Connect with us

Röportajlar

MESLEK FABRİKASI

Meslek Fabrikasında verilen kurslar arasında yiyecek içecek hizmetlerine dair eğitimler de var. Oldukça ilgimizi çeken Meslek Fabrikası’nı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Projeler Dairesi Başkanı Dr. Fatma Aytug Balcıoğlu’yla konuştuk.

Yayınlanma zamanı

-

İzmir Büyükşehir Belediyesinde 2006 yılında Meslek Edindirme ve Beceri Kursları olarak başlayan ve İzmirlilere ücretsiz olarak mesleki eğitim sağladığı birimi, Meslek Fabrikası Şube Müdürlüğü’yle İzmirlilerin hayatına dokunuyor.

Yapımı 1870’li yıllara dayanan ve kentin geçmişine tanıklık eden Tarihi Un Fabrikası İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek “Meslek Fabrikası” adıyla hedef odaklı hizmet anlayışı ile alanında uzman kadrosunu ve kursiyerlerini yeni bir isim ve etkileyici bir bina ile buluşturmuş.

İstihdama yönelik olarak mesleki eğitim verilen MESLEK FABRİKASI kursları, sürekli güncellenmesinin yanı sıra, yoğun ve hedef odaklı. Şimdiye kadar 10 kurs merkezinde yaklaşık 60.000 kursiyere eğitim verip, 28.666 kursiyer ise MEB onaylı sertifika almıştır.

Meslek Fabrikasında verilen kurslar arasında yiyecek içecek hizmetlerine dair eğitimler de var. Oldukça ilgimizi çeken Meslek Fabrikası’nı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Projeler Dairesi Başkanı Dr. Fatma Aytug Balcıoğlu’yla konuştuk.

İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak İstihdam sağlamak amacıyla çok başarılı bir projeye imza attınız, peki kurs alan öğrencileriniz arasında hangi yaş grubu çoğunlukta?

16 yaş üzeri okuma-yazma bilen herkes kurslarımıza katılım sağlama hakkına sahiptir. Kursiyerlerimizin yaklaşık olarak yarısı 15-30 yaş aralığında, yüzde 30 kadarı da 30-45 yaş arasında, yüzde 18 kadar da 45-60 yaş arası kursiyerimiz var. Kursiyerlerimizin %2sini de 60 yaş üzeri oluşturmakta.

108 yıllık un fabrikasını meslek fabrikasına dönüştürdünüz, bu fabrikanın içinde hangi meslek kursları veriliyor?

Kurslarımız oldukça çeşitli. Pastacılık, Autocad, Grafik ve Animasyon, 3D Max, Bilgisayar Destekli Muhasebe, Bilgisayar Kullanımı, Bilgisayarda Hızlı (F) Klavye Kullanımı, Düz Dikiş Makineci, Overlok – Reçme Makineci – Ütücü, Kadın Giysileri Dikimi, İşaret Dili, İngilizce, PLC, Sahne Makyajı, Temel Makyaj, Cilt Bakımı, Sıhhi Tesisat Armatür Montajcısı ve Onarımcısı ve Topraksız Tarım

Kurslarını tamamlayan öğrencileriniz arasından iş sahibi olanların sayısı oldukça fazla, öğrencilerinizin istihdamı ile ilgili nasıl bir yol izliyorsunuz?

Mesleki eğitimlerimizden mezun olan kursiyerlerimizi iş gücü piyasası ile buluşturmak amacıyla Meslek Fabrikası bünyesinde “İstihdamı Geliştirme ve Destekleme Birimini” kurduk. İzmir’e özgü bir istihdam politikasının geliştirilmesine katkıda bulunmak, başta dezavantajlı gruplar olmak üzere, İzmir’deki işsiz nüfusun iş gücüne katılımını desteklemek, İş gücü yapısı ve sektörler bazında personel, eğitim, nitelik gibi ihtiyaçları belirlemek ve kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarıyla ortak çalışmalar yürütmek hedefleri doğrultusunda çalışan birimimiz aynı zamanda İŞKUR hizmet noktası olarak da görev yapmaktadır.

