Dosya
ASKIDA
Hani deriz ya “biz” olabilsek birçok şeye yeter diye… Önce “biz” kısmını şöyle bir hatırlasak, hatırlatsak nasıl da güzel olur aslında. Çünkü sosyal yardımlaşma, toplumsal terbiye bu topraklarda çok uzun süreden beri var
Yayınlanma zamanı
7 sene önce-
Yazar:
Gökçe Demir
Bir kahve, askıdan olsun…
Son yıllarda özellikle İtalya seyahatinden dönenlerin anlatmakla bitiremediği bir konu var: “Askıda kahve”
Gidilen kafelerde kahve siparişinizi bir adet fazla verip askıda diye sesleniyorsunuz, iki kişiyseniz üç kahve biri askıda ya da üstü askıya diyerek üç kahvenin parasını ödüyorsunuz. Garson duvarda bulunan askıda yazısının altına bir tane daha ilave ediyor. Daha sonra kahve içmek isteyen ama maddi durumu yeterli olmayan kişi tahtaya bakıyor askıda kahve yazıyor mu diye eğer varsa bir kahve askıdan olsun diyor, garson tahtadan bir tanesini silip kahveyi servis ediyor. İşin sonunda gelen ilk kişi hiç tanımadığı birine kahve ısmarlamış oluyor.

İmrenerek baktığımız bu şahane düzen bahsederken bile insanın yüreğini ısıtıyor, sarıp sarmalıyor. Ancak bu sanıldığı gibi Avrupa’ya ait bir özellik değil. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminden başlayıp günümüze kadar zaman zaman önemini kaybedip son yıllarda tekrar hatırlanmaya başlanan üstelik sadece kahveyle sınırlı kalmayan bir gelenek, görenek…
Hani deriz ya “biz” olabilsek birçok şeye yeter diye… Önce “biz” kısmını şöyle bir hatırlasak, hatırlatsak nasıl da güzel olur aslında. Çünkü sosyal yardımlaşma, toplumsal terbiye bu topraklarda çok uzun süreden beri var.
Öyle ki MÖ IV. yüzyılda Çin elçisi “Burada fakir olmana, aç kalmana, yoksun kalmana müsaade etmiyorlar.” diye yazıyor Uygur Seyahatnamesi’nde.
MS VIII. yüzyılda Orhun Abideleri’nde ifade o kadar açık ki: “Aç olan doyurulacak, çıplak olan giydirilecek.”
Selçuklular Anadolu’ya yerleştikten sonra Anadolu’nun “şefkat diyarı” diye anılmasının altında toplumun her kesimine ulaşan müthiş bir sosyal yardımlaşma ağının kurulması yatıyor.
Ahilik öğretisinde güzel ahlak ile ticaretin demlendiği çay gibidir derler. Kazandığını ihtiyaç sahibiyle paylaşmadıktan sonra kazancın tadını alamazsın. Ama bu yardımı yaparken üslubuna çok dikkat edeceksin karşındakini incitmeyecek, övünmeyeceksin ki yardımın yerini bulsun inanışı vardı.
Özellikle Osmanlı döneminde sosyal yardımlaşma ile ilgili yapılan çalışmalar ve yardımların şekli bizleri kendine hayran bırakıyor. İstanbul’un dört bir köşesinde ücra köşelerde bulunan “Sadaka Taşları” boyları iki metreye yakın, üzeri çukur şeklinde olurdu ki göz hizasını geçsin ve içerisindeki para yardımını diğer insanlar görmesin diye. Sabah namazı öncesi ya da akşam namazı sonrası sadaka taşına gidilmesinin nedeni karanlıkta ne yardım eden ne de yardım alan görünmesin, “sağ elin verdiğini, sol el bilmesin” diyeydi.

Her yanı tarih kokan İstanbul’da bir bilseniz fark etmeden nelerin önünden geçiyoruz, bakıyoruz ama görmüyoruz. Bizim tarihi değeri olan ama sıradan gördüğümüz o soğuk sütun aslında dilenmeyi, utanmayı, yoksulluğu ortadan kaldıran bir yardım ocağı.
