Haberler
EBEDİ AÇLIĞIN SINIRI YOK
Açıklanan verilere göre dünyada her yıl 1.3 milyar ton yemek çöpe atılıyor. Dörtte birine sahip çıksak, dünyanın açlık sorununu çözebilecek iken yaklaşık olarak yılda 1 trilyon doları çöpe atıyoruz.
Yayınlanma zamanı
7 yıl önce-
Yazar:
Gökçe Demir
Tüketim çılgınlığının alıp başını gittiği şu günlerde (elbette her insan kendi parasını dilediği gibi harcamakta özgür lakin konu evrensel olunca bireyselliğin önemi yok), dünya nüfusunun giderek arttığı, tarımsal arazinin ise hızla azaldığı düşünüldüğünde söz “gıda” olduğunda israf hakkımız yok.
Açıklanan verilere göre dünyada her yıl 1.3 milyar ton yemek çöpe atılıyor. Dörtte birine sahip çıksak, dünyanın açlık sorununu çözebilecek iken yaklaşık olarak yılda 1 trilyon doları çöpe atıyoruz.
Elbette ki gıdaların çöpe atılmasının farklı nedenleri var; bir kısmı teknoloji yoksunluğundan, saklama yöntemlerinin bilinmemesinden ve yanlış üretim-tüketim planlamasından kaynaklanmasına karşın oldukça büyük bir kısmı “haddini bilmemekten” kaynaklanıyor. Zaten israf kelimesi sarfiyattan geliyor ve bazen haddi aşmak manasında kullanılıyor.
Gıda ürünlerini alışveriş sepetimize koyarken de tabağımıza yemeğimizi alırken de dışarıda yemek siparişi verirken de düşünmüyoruz. Karar vermeden önce nefes alsak daha akıllıca seçimler yapacağız belki de. Evlerde çoğunlukla ekmek atılırken restoranlarda tabaklarda kalan yemekler atılıyor, hele bir de açık büfe kavramı var ki hiç sormayın; restoranların 5 katı daha fazla yemek çöpe gidiyor.

Açlık ve doyumsuzluk arasındaki farkı göremediğimizden dolayı açlıktan yaşanan ölümlerden hepimiz sorumluyuz.
Ne tüketen bilinçli ne de işletme sahipleri… Gıda sektöründe kayıplar tarım arazisinden başlıyor, sebze-meyve hallerinde ve perakende satış yerlerinde devam ediyor, ev ve restoranlarda son vuruşu işletme sahipleri ve tüketiciler olarak biz yapıyoruz.
Kuşkusuz bu sorunu gören, çözmeye çalışan kurum ve kuruluşlar, bazı sivil toplum hareketleri var. Dünyanın farklı ülkelerinde değişik metotlar kullanarak gıdaların çöpe gitmesine engel olmaya çalışıyorlar.

Avusturya’da bir grup gönüllü tezgâhlarda kalan, kullanıma uygun son sebze ve meyveleri toplayarak ev yapımı reçeller üretip, ihtiyaç sahiplerine dağıtıyorlar.
İspanya’da ise bambaşka bir yol bulmuş sivil toplum kuruluşları. Geliri düşük mahallelerin köşelerine buzdolabı koyarak, ev ya da restoranlardan gelen tüketim fazlası yemekleri üzerinde üretim-tüketim bilgi etiketiyle muhafaza ederek bir tür bağış yapıyor.
Hindistan kendine özgü tavrını yine korumuş; öğle yemeklerini sefertaslarında yedikleri için kendilerine fazla gelen bölümün üzerine “paylaş” yazan bir yazıyla belirli noktalara bırakıyorlar ve 5000 gönüllü bisikletli bu tasları ihtiyaç sahiplerine dağıtıyor.
Fransa konuya daha parasal yaklaşıyor. Süpermarketlerde son kullanma tarihi yaklaşan ve satılmayan gıdalar işletme sahibi tarafından yardım kuruluşlarına bağışlanmazsa, 75 bin Euro para cezası ödemek zorunda.
ABD’de birçok yardım kuruluşu farklı kurtarma modelleri geliştirse de şu an en çok kullanılan yöntemlerden biri cep telefonu uygulaması. Çiftçilerle iletişime geçerek ürün fazlasını öğrenip, gönüllü tedarik zinciri kuruyor ve lojistik maliyetini yok ederek ürünleri ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyor.