Kurslarımızdan mezun olan kursiyerlerin iş bulma sürecini hızlandırmak amacıyla firma görüşmeleri ve sektör buluşmaları düzenliyoruz. Kursiyerlerimize iş arama ve özgeçmiş hazırlama rehberliği yapıyoruz.

Meslek Fabrikası’nın gelişimi ve kurs alan öğrencilerinizin iş imkanlarına ulaşması için iş birliği yaptığınız kurumlar hangileridir?

Mesleki eğitim çalışmalarımızı Üniversiteler, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Meslek Odaları, Sivil toplum kuruluşları, Çalışma ve İş Kurumu İzmir İl Müdürlüğü ve diğer Kamu Kurum ve Kuruluşları iş birliği ile gerçekleştiriyoruz. Kentteki kurumlarla sürdürülebilir bir iş birliği yapısının oluşturulması hedefinden hareketle, yereldeki aktörlerin esnek bir yapı etrafında bir araya getirmek amacıyla Yönlendirme Kurulu oluşturduk. İş gücü piyasasında söz sahibi olan kurumların bir araya geldiği bu yapı mesleki eğitim programlarımızın kentimizin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmesi, güncellenmesi ve mezun kursiyerlerimizin iş gücü piyasasına dahil olması sürecinde bizleri yönlendirmektedir. 

Yiyecek içecek hizmetleri kurslarınızın alt başlıkları nelerdir?

Bu kapsamda aşçılık, pastacılık, sütlü tatlılar hazırlama ve çikolata yapımı kurslarımız bulunuyor. İleriye dönük kurs planlarımızda pizza, gevrek, boyoz yapımı ve dünya kahvelerine yönelik olarak barista eğitimi vermeyi planlıyoruz.

Gastronomi ile ilgili kurslarınız arasından özellikle pastacılık kursu ön planda, katılımcılarınızı başarılı buluyor musunuz?

Son zamanlarda pastacılık sektörü oldukça büyüdü. Bu büyümenin sonucu olarak sektörde nitelikli eleman ihtiyacı ortaya çıktı. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla Meslek Fabrikası’nın giriş katını pastacılık kursları için özel olarak düzenledik. Kursa katılacak kursiyerlerimizi sektörünün ihtiyaçlarına yönelik belirlediğimiz kriterler ile seçtik.

Profesyonel eğitmenlerimiz ile birlikte kısa süre içinde büyük gelişim gösteren kursiyerlerimiz, birbirinden ilginç tasarımlı pasta, çikolata, kurabiye ve hamur işlerine imza atıyor. Hafta içi her gün devam eden eğitimlerde klasik lezzetlerimizin yanı sıra şeker hamurundan çizgi film karakterli pasta ve kurabiyeler pişiriyorlar. Dört ay süren eğitimin sonunda pastacılığın püf noktalarını öğrenen kursiyerlerimiz Millî Eğitim Bakanlığı onaylı sertifika almaya da hak kazanıyor. 

Türkiye’de belediye tarafından verilen ilk “Topraksız Tarım” kursu sizin bünyenizde faaliyetine devam etmekte. İlk ve tek olma başarınızı nasıl değerlendirirsiniz?

Yerelde kalınma hedefiyle Türkiye’ye örnek projelere imza atan İzmir Büyükşehir Belediyesi tarım üreticilerine destek ve rehberliğini Topraksız Tarım uygulama ve eğitimleriyle sürdürüyor. İlçeler arasındaki gelişmişlik farkının azaltılması amacıyla Dikili ve Kınık’tan başlayarak diğer ilçelere yayılan Topraksız Tarım projesi kapsamında Dikili’de Eğitim serası kuruldu. Ayrıca Foça Cezaevinde kurulan Topraksız Tarım serasında hükümlülere eğitim verildi.

_ Mutfak Magazin | Sayı 9 | 2017 Ağustos-Eylül

Tamamını Oku

Haberler

Şef Yalçınkaya Fethiye’de Konuştu: ‘Gastronomide Tüm Değer Bizde, Yeter ki Sahip Çıkalım’

Fabay Gastro Fest’te sahne alan Şef Mehmet Yalçınkaya, Türk mutfağının dünya sahnesine çıkma formülünü anlattı: teknik + hikaye. Keşkek, yayla çorbası ve yörük kültürü üzerine çarpıcı sözler.

