Mekan

Agora Pansiyon: Bafa Gölü’nün Kıyısında Bir Evin Sofraya Dönüşen Hikayesi

Bafa Gölü kıyısında Michelin Bib Gourmand ve Yeşil Yıldız sahibi Agora Pansiyon’un hikayesi: Plansız, doğal ve sekiz kuşaklık bir misafirlik geleneği.

Published

on

Bafa Gölü’nün kıyısında, zamanın ağır aktığı Kapıkırı köyünde, antik Herakleia’ya komşu bir ev var. Sabahları gölün sessizliğiyle uyanan, akşamları günbatımının kızıllığını sofraya taşıyan bu ev; Agora Pansiyon ve Lokantası. Michelin Rehberi’nde Yeşil Yıldız ve Bib Gourmand ile taçlanan, üstelik bunu planlamadan kazanan nadir yerlerden biri.

Her Şey Bir İhtiyaçtan Doğdu

Agora’nın hikayesi, turizmde alışılagelmişin aksine büyük planlarla, yatırım dosyalarıyla başlamıyor. 1987’de Bölgeye gelen Alman turistlerin yemek ve konaklama talepleri üzerine filizleniyor. Evdeki buzdolabına meşrubat koymak, çeyizlik masa örtüsünü masaya sermek, evin odalarını misafirlere açmak… Özgün Serçin bu süreci sade bir cümleyle özetliyor: “Aslında evimizi paylaştık.”

Sekiz kuşaktır Kapıkırı’da yaşayan bir ailenin ferdi olarak turizm onlar için yabancı bir kavram değil. Bölgenin arkeolojik geçmişi ve Bafa’nın benzersiz coğrafyası yüzyıllardır Avrupalı gezginleri buraya çekmiş. Serçin’in aktardığı çarpıcı bir detay bu sürekliliği gözler önüne seriyor: “Resmi kayıtlarda bölgeye gelen ilk İngiliz gezgin Richard Chandler, büyük dedemizin rehberliğinde burayı gezmiş.”

Süslü Menüler Yok, Mevsim Ne Verdiyse O Var

Agora’nın mutfağına baktığınızda bunu hemen hissediyorsunuz. “Öyle süslü bir menümüz yok” diyor Serçin, ve bu sadelikte büyük bir özgüven yatıyor. Mevsim ne veriyorsa, bahçe ne sunuyorsa, göl ne cömertlik ediyorsa o var masada. Pırasa, karnabahar, pancar, bakla… Ege’nin yabani otları: ebegümeci, kazayağı, iğnelik, turp otu… Şevketi bostanlı kuzu güveci, Bafa Gölü’nün topan kefali, levreği, yılan balığı… Hepsi zamanı geldiğinde, olması gerektiği gibi.

“Yerel tedarikçilerimiz aslında komşularımız” diyor Serçin. Enginarı biri yetiştiriyor, domatesi diğeri tarlasından getiriyor. Ata tohumu, “dede nine tarımı” diye tanımladığı bir üretim anlayışıyla sessizce ama ısrarla sürüyor. Mutfağın kalbinde ise Milas memecik zeytininden ürettikleri zeytinyağı var.

Coğrafi İşaretli Lezzetler ve Gölün İmzası

Menüde coğrafi işaretli yemekler önemli bir yer tutuyor: Vekilharç, nohutlu ekşili köfte, Milas köftesi… Marttan temmuza uzanan sezonda oğlak güveç… Ve elbette Bafa Gölü’nün sunduğu balıklar.

“Yılan balığı Bafa Gölü’nün en kıymetli balığı” diyor Serçin. Izgarası, fümesi; özellikle füme yöntemiyle balığın aromasını koruyarak sundukları hafif ama karakterli bir ana yemek olarak öne çıkıyor. Topan kefalin tavası ve sadece pazar günleri yapılan, çabucak tükenen yöresel pilakisi ise müdavimlerin vazgeçilmezi.

Michelin Yıldızı Planlanmamıştı

Michelin Rehberi’nden gelen ilk e-posta onlar için gerçeküstü bir an olmuş. “İnanamadık” diyor Serçin. Yeşil Yıldız ya da Bib Gourmand beklentileri yokken, tavsiye listesinde olma ihtimali bile heyecan vericiymiş. “Küçük bir köy pansiyonu olarak dünya çapında bir rehberin radarına girmek meslek hayatımızdaki en gurur verici anlardan biri.”

Bib Gourmand’ı şöyle tanımlıyor: “Lüks değil ama hikayesi olan, anne elinden çıkmış yemekler.” Bu tanım, Agora’nın özünü tam olarak yansıtıyor aslında.

Misafirlikten Dostluğa

Agora’da konaklayanların en çok etkilendiği şey, antik bir kentte güne uyanmak ve Bafa’nın dinginliği. “Biz aslında ne pansiyon ne restoran işletiyoruz. Evimizi paylaşıyoruz.” Bu cümle, belki de Agora’yı diğer tüm mekanlardan ayıran tek fark.

Otuz yılı aşkın süredir her yıl gelen misafirler, düğünlerde ve en zor günlerde yanlarında olan insanlar… “Çokça arkadaş, çokça anı biriktirdik” derken sesi biraz yavaşlıyor Serçin’in. Gelecek hedefleri ise büyük laflardan uzak: “Mutfağımı ve annemden öğrendiğim tarifleri gelecek nesillere aktarabilmek ve Agora’nın vizyonunu koruyabilmek.”

Bafa Gölü’nün sakin sularına bakarak yenilen bir tabak yabani ot salatası, belki de en iyi gastronomi deneyiminin ne pahalı restoranlarda ne de Michelin yıldızlarında yattığını hatırlatıyor. Bazen tek gereken, sekiz kuşaktır aynı toprakta kökleri olan, mutfağını seven birinin sofrasına oturmak.

Tüm hakları saklıdır © 2019 Mutfak Magazin