Kanada’da ise şahane bir yol bulmuşlar. İlgilenilmediği için çürüyüp çöpe gidecek meyveleri, sahiplerinden izin alarak ağaçlardan toplayan ve bu ürünleri perakendecilere satarak elde edilen gelirle bağış yapan 1000 adet gönüllü var.
Dünya Gıda Örgütü (FAO), Türkiye’yi ekmek israfına dönük kampanyaları nedeniyle örnek gösterse de ülkemizde israfın boyutu utanılacak kadar büyük. Yılda 2,5 milyon ton sebzeyi, 950 bin ton meyveyi israf ederek ortalama 250 milyar lirayı çöpe atıyoruz.
Örnek gösterildiğimiz ekmek israfında ise rakamlar can yakıyor. Toprak Mahsulleri Ofisi tarafından yapılan araştırmaya göre günde ortalama 4.9 milyon adet ekmek çöpe gidiyor. Günlük besininin yüzde 44’ünü ekmekten sağlayan, yüksek tüketim oranı nedeniyle 2000 yılında Guinness Rekorlar Kitabı’na giren ülkemizde inanılması güç bir ekmek israfı var.

Yere düştüğünde öpüp başımıza koyduğumuz ekmeği, tekrar neden çöpe atıyoruz anlamak mümkün değil!
Domatesi çöpe atarken o domatesi ekeni, büyüteni, toplayanı, tarladan sebze-meyve haline getireni, manav ve marketlere taşıyanı düşünüyor muyuz? Kaç kişinin emeğine saygısızlık ettiğimizi fark etmek için belki durup düşünmek gerek.
Oysa içinde bulunduğumuz Anadolu mutfağı, saklama yöntemlerini keşfeden ilk mutfaklardan. Dünyada konservenin tarihçesi 19. yüzyılda “ordular mideleri üzerinde yürür” diyen Fransız generali Napolyon sayesinde başlasa da Anadolu halkının Orta Asya’dan göç ederken yanında getirdiği geleneksel saklama yöntemleri çok daha eskilere dayanır.
Ürünleri besin değeri kaybolmadan mevsiminde yesinler, tazesi bulunamadığında mahrum kalmasınlar, taşırken bozulmasın, ihtiyaçtan fazlası çöpe gitmesin diye; kurutmuşlar, tuzlamışlar, güneşte pişirmişler, salamura yapmışlar.
Kavurma, pastırma, sucuk, kurutulmuş et, tuzlama et, yoğurt, peynir, çökelek, peskütan, keş, kurut, kaymak, iç yağ, maya, akça katığı, karın kaymağı, salça, tarhana, kımız, pekmez, pestil, kurutulmuş tahıllar, kak adı verilen kurutulmuş meyveler, kurutulmuş sebzeler, zeytin, turşu, reçel, sirke, erişte gibi, bugün lezzeti için peşine düştüğümüz bu yiyecekler göçebe yaşamın sonucu. Yokluk, bolluk getirmiş çeşitlere.

Tarhana mesela; tek başına ayrı bir hikâyesi var. Yoğurdun saklanış şekillerinden biri olarak çok eski bir geçmişe sahip. Kimi kaynaklara göre Orta Asya’dan göç edenlerle yayılmış, önce Anadolu’ya, sonra yine göçlerle dünyaya. Arap ülkelerinde “kish”, İran ve Irak’ta “kushik”, Türkistan’da “göce”, Yunanistan’da “trahanas”, Finlandiya’da “talkuna”, Macaristan’da “tahonya” adı veriliyor. Bilinen en temel tarifi buğday unu, buğday kırması veya irmik, yoğurt, biber, tuz, soğan, domatesle harmanlanıp, yoğrulduktan sonra fermente edilip kurutulup öğütülüyor.
Anadolu mutfağında un, göce (buğday kırması), irmik ve karışık tarhana olarak çeşitleri olmasının yanında, yöresel olarak farklılıklar gösteren kızılcık tarhanası, sütlü tarhana gibi farklı türleri de mevcut. Hem yaş hem kuru olarak yapılıp muhafaza edilebiliyor.