Published

on

Fethiye’nin Liberty Fabay otelinde düzenlenen Fabay Gastro Fest, bu yıl sıradan bir tatil etkinliğinin çok ötesine geçti. Festivalin konuğu Şef Mehmet Yalçınkaya, yerel otların kokusunu alarak dolaştığı stantta Türk mutfağının dünyaya açılma hikayesini anlattı. Ve söyledikleri, sadece bir festival konuşması değildi — Türk gastronomisinin özüne dair bir manifestoydu.

“Artık hiçbirimiz yabancı bir ülkeye gidince kendi yemeğimizi aramıyoruz. Yerelin lezzetini tatmak istiyoruz.” Bu söz, Yalçınkaya’nın salt bir gözlemi değil; hem dünya turizminin hem de Türk mutfağının önündeki büyük fırsatın tek cümlelik özeti.

Fabay Gastro Fest: Fethiye’nin Lezzet Vitrine

Liberty Fabay’ın bu yıl ilk kez düzenlediği Fabay Gastro Fest, Ege’nin en özgün tat laboratuvarlarından birini kurdu festival alanında. Yörük kültürü, tıbbi aromatik bitkiler, kuzu göbeği mantarı, yerel pekmezler ve bölgeye özgü pişirme ritüelleri — bunların hepsi tek bir alanda, ustaların elinden çıkma sunumlarla misafirlere tanıtıldı.

Şef Yalçınkaya, stanttaki her ürünü dikkatle inceledi. Özellikle kar şerbeti hazırlığı sırasında söylediği sözler festivale damga vurdu: “Bakın, bu bir teknik. Bizde sıradan görünen bu işlemler Avrupa’da bir ülkede olsa bunun için tur düzenlenir.”

“Gastronomide Tüm Değer Bizde”

Şef Yalçınkaya’nın Fethiye’deki konuşmasının ana teması net: Türkiye’nin gastronomi mirası, henüz tam anlamıyla sahip çıkılmamış bir hazine. Bu hazineyi gün yüzüne çıkarmak ise hem şeflerin hem de işletmelerin sorumluluğu.

Festivalin açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Yöresel mutfağımız inanılmaz güçlü; içli köfteden künefeye, yayla çorbasına kadar her yemeğimiz dünyada karşılığı olmayan tekniklerle yapılıyor. Ben bugün bir otele danışmanlık versem ilk işim, bölgenin ürünleriyle çalışan iki yerel restoran kurmak olur.”

Bu yaklaşım, son yıllarda Türkiye’nin fine dining sahnesinde de belirginleşen bir anlayışla örtüşüyor: Global teknikleri bilmek şart, ama kimliği yaratan yerel malzeme ve hikayedir.

Keşkek, Kar Şerbeti ve Yayla Çorbası: Sıradan mı Mucize mi?

Türk mutfağının en büyük paradokslarından biri şu: Yüzyıllık bir tekniği, o tekniğin doğduğu coğrafyada sıradan buluyor olabiliriz. Oysa aynı teknik, başka bir ülkede “geleneksel” ya da “otantik” etiketiyle premium fiyatlarla sunuluyor.

Yalçınkaya bu çelişkiye keşkek üzerinden dikkat çekti: “Düğünlerde, asker uğurlamalarında, mevlitlerde yapılan bir yemek. Bunların hepsi birer gastronomik miras.”

Yayla çorbası için söyledikleri ise tam bir gastronomi manifestosuydu: “Sıcak et suyuna pirinç atıp üzerine insanların kahvaltıda yediği yoğurdu sıcak halde sunmak. Bu mucizedir. Dünyada herkes çorba yapar, herkes hamur açar ama bizim yayla çorbasının terbiyesinin bile dünyanın hiçbir yerinde benzeri yok.”

