Connect with us

Haberler

Erzurum Lezzet Keşfi

Erzurum, mutfak zenginliği yanında kış turizmi potansiyeli, doğal güzellikleri ve tarihi geçmişiyle de ülkemizin turizm bağlamındaki yükselen yıldızlarından.

Yayınlanma zamanı

-

Erzurum’da Yediğim Her Şeyin Tadı, Damağımda Kaldı.

Her değişik coğrafya, gündelik yaşamın içinde, insanın önüne yenilikler çıkarabilir; karşımıza seyrek çıkacak güzelliklere dikkat kesilmek gerekiyor. Önüme çıkacak olan sürprizlerin heyacanı ile daha önce bilemediğim  geleneksel tatları  öğrenmeye, öğrendiklerimi paylaşmaya onlan hevesimi de yanıma alarak  düştüm bereketli topraklarda binlerce yıldır üretilen lezzetlerin peşine.

Erzurum mutfağı bugüne kadar ifade edilirken sadece Ayran Aşı, Cağ Kebabı, Kadayıf Dolmasından ibaret olduğu sanılmış. Erzurum bir lezzet şehri olarak adlandırılabilir oysa. Bu şehirde yediğiniz yemeklerin tatlarının birbirine benzemediğini göreceksiniz. Tatlısından tuzlusuna tüm yemekleri ayrı bir sanat eseri. Yediğim her şeyin tadı, damağımda kaldı.

Neler mi yedik?

Erzurumda Cağ Kebabı yapanların lezzet ustalığı tartışılmaz derecede kendisini kanıtlamıştır. Bilhassa etteki yağ oranını çok iyi dengelenmiştir. Biz de uçaktan iner inmez sanki bunu kanıtlamak istercesine kendimizi Cağ Kebabında harikalar yaratan mekân Şenyurt’da buluyoruz.

Sonuç mu?

Salaş, lokanta tadında, sokak arasında gerçek bir cağ kebabı deneyimi..

Onca zaman Adana’ya gitmiş ve Adana kebaplarının yanında şalgam suyunu da midye indirmiş biri olarak ayran ve şalgam birlikteliğinin  uyumunu burada keşfetmiş olmam da şaşırtıcı idi. Mutluluk, bir birini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor. Ardı ardına gelen cağ şişlerinin ve içtiğimiz şalgam ve ayran karışımı Erzurum Kokteyilinin midemize verdiği damla damla büyüyen mutluluk hissi ile Erzurum sokaklarına dalıyoruz.

Mutfak zenginliği yanında  kış turizmi potansiyeli, doğal güzellikleri ve tarihi geçmişiyle de ülkemizin turizm bağlamındaki yükselen yıldızlarından. 13. yüzyılın sonlarında inşa edilen Çifte Minareli Medrese, Selçuklu taş işlemeleri ile bezenmiş büyüleyici yapı. Selçuklu medeniyetinin günümüze ulaşan en önemli eserlerinden biri ve aynı zamanda Erzurum’un sembolü. Ve giriş kapısının hemen sağ yanında yer alan ve büyüleyici arslan ve kartal figürlerinden oluşan hayat ağacı kabartması ile Erzurum Yakutiye Medresesi hayranlık uyandırıyor. Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı Erzurum Kongresi’nin yapıldığı bina ise hepimize şehirlerin de insanlar gibi hafızalara sahip olduğunu hatırlatıyor. Geçmişle bağımızı kurarak geleceğe taşımamızı sağlayan  Mustafa Kemal ve arkadaşlarını saygıyla anıyoruz.

Erzurum’un Havası Soğuk, Insanı Sıcak, Içten.

Zaten bir yeri farklı kılan da aslında insanı değil midir?