Üstelik tarhananın yapılış şeklinin sosyolojik bir boyutu da var. Yaz mevsiminde komşularla, eş dostla beraber, imece usulüyle yapılan bir kış hazırlığı olarak sosyalleşmenin en lezzetli örneklerinden biri haline geliyor.
Dünyada yaşanan doğal felaketlerde ihtiyaç sahibi olan ülkelere yardımlar yaparız, hem resmi hem de sivil toplum kuruluşları olarak. Genellikle un ve su ağırlıklı gıda malzemesi yollarız. Yıllardır düşünürüm neden tarhana yollamayız diye. Oysa sadece su ve tarhana beslenme ihtiyacını fazlasıyla karşılar.
Kış hazırlıklarının yapıldığı salçaların kaynatıldığı, kurulukların hazırlandığı, tarhanaların serildiği bu aylarda dünya mutfaklarına emsal saklama yöntemlerini bulmuş bir toplumun fertleri olarak, aşırı israfımızı sorgulamak gerekiyor.
Sümerler’in sanat eserlerinde buğdayı öğütürken yere düşen taneler için ağlayan kadınları tasvir ettiği düşünülürse, bilinçsiz tüketim modern çağın hastalığı sayılabilir. Doyumsuzluk beraberinde hazımsızlığı da getiriyor.
Önümüzdeki yıllarda gıda savaşlarının yaşanacağı rakamlarla ispat edilirken yemeklerimizi çöpe atarak kimlerin ekmeğine yağ sürüyoruz acaba.
Dünya doymamıza yetiyor, hırslarımıza değil…
Bu yazılar ilginizi çekebilir
Haberler
Napoli Mahallelerinde Kağıt Külahlara Doldurulan Sıcak Kızartma Cuoppo
Napoli’nin dar sokaklarında 19. yüzyıldan bu yana kağıt külahlarda sunulan deniz ürünleri ve hamur kızartmalarından oluşan sokak lezzeti Cuoppo’nun öyküsü.
Published
14 saat agoon
7 Ekim 2026
İtalya’nın güneyinde, Vezüv Yanardağı’nın gölgesinde uzanan Napoli Körfezi, yalnızca pizzanın ana vatanı değil; Avrupa’nın en eski, en gürültülü ve en canlı sokak yemekleri kültürünün doğduğu şehirdir. Napoli’nin daracık taş sokaklarında (vicoli) yürürken her köşebaşındaki kızartma tezgahlarından (friggitoria) yükselen sıcak zeytinyağı ve deniz kokusu, şehrin yüzyıllardır süren ayaküstü yeme alışkanlığının en somut kanıtıdır. Bu sokak lezzeti hafızasının en popüler simgesi ise, kalın kahverengi kağıttan katlanan bir külah içinde dumanı tüterek sunulan Cuoppo Napoletano’dur.
19. Yüzyıl Yoksul Mahallelerinden Doğan Bir Külah
Cuoppo’nun kökleri, 1800’lü yılların başlarında Napoli’nin yoksul liman işçileri, balıkçıları ve sokak satıcıları arasında doğan “oggi a otto” (bugün ye, sekiz gün sonra öde) adetiyle şekillenen dayanışma kültürüne uzanır. O dönemde parası olmayan sokak halkı, mahalle kızartmacılarından küçük bir kağıt külaha doldurulmuş günlük kızartmaları veresiye alır ve haftalık yevmiyesini aldığında borcunu öderdi.
Külahın yapıldığı kalın, gözenekli saman kağıdı (carta paglia), kızartmaların üzerindeki fazla yağı hızla emerek yiyeceklerin hamurlaşmasını ve yumuşamasını engellerdi. Koni biçimindeki bu form, yürürken elde taşımayı kolaylaştırırken, külahın tabanındaki dar alan ısının içeride hapsolarak deniz ürünlerinin ve hamurların son lokmaya kadar sıcak kalmasını sağlardı.