Göç Yolu Mutfağı: Yalçınkaya’nın Vizyonu

Şef Mehmet Yalçınkaya, kendi kurduğu Göç Yolu Mutfağı konseptiyle Türk mutfağını yalnızca “yemek” değil “kültürel bellek” olarak ele alıyor. Göç yollarında yaşanan mutfak dönüşümleri, bölgeden bölgeye taşınan tatlar ve pişirme teknikleri — bunların hepsi Yalçınkaya’nın araştırma konularının merkezinde.

Festivalda bu konseptten örnekler de paylaştı. Yıllarca küçümsenen geleneksel tekniklerin bugün hem yurt içinde hem yurt dışında büyük ilgi gördüğünü vurguladı.

Bu ilgi tesadüf değil. Dünya genelinde “terroir” kavramı yalnızca şaraba değil, gıdanın tamamına uygulanmaya başlandı. Bir yörenin toprağından, ikliminden, tarihinden çıkan tatlar artık premium kategoride değerlendiriliyor. Türkiye’nin bunu henüz tam yansıtmadığı alan büyük.

Otelcilik ve Gastronomi: Ayrılmaz İkili

Fabay Gastro Fest’in önemli bir boyutu da otelcilik sektörüne verdiği mesaj. Yalçınkaya bu konuda da düşündürücü sözler söyledi: Otellerin gastronomi vizyonu artık seçimlik değil, zorunluluk.

“Gastronomi artık işletmelerde birincil kriter haline geldi.” diyen Yalçınkaya, misafir beklentilerinin köklü biçimde değiştiğini vurguladı. Turizmde “gastronomi destinasyonu” kavramı artık plaj ve güneşin önüne geçebiliyor.

Liberty Fabay’ın bu festivalin ilk düzenleyicilerinden biri olması, bu değişimin farkında olan işletmecilerin somut adım attığını gösteriyor. Yalçınkaya’nın otelе övgüsü de bu farkındalığa duyduğu saygıyı yansıtıyordu: “Bir otelin bu kadar kapsamlı bir gastronomi festivali yapıyor olması bizi çok memnun etti.”

Fethiye’nin Gastronomik Kimliği

Şef Yalçınkaya’ya “Fethiye bir tabak olsaydı nasıl olurdu?” sorusu sorulduğunda verdiği cevap, festivalin en çarpıcı anı oldu: “Fethiye bir tabak olsaydı kesinlikle mitolojik bir tabak olurdu. Tarih var, kültür var, yörük mutfağı var, tıbbi aromatik bitkiler var. Bu coğrafya bir hikayenin üzerine kurulu.”

Fethiye, yalnızca güneş ve denizle tanınıyor olmaktan çok daha fazlasını hak ediyor. Yörük kültürünün canlı kaldığı, ege otlarının bolca yetiştiği, kuzu göbeği mantarının toplandığı, narenciye bahçelerinin kokulara renk kattığı bu coğrafya — gerçekten de henüz keşfedilmemiş bir gastronomi şehri.

Dünya Sahnesine Çıkmak: Teknik + Hikaye Formülü

Yalçınkaya’nın FRT mikrofonlarına verdiği röportajda özetlediği formül, Türk gastronomisinin uluslararası tanınma yolculuğu için de bir yol haritası niteliğinde:

“Teknik olmadan yemek yapılmaz, bu doğru. Ama bizi dünyada bir adım öne çıkaracak olan şey hikayelerimiz. Yörük kültürü, göç yolu mutfağı, ritüellerimiz.”

Michelin’in Türkiye’yi tüm ülke bazında değerlendireceği bir dönemde bu söz özellikle kritik. Müfettişler yalnızca tabakta ne olduğuna değil, o tabağın arkasındaki hikayeye de bakıyor. Teknik ustalık bir ön koşul; farklılaştıran ise kimlik.

Fethiye’nin festivalinde bir stantta duyulan bu sözler, belki de Türk gastronomi dünyasının önündeki yıllar için en özlü ve net rehber cümlelerdir: Değer bizde. Tek gereken — sahip çıkmak.

Sık Sorulan Sorular

Fabay Gastro Fest nerede düzenlendi?

Festival, Fethiye’deki Liberty Fabay otelinde gerçekleştirildi.

Şef Mehmet Yalçınkaya’nın Göç Yolu Mutfağı nedir?