Temelli Kıraathanesi’ne giriyoruz. Kapıdan içeriye girdiğiniz zaman hava bir anda değişiyor. Sıcacık sobanın etrafında toplaşıyoruz girer girmez. Yerlerimize oturunca ikramlar başlıyor. Kavurga mı dersiniz, sobada közlenmiş patates mi, peynir helvası, hele bir de Erzurumu’un civil peyniri yok mu? Sıcacık patateslerin arasına peynirleri yerleştirip bir güzel indiriyoruz mideye. Malum Erzurum çayın da çok içildiği bir yer. Erzurumlu’nun çay içmeden kafasının pası açılmaz derler. Yediklerimizin yanında kıtlama şeker eşliğinde  içtiğimiz çay ise sadece kafamızın  pasını değil kalbimizin de pasını  siliyor. Erzurum âşıkların harman olduğu, türkülerinin ok olup savrulduğu şehir.  Anadolu insanının geninde  vardır türküleri sevmek, türküleri söylemek. Biz de hayranlıkla dinlerken aşıkları  türkülere eşlik ediyoruz zaman zaman.

İnsan Memleketini Niye Sever?

İşte Aşıklar Erzurum’da var oldukça, her söyleyişte Emrah, Köroğlu, Sümmani dizeleri yöre insanın dilinde ve telinde  renk buldukça, bu kültür yaşadıkça yaşatıldıkça seveceksin yaşadığın toprakları. Sözün kısası bu kıraathanede Erzurum ruhunu teneffüs ediyoruz .

Temelli Kırahathanesi’nden dilimizde Sarı Gelin türküsü TAŞHAN’a yol alıyoruz. Erzurum’a özel siyah renkte, yarı kıymetli Oltu taşı özellikle gümüşle birleştiğinde hayranlık uyandırıyor. Malum gastronomi turundayız, burada da ikramlar bitmiyor. Babaanne pastası eşliğinde çaylarımızı da yudumlamayı ihmal etmiyoruz  Oltu taşından yapılmış aksesuarlara bakarken. Tebriz Kapı Sosyal Tesisleri’nde  işlenen bakırları, dokunan kilimlerimleri ve yöresel kumaş ehram ile yapılan giyecekleri inceledikten sonra Erzurum Evleri’ne doğru yola çıkıyoruz.

Mutfaklar, evlerimizin kalbi ve en fazla emek harcanan bölümleri.  Mutfaklarımızı taçlandırdığımız bölüm ise SOFRALAR..

Tarihe ışık tutan Erzurum Evleri’nde kurulan sofralar, Erzurum’u ziyaret edenlerin yoğun ilgisini görüyor. Erzurum Evleri’nde Bar oyunlarıyla başlıyor gecemiz. Dadaş deyince, Erzurum deyince bar geliyor akıllara, kısaca  Bar Erzurum’un  sembolü yiğitlik ve mertliğin de ta kendisidir. Bu arada da Erzurum’un daha önce hiç bir yerde tatmadığım lezzetleri geliyor sırasıyla masaya. Erzurum’un soğuk akşamlarında içinizi ısıtacak Aşotu çorbası ile başlayan lezzet şöleni  Şalgam Dolması, Ekşili Lahana Dolması, Aşmalı Yahni, Tatar Böreği, Bakraç, Kuşburnu Şerbeti ve Muşmula Turşusu gibi özel lezzetlerle devam ederken, tatlılardan Pekmez Helvası ve  Kaz Lokması ile son buluyor.

Son buluyor dedimse de inanmayın. Bir Yaren sohbeti olan Tel Teli yapımı sonrası helvaları da yiyoruz oracıkta. Türküler eşliğinde yapılan tüm bu görsel şölendeki özel amaç birlikte olmak, hayata birlikte göğüs germek, paylaşmak acıyı da tatlıyı da,  hatırlamak,  unutmamak, gelecek kuşaklara aktarmak.

Erzurum’da Çaşırsız Kiler Olmaz

Bildiğiniz üzere bir şehrin geleneksel mutfağını anlamak, anlatmak zor bir iş değil, çok zor bir iştir. Erzurum’un sabahında, kahvaltı sofrası diye adlandırılan lezzet şöleninin ortasına düştüğüm zaman bunu daha iyi anlıyorum. Tırnak paça çorbası ile başlıyor ziyafet. Erzurum’a gidip de ketenin tadına bakmadan dönmek olmaz dedirten kete çeşitleri Tandır Ketesi, Bohça İçli Kete, Yassı Sini Ketesi yanında Dut Çullaması, Çaşır Kavurması, Hurma Tatlısı, Pestil Çullaması, Kavurma ,Tortum Yayla Petek Balı, Karnavas Pekmezi, Göğermiş Peynir, Kuru Kaymak, Ağuz gibi yöreye ait özel lezzetler var. Çaşır otundan yapılan yemekler parmak ısırtan cinsten. Erzurum’da Çaşırsız Kiler olmaz” derler. Çaşır kavrulduktan sonra harika bir lezzet haline geliyor.