Napolili ünlü gazeteci ve yazar Matilde Serao, 1884 yılında yayımlanan Il Ventre di Napoli (Napoli’nin Karnı) adlı eserinde, sokaklarda bir peni karşılığında satılan bu sıcak kağıt külahların yoksul halkı nasıl doyurduğunu ve şehrin gündelik ruhunu nasıl temsil ettiğini detaylıca anlatmıştır. Zamanla bu yoksul sokak atıştırmalığı, Napoli kimliğinin en prestijli gastronomik simgelerinden birine dönüşmüştür.

Cuoppo Çeşitleri: Deniz Mahsulleri ve Toprak Lezzetleri
Geleneksel bir Napoli friggitoria’sında Cuoppo iki ana kategoride sipariş edilir: Cuoppo di Mare (Deniz Külahı) ve Cuoppo di Terra (Toprak Külahı). Her iki çeşit de sipariş verildiği anda taze olarak kızartılır ve birkaç dakika içinde sıcak sıcak külaha doldurulur.
Cuoppo di Mare (Deniz Ürünleri Külahı): Sabah Napoli Körfezi’nden ağlara takılan taze küçük hamsiler (alici), halka kalamarlar, küçük karidesler ve bazen bebek ahtapotlar incecik irmik ununa (semola) bulanarak 180 derecelik sıcak fıstık veya zeytinyağında bir dakika içinde şok kızartılır. Ağır una veya kalın pane harcına bulanmadığı için deniz ürünlerinin kendi sulu dokusu korunur, dışı ise çıtır çıtır bir kabuk bağlar.
Cuoppo di Terra (Toprak / Sebze ve Hamur Külahı): Şehrin iç kesimlerinden gelen malzemelerle hazırlanan bu çeşidin içinde minyatür pirinç köfteleri (arancini / palline di riso), patates kroketleri (crocchè), deniz yosunu veya otlu mayalı hamur lokmaları (zeppoline di pasta cresciuta), kabak çiçeği dolması ve polenta dilimleri (scagliuozzi) yer alır.
Kızartma Disiplini ve Sunum Detayları
Gerçek bir Napoli kızartmasının sırrı, yağın sıcaklık kontrolünde ve porsiyonlama hızında yatar. Yağın sıcaklığı 175–180°C derecede sabit tutulur; yağ soğuk olursa yiyecekler yağı içine çeker ve ağırlaşır, aşırı sıcak olursa dışı yanar içi çiğ kalır. Kızartılan malzemeler tavasından çıkar çıkmaz hafifçe tuzlanır ve hemen kağıt külaha doldurulur.
Külahın en üstüne bir dilim taze güney İtalya limonu iliştirilir. Kızartmaların çıtırlığını kaybetmemesi için limon suyu doğrudan külahın üzerine sıkılmaz; limon kabuğunun aromatik esansı sıcak kızartmaların kokusuna karışır, dileyenler tek tek lokmaların üzerine birkaç damla sıkarak tüketir. Yanında soğuk bir yerel içecekle taş kaldırımlarda yürüyerek yenen Cuoppo, Akdeniz sokak kültürünün en canlı anıtıdır.
Napoli’nin tarihi merkezindeki Spaccanapoli caddesinde yürürken, sokak müzisyenlerinin melodileri eşliğinde sıcak bir Cuoppo yemek, kentin yaşayan ruhunu deneyimlemenin en doğrudan yoludur.
Sıkça Sorulan Sorular
Cuoppo külahında kullanılan kağıdın özelliği nedir?
Geleneksel saman kağıdı (carta paglia), yüksek yağ emme kapasitesine sahiptir ve gözenekli yapısıyla buharı dışarı vererek kızartmaların çıtır kalmasını sağlar.
Cuoppo kızartmalarında neden irmik unu (semola) tercih edilir?
İnce irmik unu yüksek ısıyla temas ettiğinde normal buğday ununa göre çok daha sert, kıtır ve yağ çekmeyen ince bir dış kabuk oluşturur.
Cuoppo di Mare içinde en çok hangi deniz ürünleri bulunur?
Halka kalamar, taze küçük hamsi (alici fritte), karides ve bazen küçük mezgit veya tekir balıkları kullanılır.
Kızartma yağı olarak hangi yağ kullanılır?
Geleneksel dükkanlarda yüksek yanma noktasına sahip rafine yer fıstığı yağı veya zeytinyağı harmanı tercih edilir.
Zeppoline nedir ve Cuoppo içinde nasıl yer alır?