Göç Yolu Mutfağı, Yalçınkaya’nın geliştirdiği bir konsept. Anadolu’nun göç yollarında şekillenen mutfak kültürünü, yöresel malzemeleri ve geleneksel teknikleri modern bir gastronomi anlayışıyla bir araya getiriyor.

Türk mutfağı neden uluslararası arenada yeterince tanınmıyor?

Klişelerin (kebap, baklava) ötesine geçilememesi, hikayelerin yeterince pazarlanmaması ve fine dining standartlarında sunumun yetersizliği başlıca nedenler. Yalçınkaya’ya göre çözüm: hikayeyi teknikle birlikte sunmak.

Gastronomi turizmi Türkiye’de ne kadar gelişti?

Son yıllarda ciddi ivme kazandı. Michelin’in Türkiye kapsamını genişletmesi, Gaziantep’in UNESCO Gastronomi Şehri unvanı ve otellerin gastronomi festivallerine artan ilgisi bu gelişimin göstergesi.

Fethiye’nin öne çıkan yöresel ürünleri nelerdir?

Kuzu göbeği mantarı, yöresel tıbbi aromatik bitkiler, zeytinyağı ürünleri, narenciye, yörük peynirleri ve geleneksel pekmezler bölgenin gastronomi hazinesinin önemli unsurları.

Tamamını Oku

Röportajlar

Mengen’den Yeni Şef Modeli: Dönüşüm

Bolu-Mengen geleneğinden gelen Şef Şafak Erten ve yeni nesil Türk şefler, köklü mutfak mirasını sürdürülebilirlik ve üretici ağlarıyla buluşturarak gastronomi dünyasında yeni bir model yaratıyor.

Published

on

Mengen'den yeni şef modeli, genç Türk şef

Türk mutfağının tarihinde Bolu’nun Mengen ilçesi özel bir yer tutar. Yüzyıllardır aşçı yetiştiren bu küçük Anadolu kasabası, İstanbul saray mutfaklarından yatılı okul yemekhanelerine kadar her mutfağın içine sızdı. Mengenli aşçı, Türk gastronomi kültüründe adeta bir arketip haline geldi: ağırbaşlı, titiz, disiplinli, mütevazı. Peki ya bugünün genç şefleri? Mengen geleneğini sırtlayıp da onu olduğu gibi değil, dönüştürerek taşıyanlar?

Köklerin Üstüne Kurulan Zihin

Hürriyet’ten gastronomi yazarı Ebru Erke’nin son köşe yazısında adı geçen Şafak Erten, bu sorunun en yetkin yanıtlarından birini veriyor. JW Marriott Bosphorus’taki Octo restoranının şefi olan Erten, Mengen geleneğinden gelen bir isim; ancak onu farklı kılan şey bu mirasa sadık kalmak değil, onu bugünün diliyle yeniden kurabilmek.

“Mengenli aşçı” imgesinin çağrıştırdığı o eski model — dedenden babana geçen bir meslek, eller mutfakta, zihin büyük resme kapalı — artık tek geçer akça değil. Şafak Erten gibi isimler, aynı kökten beslenerek farklı bir şef profili çiziyor: neyi, neden yaptığını bilen; ürünün nereden geldiğini, kim tarafından üretildiğini sorgulayan; mutfağını bir sistem içinde kuran ve bunu anlatabilen şefler.

Bir Gastronomi Ekosistemi Kurmak

Şafak Erten’in Octo’daki mutfağına baktığınızda bir tedarik zincirinden çok bir ağ görüyorsunuz. Muğla’dan Hatay’a, Milas’tan Urla’ya uzanan üreticilerle kurulu bire bir ilişkiler; kadın kooperatiflerinden gelen ürünler; mevsim dışına çıkmayan bir menü anlayışı. Bu, “farm to table” sloganının ötesinde, gerçek anlamıyla yerelleştirilmiş bir gastronomi pratiği.

