nın araştırmasında vurgulanan 100 farklı çeşit, Türkiye haritası üzerinde her kentin kendi tarım ve iklim karakterini simidin üzerine nasıl mühürlediğini kanıtlar:

1. Ankara Simidi: İnce, Yanık Bordo ve Çıtır

Başkentin simidi, Türkiye’nin en karakteristik ve sert simitlerinden biridir. Ankara simidinde asla sıcak haşlama yapılmaz; koyu dut pekmezi soğuk olarak uygulanır. Hamuru diğer şehirlere göre oldukça ince açılır ve fırında yüksek ısıyla pişirilir. Pekmezin fırın tabanında yoğun karamelize olması sebebiyle rengi neredeyse koyu kestaneye çalar. Isırıldığında kuru bir gevirlikle kırılan Ankara simidi, gün boyu bayatlamadan formunu korur.

2. İzmir Gevreği: Kaynar Kazanın Haşlama Çıtırı

İzmir’de simide simit denmez; gevrek denir ve bu adlandırma yalnızca bir yerel ağız farkı değil, tamamen farklı bir pişirme tekniğidir. İzmir gevreği, kızgın dut veya üzüm pekmezi havuzlarında ön haşlamadan geçirilir. Haşlanan hamur sıcak sıcak susama bulanıp odun ateşinde pişirilir. Dışı parmakla dokunulduğunda cam gibi çıtırdayan, içi ise yumuşacık kalan gevrek, tulum peyniri ve domatesle sahil kahvaltılarının kalbidir.

3. İstanbul Simidi: Dolgun Gövde ve Altın Sarısı Doku

Payitahtın sokak hafızasını taşıyan İstanbul simidi, Ankara’ya göre daha kalın ve dolgundur. Şeker pancarı şurubu veya hafif üzüm pekmeziyle renklendirilir; rengi yanık değil, parlak bir altın sarısıdır. İç dokusu daha ekmeksi ve süngerimsidir; sokak tablasında satılan simidin içine karper peynir sürülerek vapurda yenmesi bir kent ritüelidir.

4. Kastamonu Kel Simidi: Susamsız ve Elma Pekmezli

Karadeniz’in en sıra dışı simitlerinden biri olan Kastamonu simidinde tek bir susam tanesi bile bulunmaz. ‘Kel simit’ olarak anılan bu ürün, yörenin yabani elmalarından üretilen ekşi elma pekmezi kaynatılarak hazırlanan kazanlarda haşlanır. Taş fırında piştiğinde kabuğu verniklenmiş gibi parlar; sert, tok ve hafif ekşimsi tadıyla pastırmayla birlikte tüketilir veya bayatladığında tirit yemeğinin tabanına serilir.

5. Rize Baston Simidi: Yaylaların Taş Fırın Azığı

Rize’de üretilen simit de susamsızdır; ancak şekli yuvarlak değil, ince uzun kıvrımlı veya baston biçimlidir. Dut pekmezinde haşlandıktan sonra taş fırınlarda kurutulacak kadar uzun süre pişirilir. Yağmurlu ve nemli Karadeniz yaylalarında çobanların çantalarında aylarca küflenmeden ve kırılmadan durabilen bu simit, Anadolu’nun doğa koşullarına verdiği en dayanıklı fırın cevabıdır.

6. İzmit, Safranbolu, Manisa ve Bursa Çeşitleri

İzmit simidi hafif mayalanmış kalın hamuruyla bilinirken, Safranbolu simidi yörenin özel su kaynakları ve dut şerbetiyle hazırlanır. Manisa’nın taban simidi nohut mayasıyla kabarır ve mideyi yormayan hafifliğiyle öne çıkar. Bursa’da ise tahinle yoğrulan ve fırında tatlımsı bir koku yayan tahinli simit (gevrek), kentin fırıncılık hafızasını temsil eder.

Sokak Tablasından Narh Defterlerine 500 Yıllık Hafıza

Simidin yazılı tarihi, Osmanlı arşivlerinde 16. yüzyıla kadar kesintisiz takip edilebilir. 1593 tarihli Üsküdar Şer’iyye Sicillerinde, simitçilerin kullandığı unun kalitesi, susamın menşei ve halka satılacak simidin ağırlığı narh defterleriyle devlet güvencesine bağlanmıştır. Evliya Çelebi, 17. yüzyıl ortalarında kaleme aldığı Seyahatname’sinde yalnızca İstanbul’da 70 simit fırını ve 300 seyyar simitçinin bulunduğunu, sabah namazından sonra sokakların bu sıcak çıtır halkalarla dolup taştığını yazar.

Sarayda şehzadelerin sünnet şölenlerinde konuklara ikram edilen simit, halk arasında her zaman eşitliğin simgesi olmuştur. En zengin tüccardan en yoksul medrese talebesine kadar herkes aynı sokak tablasının önünde durmuş, aynı sıcak susam kokusuna ortak olmuştur. Bugün Anadolu Ajansı’nın ortaya koyduğu 100 farklı çeşit, bu kadim eşitlik halkasının beş yüz yıldır hiç kırılmadan nesilden nesile nasıl büyüdüğünü kanıtlamaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Türkiye genelinde kaç farklı simit çeşidi bulunmaktadır?