Diğer bir onurlu, zarif yardım etme şekli ise bugün veresiye defteri olarak bilinen “zimem defteri”ni sildirmekti. Yardım yapacak kişi bakkal, kasap, manav gibi esnaflardan birine gider defteri açtırır bir sayfayı yırtar hesaplattırır, borcunu öderdi. Maddi şartları epey yerinde olanlar özellikle bayram arifesinde bütün defterdeki borcu ödeyip esnafa defteri kapattırırdı. Ne borçlu borcunu kimin ödediğini bilirdi ne de ödeyen kimin borcunu ödediğini bilirdi.
Sosyal yardımlaşma müthiş bir toplumsal şölen; maddi yardımlar ihtiyaçların giderilmesini sağlarken bu yardımların gizli yapılması toplumu manevi yönden zenginleştiriyor, ruhumuzun gıdası bu aslında.
Askı kültürü de böyle; ilk ne zaman başladığını tam bilemesek bile Osmanlı döneminde “askıda ekmek” uygulamasının olduğunu yazılı kaynaklardan anlıyoruz. Büyük olasılıkla en temel gıda maddesi olduğu için fırınlardan başlayan bu uygulama yıllar içinde “askıda kahve”, “askıda çay”, “askıda sebze”, “askıda meyve”, “askıda et” olarak devam etmiş.
Yıllar içerisinde unutulmaya yüz tutmasına karşın son yıllarda tekrar canlandı bu güzel adetimiz. Haksızlık etmeyelim şu an çok sayıda şehrimizde fırınlarda, bakkallarda “askıda ekmek” sistemi uygulanıyor. Kahvehane ve kafelerde askıda çay, kahve; kimi lokantalarda köfte, bazı simitçilerde simit olarak çeşitlenerek devam ediyor. Bazı işletmelerin askıda başlığı altında elektronik sayaç koyması gelenekselliğin en güzel teknolojik hali gibi görünüyor insanın gözüne.
Hatta son dönemde bu konuda internet siteleri açıldı. Bazı internet sitelerinde il bazında hangi semtlerde askıda uygulamalarının olduğu yazıyor, listeler sürekli güncelleniyor. Gönüllü bir yardım sepeti bu aslında kimsenin birbirini görmemek için başını eğdiği, karşılık beklemediği, sadece amacına hizmet eden imece diğer bir deyimle…
Bazıları özellikle öğrenciler için askıda kitap, film, kıyafet, sinema bileti, konser bileti, sergi davetiyeleri, tiyatro bileti gibi başlıklar altında birbirleriyle tanışmadan insanların manevi buluşmasını sağlıyor.
Aklınıza art niyetli kullanımlar mı geldi ya ihtiyacı olmayan insanlar alırsa ya da esnaf gereken yardımı iletmezse diye. İşte bu noktada işin sırrı belki yılmamak, ısrar etmek, doğru yardımların sürekliliğiyle toplumsal faydayı düşünmek. Çünkü aksi halde düşünerek yaşamamız mümkün değil.
On yedi milyon kişinin açlık sınırında yaşadığı ülkemde tüm bu uygulamalar umut veriyor. Sosyal medyaya verdiğimiz ilgi kadar sosyal yardımlaşmaya da ilgi gösterirsek gönüllerdeki beğeni sayımız artmaz mı sizce de?
Bu yazılar ilginizi çekebilir
Dosya
Dünyanın En İyi 50 Restoranı: Gastronomi Dünyasının Oscar’ı
2002’deki mütevazi başlangıcından bugünkü küresel etkisine: The World’s 50 Best Restaurants listesi nasıl seçiliyor, 2025’te kim zirvede ve Türkiye nerede?
Published
7 saat agoon
31 Mart 2026By
lezzet
Her yıl haziran ayında dünyanın dört bir yanından şefler, restoran sahipleri ve gastronomi meraklıları tek bir haberi bekler: The World’s 50 Best Restaurants listesi. Gastronominin Oscar’ı olarak anılan bu liste, bir restoranın yer almasıyla küresel bir fenomen haline gelebileceğini, rezervasyon listelerinin yıllarca dolabileceğini kanıtlamıştır. Peki bu liste nedir, nasıl seçilir ve 2025’te zirvede kim var?