Hangi lezzetin tadına bakacağımı şaşırmış bir halde iken sıra dışı bir mutfak kültürüne tanıklılk etmenin de mutluluğunu yaşıyorum.

Yemekten sonra kar üzerinde Cirit gösterisini hayranlıkla izledikten sonra Palandöken Kayak Merkezi’nin zirve noktasına öğle yemeğindeki lezzetleri tatmaya gidiyoruz. Erzurum’da dağların ayaklarınızın altında kaldığı bir mekanda, kış tatili için gelen herkes gibi yorgunluğumu atarken beyaz tepeleri seyrediyorum. Müthiş Erzurum manzarası Erzurum mutfağının tadı damağınızda kalacak eşsiz lezzetleri ile bizleri bekliyor.

Müzeyyen Ablanın elinde hayat bulan lezzetler  Ekşili Çorba, Kesme Aşı Çorbası, Ayva Yahnisi, Patatesli Lahana Dolması, İspir Fasulyesi, Bulgur Pilavı, Gliko, Şalgam Çırtması Turşusu yöresel ekmekler eşliğinde sunuluyor. Ve bence  günün yıldızı Demir Tatlısını bir de kendimiz yapıp yiyince gözlerimizin de içi gülüyor.

Erzurum, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen’in yaptığı çalışmalarla bulunduğu coğrafyada yeni bir cazibe noktasına dönüşüyor. “Tarihimizin ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip kültürel ve doğal varlıklarımızı dünyaya tanıtmak, toplumda evrensel mirasa sahip çıkacak bilinci oluşturmak için yoğun bir çaba içerisindeyiz” diyor Değerli Başkan bizleri yolcu ederken.

Erzurum Bu Yolculukta Tutkularımıza İlham Veren Bir Yer Oldu.

En iyi gastronomi kentleri arasına adını yazdırabilecek nitelikte bir mutfağa sahip olan Erzurum’da bu  enfes lezzetleri yerinde tatmak farklı bir deneyimdi benim için. Bakalım diğer şehirler bana  neler öğretecek

HAYAT HEPİMİZE LEZZET VERSİN

Tamamını Oku

Haberler

Ateşin Dansı: Geleneksel Wok Tavalarında Çelik ve Yüksek Isı Etkileşimi

Kanton mutfağının kutsal aroması ‘Wok Hei’ (wok’un nefesi); elle dövülmüş karbon çeliğin termodinamik yapısı, mikro yağ damlacıklarının buharlaşması ve saniyeler süren Maillard reaksiyonu fiziği.

Published

on

Geleneksel karbon çelik wok tava ve wok hei alev dinamikleri

Asya mutfak kültürünün binlerce yıllık simgesi olan geleneksel wok tavası, dışarıdan bakıldığında yalnızca derin ve kavisli bir çelik parçası gibi görünebilir. Ancak yüksek debili bir alevin üzerine konulduğunda wok; termodinamik, akışkanlar mekaniği ve organik kimyanın kusursuz bir uyumla çalıştığı yüksek hızlı bir reaktöre dönüşür. Bu etkileşimin yarattığı o dumanlı, karamelize ve tarif edilemez lezzet profiline Kanton mutfağında Wok Hei (Wok’un Nefesi) adı verilir.

Wok hei, ev mutfaklarındaki teflon veya döküm tavalarda asla taklit edilemeyen bir gastronomi olgusudur. Bir yemeğin saniyeler içinde pişip dışının çıtır ve isli, içinin ise sulu ve diri kalabilmesi, karbon çeliğin ısıl iletkenliği ile aşırı ısınmış havanın malzeme etrafında yarattığı aerodinamik girdap sayesinde gerçekleşir.

Karbon Çeliğin Termodinamiği ve Yağ Damlacıklarının Yanması

Geleneksel bir wok, demir ve karbon alaşımından dövülerek üretilir. Döküm demire kıyasla çok daha ince ve hafiftir; bu sayede sıcaklık değişimlerine anında tepki verir. Wok ocağının ürettiği 1000 dereceyi aşan alevler tavanın altını kızdırırken, tavanın iç yüzeyi 200 ila 250 derecelik kritik Maillard sıcaklığına saniyeler içinde ulaşır.