Zeppoline, cıvık ekmek hamurunun kızgın yağa kaşıkla dökülerek puf gibi kabartılmasıyla yapılan hafif tuzlu hamur lokmalarıdır; külahın en klasik dolgu malzemelerinden biridir.
Cuoppo tatlı olarak da hazırlanabilir mi?
Evet; son yıllarda Napoli’de kızarmış hamur lokmalarının üzerine sıcak çikolata veya fındık kreması dökülerek hazırlanan tatlı Cuoppo çeşitleri de oldukça popülerdir.
Haberler
Mısır Tanesinin Kireçli Suda Haşlanarak Tortilla Hamuruna Dönüşüm Kimyası
Mezoamerika uygarlıklarının mısırı kireçli suda bekleterek besin değerini artıran ve esnek bir hamura dönüştüren kimyasal buluşu nikstamalizasyonun mutfak serüveni.
Published
14 saat agoon
7 Ekim 2026
Dünya gıda tarihinde tarımın başlangıcı kadar devrim niteliği taşıyan bazı kimyasal mutfak keşifleri vardır ki, bütün bir kıtanın kaderini, nüfus artışını ve medeniyet gelişimini doğrudan belirlemiştir. Bu keşiflerin başında, Orta Amerika’nın kadim Maya ve Aztek topluluklarının yaklaşık 3500 yıl önce geliştirdiği Nikstamalizasyon (Nixtamalization) yöntemi gelir. Sert, sindirilemeyen ve tek başına yetersiz besin sunan mısır tanesini, kireçli veya küllü alkali suyla haşlayarak hem besin değerini katbekat artıran hem de yoğrulabilir esnek bir hamura dönüştüren bu yöntem, bugün modern gastronominin ve biyokimyanın hayranlıkla incelediği bir doğa bilgeliğidir.
Alkali Suyun Hücre Duvarlarını Çözme Mekanizması
Ham mısır tanesi, dış yüzeyinde “perikarp” adı verilen son derece sert, odunsu ve sindirilemez bir kabuk tabakasıyla kaplıdır. Aynı zamanda mısırın içindeki proteinler gluten oluşturamaz; bu yüzden ham mısır unu suyla karıştırıldığında ekmek hamuru gibi elastikiyet kazanmaz, ufalanıp dağılır. Kadim Mezoamerika halkları, mısırı doğrudan suyla kaynatmak yerine, odun küllerinden veya kireç taşından elde ettikleri kalsiyum hidroksit (sönmüş kireç / yerel dilde cal) içeren alkali suda bekletmeyi keşfettiler.
Kireçli suyun yüksek pH seviyesi (pH 11–12), perikarp tabakasındaki hemiselülozu hızla çözer ve kabuğun taneden kolayca soyulmasını sağlar. Aynı zamanda alkali ortam, mısır nişastasının jelatinleşme sıcaklığını düşürür ve tanedeki kalsiyum oranını yüzde 750’ye kadar artırır. Mısır taneleri kalsiyum iyonlarını emdikçe yumuşar, şişer ve öğütülmeye hazır hale gelen “Nixtamal” durumuna ulaşır.
Bu alkali banyo, mısırın içindeki protein moleküllerini çapraz bağlarla birbirine bağlar. Böylece mısır taş değirmenlerde öğütüldüğünde, buğday gluteni olmadan da birbirine kenetlenen, elle incecik açılabilen ve sac üzerinde kabarabilen elastik bir hamur (Masa) ortaya çıkar. Hamurun kazandığı bu plastik yapı, tamales ve tortilla gibi binlerce yıllık tariflerin temelini oluşturur.
Alkali işlem sırasında tanenin hücre içi yapısı öyle bir değişir ki, su tutma kapasitesi iki katına çıkar ve hamur pişerken kuruyup çatlamadan yumuşaklığını korur.

Pellagra Hastalığını Önleyen B3 Vitamini Devrimi
Nikstamalizasyonun medeniyet tarihindeki en hayati etkisi, beslenme biyokimyasında gizlidir. Çiğ mısır, zengin miktarda Niasin (B3 vitamini) içerir; ancak bu vitamin mısır içinde kompleks karbonhidratlara ve peptitlere kimyasal olarak sıkı sıkıya bağlıdır (niacytin formunda). İnsan sindirim sistemi bu bağlı B3 vitaminini parçalayamaz ve ememez.