Ve bu yaklaşım bir trende ayak uydurmaktan değil, içselleştirilmiş bir refleksten doğuyor. Dude Table’ın düzenlediği “35 Yaş Altı Genç Şef” yarışmasının ilk kazananlarından olan Erten, bu tür platformların kendisine yalnızca görünürlük değil, düşünsel bir derinlik kazandırdığını söylüyor. Sürdürülebilirlik artık bir pazarlama aracı değil, mutfağın tasarım ilkesi haline geliyor.

Türkiye’deki Yeni Şef Kuşağı Neyi Temsil Ediyor?

Şafak Erten’in örneği aslında çok daha geniş bir tablonun parçası. Son beş yılda Türkiye’de genç şeflerin gastronomi sahnesine çıkışı kayda değer bir ivme kazandı. Uluslararası yarışmalar, yurt dışında edinilen deneyimler, Anadolu’nun keşfedilmemiş lezzetlerine duyulan merak ve sosyal medyanın sunduğu görünürlük — bunların birleşimi, daha önce hiç olmadığı kadar çok sesli ve renkli bir şef kuşağı ortaya çıkardı.

Bu kuşağın en belirgin özellikleri şunlar:

  • Hikaye anlatıcılığı: Sadece yemek pişirmekle yetinmiyorlar; yemeğin ardındaki hikayeyi, kültürü ve coğrafyayı da sofrada sunuyorlar.
  • Üreticiyle doğrudan ilişki: Büyük toptan tedarikçiler yerine küçük üreticilerle çalışmayı tercih ediyorlar. Bu hem lezzet kalitesini artırıyor hem de yerel ekonomiye destek sağlıyor.
  • Mevsimsellik: Menüler artık yılın her döneminde aynı olmak zorunda değil. Mevsime göre değişen menü hem taze hem de çevreye duyarlı bir mutfak pratiği sunuyor.
  • Akademik zemin: Gastronomi eğitimi, yurt dışı stajlar ve uluslararası programlar bu kuşağın entelektüel alt yapısını güçlendiriyor.

Mengen Geleneği Nereye Gidiyor?

Mengen, Türkiye’de gastronomi eğitiminin köklü bir merkezi olmayı sürdürüyor. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mengen Meslek Yüksekokulu, her yıl yüzlerce genç aşçı yetiştiriyor. Ancak bu kurumun mezunlarının gittiği yerlere bakıldığında, artık yalnızca otel mutfakları ve yemekhaneler değil; fine dining restoranlar, butik mekanlar, hatta kendi markasını kuran girişimci şefler de var listede.

Mengen’in ruhu — disiplin, sabır, kalite — değişmedi. Ama bu ruhu taşıyanların vizyonu genişledi. Artık bir Mengenli şef, saray mutfağının torunu olduğunu bilerek çıkabiliyor dünyaya; ama o saray mutfağını bugünün dilinde, bugünün malzemeleriyle ve bugünün değerleriyle yeniden yorumlayarak.

Bir Sistem Kurmak, Bir Yemek Pişirmekten Fazlasıdır

Ebru Erke’nin Şafak Erten için söylediği cümle aslında tüm bu yeni şef kuşağının manifestosu gibi okunabilir: “Artık şeflerin maharetini sadece yaptıkları yemekler değil, kurdukları sistemin bütünlüğü gösteriyor.”

Bu sistem tabakta gördüğümüz sonuçtan çok önce başlıyor. Tohumun ekiliş şeklinden tutun, malzemenin mutfağa girişine, orada nasıl işlendiğine, tüketicinin önüne nasıl çıktığına kadar her aşama bu sistemin bir parçası. Ve bu sistem ne kadar bilinçli, sürdürülebilir ve insani değerlere dayalıysa, o tabak da o kadar anlamlı oluyor.

Mengen’den çıkan yeni şef modeli bize bunu söylüyor: Gelenek, büyümek için bir kısıt değil; tam tersine, derinlik kazanmak için bir zemin. Ve o zemin üzerinde, cesur zihinler çok daha yüksek yapılar kurabilir.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Mengen neden Türkiye’de aşçılıkla özdeşleşti?