Usta bir şef wok’u ritmik olarak havaya fırlattığında (tossing hareketi), yemeğin üzerine püskürtülen mikro yağ damlacıkları kızgın tavanın kenarlarından sıçrayarak doğrudan brülör alevleriyle temas eder. Bu temas anında yağ damlacıkları buharlaşır ve alev alarak mikro düzeyde bir yanma (combustion) sisi oluşturur. Havaya fırlatılan sebze ve et parçaları bu sıcak duman bulutunun içinden geçerken, yüzeylerinde benzersiz bir tütsü ve karamelizasyon tabakası oluşur.

Geleneksel karbon çelik wok tavada yüksek ısı ve dumanlı aroma kimyası

Patina: Çeliğin Yaşayan Koruyucu Ruhu

Wok tavasının bir diğer vazgeçilmez unsuru, zamanla yüzeyinde biriken “patina” tabakasıdır. Yeni bir karbon çelik tava kullanılmadan önce bitkisel yağ ve taze zencefil/taze soğanla yüksek ateşte defalarca fırınlanarak (seasoning) terbiye edilir. Yağ asitleri ısıyla polimerize olarak gözenekli çeliğe bağlanır ve doğal, yapışmaz, simsiyah bir karbon katmanı oluşturur.

Bu patina katmanı yalnızca yiyeceğin yapışmasını önlemekle kalmaz; her pişirmede ortaya çıkan lezzet öncüllerini mikro düzeyde hapsederek sonraki yemeklere derinlik katar. Modern modernist mutfak tekniklerinin dahi hayranlıkla incelediği wok hei, kadim Asya mutfak zekasının ateş ve çelikle kurduğu en güçlü lezzet ittifakıdır.

Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)

Wok hei lezzeti ev tipi ocaklarda elde edilebilir mi?

Ev ocaklarının ısı gücü (BTU değeri) profesyonel wok brülörlerinin çok altında kaldığı için tam anlamıyla wok hei yakalamak oldukça zordur; ancak karbon çelik bir wok tavayı çok yüksek ısıtarak küçük porsiyonlar halinde pişirmek benzer bir çıtırlık sağlar.

Karbon çelik wok tava deterjanla yıkanır mı?

Hayır, kimyasal deterjanlar yüzeydeki doğal polimerize yağ (patina) katmanını sökeceği için wok yalnızca sıcak su ve bambu fırça ile temizlenip kurulanmalı ve hafifçe yağlanmalıdır.

Wok tavada sebzelerin diri kalmasının sebebi nedir?

Aşırı yüksek ısı sayesinde sebzelerin dış yüzeyindeki su saniyeler içinde buharlaşır, hücre duvarları çökmeden dışı karamelize olur ve içi tüm çıtırlığını ve vitamin değerini korur.

Tamamını Oku

Haberler

Boğaz’ın Efendisi: Haliç’te Lüfer Göçü ve Tarihi Balık Ağı Ustaları

Karadeniz’den Marmara’ya uzanan akıntılarda Boğaz’ın simgesi lüfer balığının sonbahar göçü ve Haliç kıyılarında kaybolmaya yüz tutan geleneksel balık ağı örme zanaatının sosyolojisi.

Published

on

Haliç ve Boğaz'da tarihi lüfer avı ve geleneksel balıkçı tekneleri

İstanbul’un kadim mutfak ve kent belleğinde Boğaz, yalnızca iki yakayı ayıran bir su yolu değil; asırlardır Karadeniz ile Akdeniz arasında mekik dokuyan devasa bir biyolojik göç otobanıdır. Bu göçün kralı, Bizans sikkelerinden Osmanlı saray ziyafetlerine kadar şehre damgasını vuran asil yırtıcı ise şüphesiz Lüfer‘dir (Pomatomus saltatrix). Sonbaharın serin poyrazıyla Karadeniz’in yağlı sularından Boğaz’a inen lüfer sürüleri, şehre yalnızca bir lezzet şöleni değil, Haliç kıyılarında yüzyıllardır yaşayan bir deniz zanaatı ekosistemi de getirirdi.