Mısır kireçli alkali suda pişirildiğinde, kimyasal bağlar kopar ve niasin serbest kalarak vücut tarafından tamamen emilebilir hale gelir. Aynı zamanda esansiyel amino asitler olan triptofan ve lizin dengesi kurulur. 16. yüzyılda Avrupalı kaşifler mısırı Amerika kıtasından alıp Avrupa ve Afrika’ya götürdüklerinde, nikstamalizasyon yöntemini almayı unuttular. Bunun sonucunda sadece ham mısırla beslenen toplumlarda ölümcül bir B3 eksikliği olan “Pellagra” salgınları patlak verdi. Oysa Mezoamerika yerlileri binlerce yıl boyunca nikstamalize mısır sayesinde tek bir pellagra vakası yaşamadan devasa şehirler inşa etmişti.
Ayrıca alkali işlem, mısır tanelerindeki mikotoksinleri (özellikle aflatoksin ve fumonisin gibi küf zehirlerini) yüzde 90 oranında nötralize ederek gıdayı mikrobiyolojik açıdan son derece güvenli hale getirir. Bu kimyasal kalkan, sıcak ve nemli tropik coğrafyalarda depolanan tahılların bozulmadan güvenle tüketilmesini sağlamıştır.
Volkanik Taş Metate ve Tortilla Sacı Comal
Kireçli suda bir gece bekletilen mısır taneleri, sabah duru suyla ovularak yıkanır ve kabuklarından arındırılır. Ardından “Metate” adı verilen volkanik bazalt taşından oyulmuş eğimli öğütme taşlarının üzerinde, “Mano” adı verilen silindirik taş tokmakla ezilerek taze hamur (Masa) haline getirilir. Volkanik taşın pürüzlü gözenekleri, mısır tanelerini ısıtmadan ezer ve hamura eşsiz bir ipeksi kıvam verir.
Hazırlanan hamurdan koparılan küçük bezeler avuç içinde veya ahşap preslerde yuvarlak ince diskler halinde açılır. Ardından “Comal” adı verilen killi toprak veya döküm demir sacların üzerine atılır. Sacın sıcaklığıyla saniyeler içinde iki katına kabaran, buharın etkisiyle balon gibi şişen taze tortillalar, Meksika ve Orta Amerika sofralarında her yemeğin kalbini oluşturur.
Sıkça Sorulan Sorular
Nikstamalizasyon için hangi kireç kullanılır?
Gıda sınıfı kalsiyum hidroksit (sönmüş kireç / pickling lime) veya temiz odun külü suyu kullanılır; inşaat kireci kesinlikle kullanılmaz.
İşlem görmüş mısır unu (Masa Harina) ile normal mısır unu arasındaki fark nedir?
Normal mısır unu ham mısırın öğütülmesidir ve suyla yoğrulduğunda elastikiyet kazanmaz; Masa Harina ise nikstamalize edilip kurutulmuş mısırdan öğütülür ve su eklendiğinde esnek tortilla hamuru oluşturur.
Nikstamalizasyonun mısırın tadına etkisi nedir?
Alkali işlem mısırın çiğ ve nişastamsı kokusunu yok eder; yerine fındıksı, hafif topraksı ve karakteristik yoğun bir mısır aroması kazandırır.
Evde nikstamalizasyon yapmak ne kadar sürer?
Kuru mısır taneleri kireçli suda yaklaşık 30–45 dakika kaynatılır, ardından tencerenin kapağı kapalı olarak oda sıcaklığında 8 ila 12 saat demlenmeye bırakılır.
Hangi mısır çeşitleri nikstamalizasyona uygundur?
Nişasta oranı yüksek, sert kabuklu yerel tarla mısırları (özellikle beyaz, sarı veya mavi unlu mısırlar) bu işlem için en ideal sonuçları verir; tatlı mısırlar uygun değildir.
Nikstamalize mısır hamurundan başka neler yapılır?
Tortilla dışında buharda pişen etli ve sebzeli Tamales, çorbalarda kıvam verici olarak kullanılan Atole ve çıtır mısır cipsi Totopos bu hamurdan üretilir.