Mengen’in aşçılıkla özdeşleşmesi yüzyıllar öncesine dayanıyor. Osmanlı döneminde saray mutfaklarına Mengenli aşçılar yerleşti; sonraki dönemlerde otel, yurt ve okul mutfakları bu geleneği sürdürdü. Bugün hâlâ Türkiye’nin en kapsamlı aşçılık eğitim merkezlerinden biri Mengen’de bulunuyor.

Genç şefler için Türkiye’de hangi platformlar var?

Dude Table’ın “35 Yaş Altı Genç Şef” yarışması, Bocuse d’Or Türkiye seçmeleri, çeşitli turizm bakanlığı destekli programlar ve uluslararası staj olanakları öne çıkıyor. Bu platformlar hem görünürlük hem de mesleki gelişim açısından kritik rol oynuyor.

Sürdürülebilir mutfak anlayışı Türkiye’de ne kadar yaygın?

Büyük şehirlerde özellikle İstanbul’da fine dining segment, sürdürülebilirlik konusunda hızla ilerledi. Yerel üreticilerle doğrudan çalışan, mevsimsel menüler kuran ve atık azaltmayı ilke edinmiş restoranlar sayısı artıyor. Ancak bu anlayışın sektörün geneline yayılması için zamana ve daha fazla farkındalık çalışmasına ihtiyaç var.

Octo restoran nerede ve nasıl bir konsepte sahip?

Octo, İstanbul’daki JW Marriott Bosphorus otelinde yer alıyor. Şef Şafak Erten önderliğinde yerel üreticilerden beslenen, mevsimsel ve sürdürülebilir bir fine dining anlayışını benimsiyor. Menü, Anadolu’nun zengin coğrafyasından derlenen malzemeleri çağdaş tekniklerle buluşturuyor.

Tamamını Oku

Röportajlar

Şef Murat Deniz Temel ve Alaf’ın Yolculuğu

İstanbul’un fine dining sahnesinde yıldızı parlayan Şef Murat Deniz Temel, her şeyin 12 yaşındaki merakıyla başladığını söylüyor. Alaf restoranında Anadolu’nun kadim birikimini bugünün diliyle anlatan Temel’in hikâyesi, Türk gastronomisinin yeni yüzünü gözler önüne seriyor.

Published

on

Türk gastronomi sahnesinde her dönem yeni sesler yükselir. Kimi bir şehrin sokaklarından gelir, kimi uzak bir mutfaktan, kimi sade bir sorudan: “Bu nasıl olur?” İşte Şef Murat Deniz Temel‘in hikâyesi tam da burada başlıyor. 12-13 yaşında evde kendi kendine sofralar kuran, ardından bu merakı mesleğe, sonra felsefeye dönüştüren bir aşçının yolculuğu.

Temel, bugün İstanbul’daki restoranı Alaf‘ta mevsimsel ürünleri Anadolu’nun kadim birikimini modern bir dille buluşturarak sunuyor. 2026’nın başında yeni bir ortaklık ve yeni bir yönelimle kapısını aralayan Alaf, Türk fine dining sahnesinin en dikkat çekici adreslerinden biri olmaya devam ediyor.

Meraktan Doğan Bir Mutfak Felsefesi

Gastronomi dünyasında pek çok şef, mutfağa bir tutkuyla başladığını söyler. Ama Temel’in hikâyesi biraz farklı. Onun için yemek yapmak, başından beri sorular sormanın bir yolu. “Bunu şununla yapsam nasıl olur? Biraz daha pişirsem ne değişir?” Bu sorular onu zamanla zeytinyağından yoğurt mayalamaya, kızılçam soğuk çayından biberli tatlılara kadar geniş bir deneme alanına sürükledi.

Ve bir gün fark etti ki bu merak onu Anadolu’ya götürüyordu. “Araştırdıkça Anadolu’nun kadimliğini öğreniyorum” diyor Temel. “Doğayı taklit edip Anadolu insanı zaten yapmış benim merak ettiğimi. Çamla, dikenle yoğurdu yapmış. Sürdürülebilirliğin kitabını çoktan yazmış. Ben sadece onu şimdiye adapte edip anlatmaya çalışıyorum.”