Birkaç Arkadaşın Listesinden Küresel Bir İmpara
2002 yılında İngiliz gastronomi dergisi Restaurant Magazine‘in editörleri, birbirlerine sordular: “En sevdiğin restoranlar hangileri?” Bu sıradan bir sohbetten doğan fikir, kısa sürede dünyanın en prestijli gastronomi ödülüne dönüştü. İlk liste yayımlandığında oy verenler anonim değildi — tam tersine, oy verdikleri restoranları gururla açıklıyorlardı.
Bugün ise sistem çok daha kurumsal bir hal aldı. Dünya genelinde 26 farklı bölgede, her bölgeden 40 seçmenin oylarıyla liste oluşturuluyor. Toplam yaklaşık 1.000 gastronomi profesyoneli — şefler, restoran eleştirmenleri, yemek yazarları ve deneyimli gurme gezginler — oy kullanıyor. Her seçmen en fazla 10 restoran önerebiliyor, bunların en az 4’ü kendi bölgesi dışından olmak zorunda. Seçmenler son 18 ay içinde ziyaret ettikleri yerleri önerebiliyor.
Zirvenin Kuralı: Bir Kez Birinci Olan Bir Daha Aday Olamaz
2019 yılında organizasyon çarpıcı bir karar aldı: Birinci olan restoran bir sonraki yıl listeden çıkarılıyor ve “Best of the Best” yani Şampiyonlar Listesi’ne alınıyor. Bu kural, listenin tekelleşmesini önlemek ve her yıl yeni isimlerin öne çıkmasını sağlamak amacıyla getirildi.
Noma (Kopenhag), El Bulli (Barcelona), The Fat Duck (İngiltere), Osteria Francescana (Modena) gibi efsanevi restoranlar artık rekabete dahil değil — ancak gastronomi tarihine geçmiş olarak Best of the Best onur listesinde sonsuza kadar yaşıyorlar.
2025’in Şampiyonu: Maido, Lima

2025 listesi, Haziran ayında İtalya’nın Torino şehrinde düzenlenen görkemli bir törenle açıklandı. Ve zirveye Peru’dan bir isim çıktı: Maido. Lima’daki bu restoran, şef Mitsuharu ‘Micha’ Tsumura‘nın Japon-Peru mutfağı füzyonu olan Nikkei anlayışının simgesi. Latin Amerika’nın 50 En İyi Restoranı listesini daha önce dört kez zirveyle kapatan Maido, nihayet küresel tacı da taktı.
Tsumura sahneye çıktığında, salondan yükselen ayakta alkış dakikalarca dinmedi. Bileşik duyguyla konuşmakta güçlük çeken şef, “İnsanları mutlu etme hayali beni buraya taşıdı” dedi ve sözlerini şöyle tamamladı: “Gastronomi endüstrisi, dünyanın giderek bölündüğü bir dönemde bizi bir araya getirmenin en güzel örneği.”
2025 Listesinde Öne Çıkan İsimler
Zirvenin hemen ardında iki köklü isim var: İspanya’nın Bask bölgesinden Asador Etxebarri (2. sıra) ve Meksika’dan Quintonil (3. sıra). Madrid’deki DiverXO ise 4. sıraya yerleşti.
2025 listesinin en dikkat çekici özelliği Bangkok’un yükselişi: Gaggan (6.), Sézanne değil — tam 5 Tayland restoranı ilk 35’te yer aldı: Gaggan, Potong, Sorn, Sühring ve Nusara. Bangkok, artık sadece sokak yemeğinin değil, fine dining’in de başkenti.
Lima da göz kamaştırdı: Maido (1.), Kjolle (9.) ve Mérito (26.) ile Peru, listede üç restoranla temsil edildi. Güney Amerika mutfağının ne denli güçlü bir ivme yakaladığının kanıtı bu.
İtalya ise ev sahibi olmanın gururunu yaşadı: Torino’da düzenlenen törende 6 İtalyan restoran top 50’ye girdi. Massimo Bottura ve Lara Gilmore’un Osteria Francescana’sına Icon Award verildi — bu ödül, gastronomi dünyasının en büyük onurlandırmalarından biri olarak kabul ediliyor.