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde Boğaziçi dalyanlarından ve lüfer akınlarından övgüyle bahsettiği o görkemli dönemlerde, lüfer avı sıradan bir balıkçılık faaliyeti değil; kentin şairlerini, memurlarını ve kayıkçılarını gece yarıları sandal sefalarında bir araya getiren bir İstanbul ritüeliydi.

Göz Nuru İlmekler: Haliç’in İplik ve Ağ Ustaları

Lüferin jilet kadar keskin dişleri, endüstriyel misinaların ve naylon iplerin henüz bulunmadığı çağlarda balıkçılar için büyük bir mücadele konusuydu. Balığın ağları parçalamasını önlemek için Haliç’in Fener, Balat ve Ayvansaray kıyılarında kuşaktan kuşağa aktarılan özel bir zanaatkar sınıfı vardı: Ağ Örücüleri.

Doğal keten, kendir ve ipek ipliklerin ceviz kabuğu veya çam kabuğu suyunda kaynatılarak (dabaklama işlemi) tuzlu suya dayanıklı hale getirildiği bu ağlar, ahşap mekiklerle ilmek ilmek dokunurdu. Her bir gözün açıklığı, balığın solungaç yapısına göre milimetrik olarak hesaplanır; lüferin akıntıya karşı yaptığı ani manevraları yakalayacak özel “voli ağları” ve “fanyalı uzatma ağları” hazırlanırdı.

Tarihi İstanbul balık ağı ustaları ve taze lüfer balığı

Lüferin Lezzet Hiyerarşisi ve Izgara Ritüeli

İstanbul mutfağında lüfer, boyutlarına göre isimlendirilen ve her boyunda farklı bir pişirme tekniği gerektiren nadir balıklardandır. Defneyaprağı, çinekop, sarıkanat, lüfer, kofana ve sırtıkara silsilesinde; sonbahar aylarında 25-30 santimlik olgunluğa erişen hakiki lüfer, lezzet zirvesini temsil eder.

Lüferin eti, Karadeniz’den Boğaz’ın çift yönlü güçlü akıntılarına (üstte tatlı, altta tuzlu su) karşı yüzdüğü için yoğun yağlanır ve sıkılaşır. Geleneksel İstanbul mutfağında lüfer; unlanıp tavaya atılmaz, ağır soslarla boğulmaz. Meşe kömürü közünde, defne yaprağı eşliğinde ve yalnızca zeytinyağı-tuz dokunuşuyla ızgara edilir. Bugün tükenme tehlikesi altındaki stoklarına ve kaybolan ağ ustalarına rağmen lüfer, Boğaziçi’nin yaşayan gastronomi vicdanı olmaya devam ediyor.

Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)

Lüfer balığının en lezzetli olduğu dönem hangisidir?

Eylül sonundan Kasım ortasına kadar süren sonbahar göçü dönemi, balığın Karadeniz’de beslenip en yüksek yağ oranına ulaştığı ve etinin en lezzetli olduğu zamandır.

Geleneksel İstanbul mutfağında lüfer nasıl pişirilir?

Hakiki lüfer kesinlikle meşe kömürü ızgarasında pişirilir; balığın yağının kömüre damlayarak çıkardığı duman, ete eşsiz bir aroma kazandırır.

Lüfer boylarına göre nasıl adlandırılır?

Küçükten büyüğe: Defneyaprağı (<10 cm), Çinekop (15-18 cm), Sarıkanat (18-25 cm), Lüfer (25-35 cm), Kofana (35-45 cm) ve Sırtıkara (>45 cm).

Tamamını Oku

Haberler

Anadolu’nun Uzayan Mirası: Erzurum Civil Peyniri ve Tel Çekme Zanaatı

Doğu Anadolu yaylalarının asırlık süt zanaatı Erzurum civil peyniri; yağsız sütün asidite dengesi, kazan başında uygulanan yoğurma-çekme mekaniği ve lifli protein yapısının kimyasal sırları.