Bu yaklaşım, Alaf’ın mutfağını özgün kılıyor. Temel sadece yemek pişirmiyor; Anadolu’nun derin hafızasıyla diyalog kuruyor. Bir malzemeyi masaya getirmeden önce o malzemenin tarihini, coğrafyasını, pişirilme serüvenini araştırıyor.

Alaf: Her Gün Yeniden Yazılan Bir Hikâye

Alaf, Temel’in birikiminin somutlaştığı bir mekân, ancak hiçbir zaman bitmiş bir hikâye değil. Her gün yeni katmanlar eklenen, sezonun, toprağın ve insanın ritmine göre şekillenen bir restoran bu. Menü, takvimi takip eder; malzeme, bölgenin nabzına göre değişir.

2026 başında Alaf yeni bir dönemin eşiğinde. Temel, yeni bir yol arkadaşıyla hem mutfakta hem de iş modelinde taze bir sayfa açtı. Bu dönüşüm, restoranın kimliğine yeni bir enerji katarken temel felsefesini korumaya devam ediyor: sade, özgün, derin.

Sofra Kültürü: Yemeğin Kendisi Kadar Önemli Olan Her Şey

Şef Temel’le konuşunca anlaşılıyor ki onun için yemek, sadece bir tabakta servis edilenden ibaret değil. Mutfak, çok daha geniş bir anlam taşıyor: malzemenin alınışı, pişirilme sürecindeki sohbet, sofraya oturuşun seremonisi, yedikten sonra hâlâ yemek üzerine konuşmak…

“Her bölgenin sofrası farklı; seremonisi, muhabbeti, malzemesi” diyor Temel. “Hepsi ayrı bir dünya. Yeni bir yere gittiğimde beni en çok heyecanlandıran şey de bu oluyor.” Farklı coğrafyalardan edinen bu gözlemler, Alaf’ın mutfağına süzülüyor ve her yemeği bir hikâyeye dönüştürüyor.

Bu anlayış aslında Türkiye’nin en köklü yemek geleneğiyle örtüşüyor. Sofra, Anadolu’da her zaman bir buluşma yeri olmuştur. Aile, arkadaşlık, anlaşmazlık ve barış; hepsi sofrada biçim bulur. Temel, bu geleneği fine dining diline aktarırken özünü kaybetmemeye özen gösteriyor.

Türkiye’nin Yeni Şef Kuşağı: Derin Kökler, Cesur Yorumlar

Murat Deniz Temel, Türkiye’nin genç ve orta kuşak şeflerinin sembolik bir temsilcisi gibi görünüyor. Bu kuşak, Batı’nın tekniklerini reddeden değil, onu Anadolu’nun zenginliğiyle harmanlayan bir bakış açısına sahip. Fermente ürünler, yabani otlar, köy peynirleri, taş fırın ekmeği — bunlar artık menülerde birer “konuk” değil, başrol oyuncusu.

Bu eğilim, küresel gastronominin son yıllarda aldığı yönle de örtüşüyor. Hyper-regional ve root-to-table akımları, dünya genelinde şeflerin yerel kimliğe dönüşünü hızlandırdı. Türkiye’de bu dönüşü en net biçimde gösteren isimlerden biri Temel.

Sıkça Sorulan Sorular

Şef Murat Deniz Temel kimdir?

Murat Deniz Temel, Türkiye’nin öne çıkan genç şeflerinden biridir. İstanbul’da Alaf restoranını işleten Temel, Anadolu’nun kadim mutfak mirasını mevsimsel ürünler ve modern tekniklerle yorumluyor.

Alaf restoran nerede?

Alaf, İstanbul’da faaliyet göstermektedir. 2026 yılı itibarıyla yeni bir ortaklıkla kapsamını genişleten restoran, Türk fine dining sahnesindeki konumunu güçlendirmeye devam ediyor.

Alaf’ın mutfak felsefesi nedir?

Alaf, mevsimsel ve yerel malzemeleri ön plana çıkaran, Anadolu’nun geleneksel mutfak birikimini çağdaş bir yorumla sunan bir anlayışa sahiptir. “Tarladan masaya” ötesinde “topraktan hafızaya” diyebileceğimiz bir yaklaşım benimsemektedir.

Tamamını Oku