Özel Ödüller: Yılın Şefleri ve Restoranları

Her yıl listenin yanı sıra özel ödüller de veriliyor. 2025’in kazananları:
- Dünyanın En İyi Kadın Şefi: Pichaya ‘Pam’ Soontornyanakij — Bangkok’taki Potong restoranının sahibi, aynı zamanda listenin en yüksek yeni girişi (13. sıra)
- Dünyanın En İyi Pastacısı: Maxime Frédéric — Paris’teki Cheval Blanc
- Dünyanın En İyi Sommeliesi: Mohamed Benabdallah — Asador Etxebarri
- Şeflerin Seçimi Ödülü: Albert Adrià — Barcelona’daki Enigma (34. sıra)
- Gözetleme Ödülü (One to Watch): Khufu’s — Kahire, Mısır. Firavun piramitlerinin gölgesinde fine dining…
- İkon Ödülü: Massimo Bottura ve Lara Gilmore — Osteria Francescana
Türkiye Bu Listede Nerede?
Dürüst olmak gerekirse: 2025 listesinde Türkiye’den herhangi bir restoran yer almıyor. Ancak bu tablonun değişmesi için güçlü adaylar var. Fatih Tutak’ın İstanbul’daki TURK Fatih Tutak, 2 Michelin yıldızıyla ve uluslararası gastronomi çevrelerindeki artan görünürlüğüyle 50 Best radar’ına girmiş durumda.
Ayrıca 50 Best’in akademisinde Türk seçmenler de yer alıyor — bu, Türkiye’nin bu listeyle bağının yalnızca izleyici değil, aktif bir paydaş olarak kurulduğunun göstergesi.
Listeye Yönelik Eleştiriler
50 Best, tartışmasız prestijli olmakla birlikte eleştirilerden de nasibini alıyor. En sık dile getirilen şikâyet: Batı merkezli bir bakış açısının hâkimiyeti. Bazı eleştirmenler, oy verenler çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika’dan geldiği için bu bölgelerin avantajlı konumda olduğunu savunuyor.
Öte yandan seçmenler ziyaret ettiklerini beyan ettikleri restoranlar için oy kullanıyor; ancak bu ziyaretleri doğrulayan bağımsız bir denetim mekanizması yok. Michelin gibi anonim teftişçi sistemiyle kıyaslandığında şeffaflık konusunda zaman zaman soru işaretleri doğuyor.
Buna karşın listenin etkisi tartışılmaz: 50 Best’e giren bir restoran, gecelik kapasitesini aylar öncesinden doldurabiliyor; şeflerin kariyerleri kırılma noktasına ulaşabiliyor ve bazen küçük bir ülkenin gastronomi turizmi tek bir liste açıklamasıyla uyanabiliyor.
2025 Tam Listesi
İşte The World’s 50 Best Restaurants 2025’in tam sıralaması:
1. Maido — Lima, Peru | 2. Asador Etxebarri — İspanya | 3. Quintonil — Meksika | 4. DiverXO — Madrid | 5. Alchemist — Kopenhag | 6. Gaggan — Bangkok | 7. Sézanne — Tokyo | 8. Table by Bruno Verjus — Paris | 9. Kjolle — Lima | 10. Don Julio — Buenos Aires | 11. Wing — Hong Kong | 12. Atomix — New York | 13. Potong — Bangkok | 14. Plénitude — Paris | 15. Ikoyi — Londra | 16. Lido 84 — İtalya | 17. Sorn — Bangkok | 18. Reale — İtalya | 19. The Chairman — Hong Kong | 20. Atelier Moessmer — İtalya | 21. Narisawa — Tokyo | 22. Sühring — Bangkok | 23. Boragó — Santiago | 24. Elkano — İspanya | 25. Odette — Singapur | 26. Mérito — Lima | 27. Trèsind Studio — Dubai | 28. Lasai — Rio de Janeiro | 29. Mingles — Seul | 30. Le Du — Bangkok | 31. Le Calandre — İtalya | 32. Piazza Duomo — İtalya | 33. Steirereck — Viyana | 34. Enigma — Barselona | 35. Nusara — Bangkok | 36. Florilège — Tokyo | 37. Orfali Bros — Dubai | 38. Frantzén — Stokholm | 39. Mayta — Lima | 40. Septime — Paris | 41. Kadeau — Kopenhag | 42. Belcanto — Lizbon | 43. Uliassi — İtalya | 44. La Cime — Osaka | 45. Arpège — Paris | 46. Rosetta — Meksika | 47. Vyn — İsveç | 48. Celele — Kolombiya | 49. Kol — Londra | 50. Restaurant Jan — Münih
Kaynak: theworlds50best.com | Eater.com | Fine Dining Lovers
Dosya
Fatih Tutak: Türk Mutfağının Dünya Sahnesindeki Sesi
Bolu Mengen’den Tokyo’ya, Noma’dan İstanbul’a uzanan bir yolculuk. Fatih Tutak nasıl Türkiye’nin ilk 2 Michelin yıldızlı şefi oldu?