Published

on

Erzurum civil peyniri geleneksel tel çekme zanaatı ve yayla mandırası

Doğu Anadolu’nun 2000 metreyi aşan sarp yaylalarında, bin bir çeşit endemik kır çiçeği ve kekikle beslenen hayvanların sütü, asırlardır coğrafyanın zorlu kış şartlarına meydan okuyan benzersiz bir peynir kültürüne dönüşür. Bu kültürün en zarif, teknik olarak da en hayranlık uyandırıcı temsilcisi Erzurum Civil Peyniri‘dir. Yağsız sütün kazan başında sabırla yoğrulup metrelerce uzatılarak tel tel ayrılması, yalnızca geleneksel bir mutfak ritüeli değil; kazein proteinlerinin mekanik kuvvetle yeniden dizildiği eşsiz bir biyokimyasal zanaattır.

Erzurum ve Kars havzasında üretilen civil peyniri, halk arasında “çeçil” veya “tel peynir” olarak da adlandırılsa da, üretim tekniği ve asidite yönetimi açısından kendine has bir disipline sahiptir. Tereyağı üretiminden arta kalan yağsız sütün (yağsız süt veya yavan süt) israf edilmeden yüksek proteinli, yağ oranı düşük ve uzun ömürlü bir besine dönüştürülmesi, Anadolu halk bilgeliğinin sürdürülebilir gastronomiye verdiği en büyük yanıtlardan biridir.

Kazanda Uzayan Lifler: Kazein Moleküllerinin Hizalanması

Civil peynirinin sırrı, sütün doğal ekşimesiyle (asitlik derecesinin artması) başlar. Şirden mayası ile mayalanan teleme, bakır kazanlarda yaklaşık 50-55 derece sıcaklıkta ağır ağır ısıtılır. Bu sıcaklık, peynir altı suyunun ayrışmasını hızlandırırken süt proteinleri olan kazein misellerinin birbirine yapışarak elastik bir hamur oluşturmasını sağlar.

Teleme tam kıvama geldiğinde usta eller devreye girer. Kazandan alınan sıcak teleme, ahşap teknelerde veya mermer tezgahlarda elle sürekli katlanıp havaya doğru çekilir. Bu çekme ve uzatma hareketi, küresel kazein proteinlerini dikey olarak düzleştirir ve paralel zincirler halinde birbirine bağlar. Sonuç; piştiğinde ya da elle ayrıldığında adeta ipek bir kumaşın iplikleri gibi incecik liflere ayrılan eşsiz tel yapısıdır.

Geleneksel Erzurum civil peynirinin lifli tel dokusu ve ahşap sunum

Tuzlama, Dinlendirme ve Göğermiş Peynire Dönüşüm

Tel tel ayrılan civil peynirleri, salamura tuzlu suda dinlendirildikten sonra askılara asılarak fazla suyu süzülür. Taze tüketildiğinde hafif elastik, süt kokulu ve tuzlu bir karaktere sahip olan bu peynir, aynı zamanda meşhur “Göğermiş (küflü) peynir”in de ana hammaddesidir. Toprak küplere veya deri tulumlara lor peyniriyle birlikte sıkıca basılan civil, mağaralarda aylarca bekletilerek doğal penisilin küfleriyle olgunlaştırılır.

Yüksek kalsiyum ve protein oranı, sıfıra yakın yağ içeriği ve kendine has lifli çiğneme dokusuyla Erzurum civil peyniri, modern sağlıklı beslenme trendlerinde hak ettiği değeri giderek daha fazla kazanan köklü bir coğrafi işaret mirasıdır.

Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)

Civil peyniri hangi sütten ve nasıl yapılır?

Genellikle inek sütünün yağı tereyağı yapılmak üzere alındıktan sonra kalan yağsız sütün doğal olarak asitlendirilmesi, mayalanması ve sıcak kazanda çekilip uzatılmasıyla üretilir.

Civil peyniri ile çeçil peyniri arasındaki fark nedir?

Erzurum civil peyniri tamamen yağsız sütten yapılır ve lifleri daha incedir; çeçil peynirinde ise yağ oranı kısmen daha yüksektir ve dokusu daha yumuşaktır.

Civil peyniri nasıl saklanmalıdır?

Taze civil peyniri kendi salamura suyunda veya hava almayan kaplarda buzdolabında saklanmalıdır; tuzunu azaltmak için tüketilmeden önce ılık suda birkaç dakika bekletilebilir.

Tamamını Oku