Haberler
İspir Kuru Fasulyesinin Çoruh Vadisindeki Serin Dağ Havasıyla Dolgunlaşması
Erzurum’un Çoruh Vadisi boyunca uzanan yüksek rakımlı köylerinde serin dağ rüzgarları ve mineralli toprakla olgunlaşan İspir fasulyesinin pişme özellikleri ve sofra kültürü.
Published
14 saat agoon
7 Ekim 2026
Anadolu mutfak kültüründe kuru fasulye, saray ziyafetlerinden esnaf lokantalarına, yayla köylerinden ev sofralarına kadar toplumun her kesimini aynı sıcak lezzet paydasında buluşturan en temel tencere yemeğidir. Ancak Türkiye’nin dört bir yanında pişirilen yüzlerce fasulye çeşidi arasında, Erzurum’un dik dağlar arasına gizlenmiş İspir ilçesinde yetişen şeker fasulyesi, dokusu, kabuk inceliği ve pişerken dağılmayan tok formuyla bambaşka bir yerde durur. Çoruh Nehri’nin açtığı derin kanyon vadilerinde, yüksek rakım ve sert dağ ikliminin sunduğu doğal mikroklimada olgunlaşan İspir kuru fasulyesi, Türk tencere mutfağının en kıymetli bakliyat değeridir.
Çoruh Vadisinin Mikrokliması ve Gece-Gündüz Sıcaklık Farkı
İspir fasulyesinin kendine has lezzet profilini belirleyen ana unsur, yetiştirildiği Çoruh Vadisi’nin coğrafi ve topoğrafik yapısıdır. Deniz seviyesinden 1100 ila 1600 metre yükseklikte yer alan bu dar vadi, çevresindeki yüksek Kaçkar ve Mescit dağlarının soğuk rüzgarlarına karşı korunaklı bir çanak oluşturur. Vadide yaz aylarında gündüzleri güneşin yakıcı sıcaklığı toprağı ısıtırken, gece dağ zirvelerinden vadi tabanına inen serin hava dalgası sıcaklığı aniden 15–20 derece birden düşürür.
Bu sert gece-gündüz sıcaklık dalgalanması, fasulye bitkisinin savunma mekanizmasını harekete geçirir. Bitki, soğuktan korunmak ve tohumunu beslemek için gündüz fotosentezle ürettiği şekerleri nişastaya dönüştürerek tane içinde yoğunlaştırır. Aynı zamanda hızlı sıcaklık değişimleri fasulyenin dış kabuğunun kalınlaşmasını engeller; ortaya tırnakla bile kolayca ayrılabilen incecik, saydam bir kabuk ve dolgun, oval, süt beyazı bir tane çıkar.
Çoruh Nehri’nin ve dağ kar sularının taşıdığı alüvyonlu, kireç oranı dengeli ve potasyum yönünden zengin topraklar, fasulye köklerinin ihtiyaç duyduğu mineralleri doğrudan taneye aktarır. Kimyasal gübreye ihtiyaç duymadan, geleneksel yöntemlerle sırıklara sarılarak yetiştirilen bu yerel tohumlar, eylül ayı sonunda elle tek tek hasat edilir. Hasat edilen baklalar güneş altında doğal olarak kurutulup kabuklarından ayıklanır. Kurutulan fasulyeler bez çuvallarda serin kilerlere kaldırılır.

Pişme Fiziği: Şişme Oranı ve Dağılmayan Nişasta Dokusu
İspir fasulyesini diğer kuru fasulyelerden ayıran en büyük mutfak avantajı, pişirme sırasındaki su çekme kapasitesi ve kabuk direncidir. Standart bir kuru fasulye ıslandığında hacmini yaklaşık bir buçuk kat artırırken, kaliteli bir İspir fasulyesi soğuk suda bekletildiğinde hacminin neredeyse iki buçuk ila üç katına kadar genişler. Tanenin içindeki amiloz ve amilopektin nişasta zincirleri suyu hızla emerken, ince dış kabuk çatlamaz ve ayrışmaz.