Published
1 gün agoon
30 Mart 2026By
lezzet
İstanbul’da doğdu, Bolu Mengen’de pişti, Tokyo’da olgunlaştı, Kopenhag’da derinleşti. Ve nihayetinde kendi mutfağına, kendi köklerine döndü. Fatih Tutak’ın hikâyesi yalnızca bir şefin kariyeri değil; Türk mutfağının dünyanın en prestijli sofralarında hak ettiği yeri aramasının hikâyesidir.
Annesinin Elinden Dünyaya Açılan Kapı
Her büyük hikâyenin bir başlangıcı vardır. Fatih Tutak için bu başlangıç noktası, annesinin İstanbul mutfağıdır. 31 Ağustos 1985’te İstanbul’da dünyaya gelen Tutak, çocukluk yıllarında annesinin ocağında yemekle kurduğu derin bağı hiç kaybetmedi. Bu bağ onu önce Bolu Mengen Aşçılık Okulu’na, oradan da dünyanın en prestijli mutfaklarına taşıdı.
Türkiye’deki ilk deneyimini İstanbul Ritz-Carlton’da avangard Fransız şef Paul Pairet’in yanında edindi. Bu staj, genç Tutak’a yalnızca teknik değil; yemeği bir sanat formu olarak görme disiplini kazandırdı.
Çin’den Singapur’a, Tokyo’dan Kopenhag’a
Paul Pairet’in ardından Tutak’ın yolculuğu Uzak Doğu’ya yöneldi. Qingdao, Pekin ve Hong Kong’da Çin mutfağının derinliklerine daldı; farklı kültürlerin yemek anlayışını kendi penceresinden okudu. Singapur’da Marina Bay Sands’in sofistike mutfağında çalıştı.
Asıl dönüşüm ise Tokyo’da yaşandı. Dünyaca ünlü şef Seiji Yamamoto liderliğindeki 3 Michelin yıldızlı Nihonryori Ryugin restoranında geçirdiği dönem, Tutak’a minimalizmi, ürüne saygıyı ve kültürel belleği yemeğe aktarma sanatını öğretti. Japon mutfak felsefesi onun bakış açısını kökten dönüştürdü.
Bu dönüşümün üstüne bir de Kopenhag’ı ekledi: René Redzepi’nin Noma’sı. Dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma’da çalışmak, Tutak için hem teknik hem de felsefi bir tamamlanmaydı. Nordik mutfak hareketinin öncüsünün yanında yerel malzeme, fermantasyon ve kök kültüre dönüşün önemini içselleştirdi.
Bangkok: Türk Mutfağını Dünyanın Diğer Ucunda Keşfetmek
2015 yılında Bangkok’taki The House of Sathorn’ın Yemek Odası’nda Baş Şef olarak göreve başlayan Tutak, kısa sürede Mutfak Operasyonları Direktörü’ne yükseldi. Bu dönemde restoranı Asya’nın 50 En İyi Restoranı listesinde sırasıyla 36. ve 43. sıraya taşıdı. Üstelik Michelin Rehberi Tayland 2018-19’da plaketi kazandı.