Anadolu Ajansı ve fırıncılar federasyonu araştırmalarına göre, coğrafi işaret tescilli ürünler ve yerel köy çeşitleriyle birlikte Türkiye’de yaklaşık 100 farklı simit üretilmektedir.

İzmir gevreği ile İstanbul simidi arasındaki temel fark nedir?

İzmir gevreği sıcak pekmez kazanında haşlandıktan sonra fırınlanır ve daha kırılgan, gevrek bir kabuğa sahiptir; İstanbul simidi ise soğuk pekmezleme yöntemiyle hazırlanır ve içi daha yumuşak, dolgundur.

Susamsız simit hangi şehirlerde üretilir?

Kastamonu’nun meşhur kel simidi ve Rize’nin baston simidi geleneksel olarak tamamen susamsız üretilir ve pekmezli haşlama suyuyla parlak sert bir kabuk kazanır.

Simidin rengini ve çıtırlığını sağlayan kimyasal süreç nedir?

Hamurun yüzeyine sürülen meyve pekmezindeki doğal şekerlerin fırındaki 250 derecelik ısıyla buğday proteinleriyle reaksiyona girmesi (Maillard tepkimesi ve karamelizasyon), kabuğa o karakteristik koyu rengi ve çıtırlığı verir.

Üniversite öğrencilerinin simit çeşitliliğine etkisi ne oldu?

Gençlerin ve üniversite öğrencilerinin artan talepleri doğrultusunda simit kafeler yaygınlaşmış; zeytinli, kaşarlı, çikolatalı, siyez unlu ve tahıllı gibi onlarca yeni nesil modern simit çeşidi sektöre kazandırılmıştır.

Güneydoğu ve İç Anadolu’nun Gizli Kalmış Halkaları

Anadolu Ajansı’nın ortaya koyduğu 100 farklı çeşit içinde, büyük metropollerin gölgesinde kalan ancak kendi coğrafyasında birer efsane gibi yaşayan yerel simitler de büyük bir ağırlığa sahiptir. Gaziantep ve Kilis fırınlarında pişirilen Kahke ve Halep Simidi, hamuruna katılan rezene, mahlep ve anason tohumlarıyla klasik susamlı simitlerden tamamen ayrılır. Üzüm pekmezi yerine bazen hurma pekmezi veya nöbet şekeri şerbetiyle parlatılan bu halkalar, zahter ve zeytinyağına banılarak tüketilir.

Çorum ve Amasya hattında ise simit hamuru nohut mayasıyla (tatlı maya) fermente edilir. Geceden kurulan nohut mayası, hamura hafif tatlımsı, mısır ekmeğini andıran tok bir koku verir. Nevşehir ve Niğde yöresinde taş fırınlarda pişen pekmezli simitler ise ince uzun elips formuyla dikkat çeker ve soğuk kış sabahlarında kelle paça çorbasının içine doğranarak dahi tüketilir. Eskişehir’in su сиmidi ise haşlama tekniğinin İç Anadolu’daki en yumuşak ve parlak temsilcisi olarak sabah fırınlarında kuyruklar oluşturur.

Susamın Coğrafi Kökeni ve Taş Fırın Mimarisinin Etkisi

Usta simitçilere göre iyi bir simidin sırrı yüzde elli pekmez ve hamurdaysa, kalan yüzde ellisi kullanılan susamın tohumunda ve fırının kubbe yüksekliğinde gizlidir. Antalya’nın Manavgat ilçesinde yetişen ve coğrafi işaretle tescillenen Manavgat altın susamı, çift kabuklu yapısı ve yüzde 60’a varan yüksek yağ oranıyla Türkiye’deki simit fırınlarının en çok aradığı malzemedir. Susam fırına girmeden önce bakır kazanlarda odun ateşinde hafifçe kavrulduğunda, içindeki uçucu yağlar uyanır ve pişme esnasında hamurun kabuğuyla bütünleşir.

Geleneksel simit fırınlarının mimarisi de normal ekmek fırınlarından farklıdır. Simit fırınlarının kubbesi daha basık, ağız kısmı ise daha dardır; ateş fırının tam arkasında veya yan ocağında gürgen ve meşe odunlarıyla yakılır. Alev doğrudan kubbeyi yalayarak fırın taşını 300 dereceye kadar ısıtır. Bu yüksek ve kuru radyasyon ısısı, pekmezli ve susamlı hamurun fırına girdiği ilk 4 dakikada hızla kabarıp dış kabuğunu kilitlemesini, 8. dakikada ise içi kurumadan dışının kıtırlaşarak fırından çıkmasını sağlar. Elektrikli konveksiyonel fırınların hiçbir zaman buğulu taş fırın lezzetini verememesinin nedeni, odun alevinin susam yağlarıyla girdiği bu doğrudan temastır.

Mobil sürümden çık