Tencereye girdiğinde diğer iri fasulyeler gibi dışı peltemsi hale gelip içi sert kalmaz. Aksine, tanenin her noktası aynı anda, homojen bir şekilde pişer. Ağızda çiğnendiğinde damakta krema gibi eriyen, tatlımsı ve tereyağlı bir doku bırakır. Kabuğunun mideyi rahatsız etmeyen bu narin yapısı, gaz yapma oranını da en aza indirir. Bu sindirim kolaylığı, İspir fasulyesini sofraların vazgeçilmezi kılan en önemli biyolojik artılardan biridir.
Tanelerin pişerken saldığı doğal nişasta, yemeğin suyunu kendiliğinden kıvamlandırır; bu sayede dışarıdan un veya ekstra kıvam artırıcı eklemeye gerek kalmadan kadife gibi akıcı bir sos oluşur.
Toprak Güveçte Tereyağlı Ağır Pişirme Geleneği
İspir kuru fasulyesinin gerçek lezzetine ulaşması için pişirme kabı ve yağ seçimi belirleyicidir. Geleneksel Rize ve Erzurum fırınlarında bu yemek, kaba killi topraktan yapılan derin güveçlerde hazırlanır. Islatılan fasulyeler önce hafifçe haşlanır; ardından bol miktarda yayık tereyağı, ince kıyılmış soğan, kemik iliği suyu ve az miktarda tatlı biber salçasıyla harmanlanarak taş fırının kor ateşi üzerine bırakılır.
Fırının kapağı kapatılarak 3 ila 4 saat boyunca 100–120 derecelik düşük ısıda ağır ağır demlenen fasulye, tereyağını ve etin kolajenini içine çeker. Tencerenin suyu salça bulamacı gibi değil, fasulyenin kendi saldığı doğal nişastayla kıvamlanmış parlak bir helme oluşturur. Sofraya getirildiğinde yanına tereyağlı tane pirinç pilavı, taze köy turşusu ve kuru soğan eşlik eder. Karadeniz sahil lokantalarında sabahın erken saatlerinde fırına verilen bu güveçler, öğle saatlerinde kuyruklar oluşturan bir lezzet şölenine dönüşür.
Yöre ustaları, fasulyenin pişme suyuna bir parça kurutulmuş dana kaburgası veya kuşbaşı et ekleyerek lezzeti daha da derinleştirir. Pişirme bittikten sonra güveç en az yarım saat dinlendirilir; böylece taneler sosun tüm aromasını içine çeker.
Sıkça Sorulan Sorular
İspir fasulyesi pişirilmeden önce ne kadar süre suda bekletilmelidir?
İnce kabuklu yapısı suyu hızla çektiği için oda sıcaklığındaki içme suyunda 8 ila 12 saat bekletilmesi yeterlidir; daha uzun bekletmeler tanenin erken yumuşamasına yol açabilir.
İspir fasulyesinin orijinal olduğu nasıl anlaşılır?
Orijinal İspir fasulyesi tam yuvarlak değil, hafifçe basık ve ovaldir; rengi donuk fildişi beyazıdır ve tanelerin üzerinde leke bulunmaz. Islatıldığında hacmi en az iki katına çıkar.
Pişirme sırasında kabukların ayrılmaması için ne yapılmalıdır?
Fasulye asla yüksek ateşte fokurdayarak kaynatılmamalıdır; daima en kısık ateşte veya fırında, kapağı kapalı olarak ağır ağır tıngırdatılmalıdır.
İspir fasulyesine pişerken neden soğuk su eklenmez?
Pişme esnasında eklenen soğuk su, sıcak fasulye kabuğunda ani büzüşmeye ve kabuğun etten ayrılarak çatlamasına neden olur; su takviyesi daima kaynar suyla yapılmalıdır.
İspir fasulyesi güveç dışında döküm tencerede pişirilebilir mi?
Evet; kalın tabanlı döküm demir tencereler de ısıyı eşit dağıttığı için güvece çok yakın bir helmelenme ve kıvam performansı sunar.
İspir fasulyesinin şeker fasulyesi olarak adlandırılmasının sebebi nedir?
Yüksek rakımdaki gece soğukları nedeniyle tanede biriken doğal glikoz oranı diğer fasulyelere göre belirgin şekilde yüksektir; bu da yemeğe hafif tatlımsı ve dengeli bir lezzet katar.