Ama Bangkok’taki en kritik kırılma, Tutak’ın dünya mutfaklarını öğrendikten sonra gözlerini Türk mutfağına çevirmesiyle yaşandı. The House of Sathorn menüsüne Türk mutfağına dayalı tabaklar ekledi. İmza yemeği “From my Mom” (Annemden), Türk mantısının modern yorumuydu. Kalabalık bir Bangkok lokantasında ana yemeği olarak servis edilen Türk mantısı, yabancı misafirlerin büyük ilgisini çekti.
Tutak bir röportajında şöyle demişti: “Türk mutfağı için yeni bir alfabe yaratıyorum. Kendi köklerimize geri dönüp, aslında aşina olduğumuz tatları modern, zarif ve sade bir şekilde kendi tarzımızla yorumluyoruz.”
Ev Dönüşü: TURK Fatih Tutak
Aralık 2019’da Tutak, yıllardır taşıdığı hayali gerçeğe dönüştürdü ve İstanbul’da TURK Fatih Tutak’ı açtı. CNN Travel, restoranı 2020’nin “Dünyanın En İyi Yeni Restoranları” arasında gösterdi. Time Out İstanbul Yemek & İçecek Ödülleri’nde hem “Yılın Şefi” hem de “Yılın Restoranı” ödüllerine layık görüldü.
Asıl zirve ise 2023’te geldi. Michelin Rehberi Türkiye’de ilk kez yayımlandığında, TURK Fatih Tutak aynı yıl 2 Michelin yıldızı aldı. Bu başarı 2024 töreninde de korundu. Tutak, böylece Türkiye’nin İstanbul’daki ilk 2 Michelin yıldızlı şefi unvanına sahip oldu.
“Türk Mutfağı 2.0″nun Felsefesi
TURK Fatih Tutak, fine dining anlayışını geleneksel Türk mutfağıyla harmanlayan özgün bir deneyim sunuyor. Restoran Instagram’ında kendini şöyle tanımlıyor: “Turkish Cuisine 2.0.” Bu tanım tesadüf değil; bilinçli bir manifestonun özeti.
Menü, Türkiye’nin dört bir yanından seçilmiş yerel ürünler üzerine inşa edilmiş. Her tabak bir hikâye taşıyor: tarihsel bir referans, coğrafi bir iz, kişisel bir anı. Tutak’ın mutfağında geçmişle gelecek arasında bir köprü kurma gayreti var. Gastronomi eleştirmeni Vedat Milor bu anlayışı şöyle özetliyor: “Amaçlanan, geleneğin üzerine bir kat daha inşa etmeye çalışarak geçmişle gelecek arasına bir köprü kurmak.”
Bir Şefin Ötesinde: Türk Mutfağının Elçisi
Fatih Tutak’ın başarısı yalnızca kişisel bir zafer değil. Dünya sahnesinde Türk mutfağının ne kadar zengin, derin ve yeniden yorumlanmaya ne kadar açık olduğunun kanıtı. Michelin yıldızları, Türk mutfağının “yerel bir lezzet” damgasından çıkıp küresel gastronomi sahnesiyle boy ölçüşebildiğini tescilledi.
Ve bu yolculuğun başında hep o aynı şey var: bir annenin İstanbul mutfağında biriktirdiği tatlar. Kimi zaman en büyük ilham en yakında saklıdır.
Fatih Tutak hakkında daha fazla bilgi için: turkft.com
Günümüzde birçok insanın favori içeceği olan ve ülkemizde de neredeyse siyah çay ile yarışacak düzeye gelen KAHVE, sadece zevk içeceği midir yoksa sağlığımıza yararı da var mıdır? Bu soruya cevap bulmak için bilim insanları yıllardır birçok çalışma yaptı, bunlarla sizleri bunaltmayı düşünmüyorum tabi ki, sadece sizler için kısa bir derleme yapmaya çalışacağım.
En büyük çalışmalardan biri olan ve 70.000’den fazla kişinin yıllarca izlenmesi sonucu elde edilen veriler SÜT TOZU/KREMA/ŞEKER katılmadan kahve içenlerin, hiç içmeyenlere göre daha az miktarda kalp krizi ve beyin felci geçirdiklerini gösterdi ve sonradan gelen birçok çalışma da bunları destekledi. Genel görüş şu anda sade kahve içmenin (Filtre kahve, espresso, Türk kahvesi fark etmeksizin) kalp damar sağlığı üzerinde olumlu etkilerinin var olduğu yönündedir.
Peki istediğimiz kadar içelim mi? Bu sorunun yanıtını aramak için de birçok analiz yapılmış, muhteşem bir içecek olan ve onsuz yapamadığımız suyun bile aşırısının zararlı olduğu düşünüldüğünde cevabı bulmak çok da zor olmasa gerek. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada özellikle haftada 6 kupadan daha fazla kahve içmenin bazı ritm bozukluklarına (Atrial Fibrilasyon) yatkınlığı artırdığı gösterildi. Bir diğer çalışmada ise erkeklerde fazla kahve içmenin kötü kolestrol (LDL) düzeyini artırdığı gözlenmiş. Fakat bu özellikle ailesel kolestrol yüksekliği olan kişilerde gözlenmiş, eğer kolestrol yüksekliği yok ise bu yükselme izlenmemiştir.
Madem ölçülü alındığında kalp ve damar sağlığımızı olumlu etkiliyor, çarpıntım olsa da kendimi içmek için zorlamalı mıyım? Anti-oksidan etkilerinin olduğu bilinen ve yağ yakıcı (lipoliz) etkisinden dolayı popüler diyetlerin vazgeçilmezi kahvenin içerisinde uyarıcı bir madde olan kafein bulunmakta ve hassas kişilerde bir bardak içmek dahi çarpıntı hissi uyandırabilmektedir. Kafein çikolata, çay dahil birçok üründe mevcut; fakat kafein dozları tabi ki biraz farklı. Bir çay bardağı siyah çayda 11 mg kafein varken, aynı miktardaki kahve 41 mg kafein içerir ve bunu bir fincan kahve yaparsanız doz 100 mg’dır. Her insanın kafeine tepkisi farklıdır, bazı insanlar 5 bardak içse dahi bir sıkıntı yaşanmazken bazı insanlar bir bardaktan dahi etkilenebilir. Ritm bozukluklarını tetikleyebilecek kafein bu tür kişilerde yarardan çok zarar getirebilir, yani ilaç gibi görülüp tüketilmesi önerilmez!
Unutmayalım ki kafenin düzenli alım sonrası bağımlılık yaratmakta ve alışılan dozda alınmadığı takdirde baş ağrısı, sinirlilik, anksiyete, bitkinlik yapmaktadır. Birkaç hafta dayanıldığı taktirde tüm bu yoksunluk belirtileri yok olacaktır.
“Kafeinsiz kahvelerin de olumlu etkileri var mı?” Bu sorunun kesin bir cevabı olmamakla birlikte, kavrulmasının yanı sıra ekstra işlemlerden geçerek üretilen bu üründen filtre kahve ve Türk kahvesi gibi daha saf kahveler ile aynı etkilerin beklenmesi pek de akılcı görülmemektedir.
Peki ya çocuklar? Birçok ülkede çocukların kafein tüketmesi 12 yaş öncesinde önerilmez. Çikolatada dahi bulunan kafeini engellemek ne kadar mümkün olabilir? Bu yüzden bazı ülkelerde yaşa göre günlük kafein tüketimi önerileri bulunmaktadır. Bu öneriler şu şekildedir; 4-6 yaş arasında 45 mg/gün, 7-9 yaş arasında 62.5 mg/gün, 10-12 yaş arasında 85 mg/gün, 12 yaş üzerinde 100 mg/gün kafein alımı şeklindedir. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda kahvenin büyüme hormonuna etkilerinden dolayı akşam 18:00 sonrası tüketilmesi önerilmemektedir!
Sonuç olarak size çarpıntı ve huzursuzluk yapmayacak dozu bilip alınan sade kahvenin (krema/süt tozu/şeker olmadan) olumsuz bir etkisi yoktur ve kalp damar sağlığına etkileri de düşünüldüğünde tüketilmesi yararlı gözükmektedir. Aşırı dozda kullanmanın bağımlılık yapıcı etkilerinin olduğu bilinip ölçülü tüketmek oldukça mantıklı olacaktır.
Sağlıcakla kalın.
Doç.Dr. Mustafa Adem TATLISU Kardiyoloji Uzmanı
