Connect with us

Haberler

Tabağında Başlıyor: Sürdürülebilir Catering Trendi Türkiye’de Hız Kazanıyor

Sıfır atık günü catering sektörünü de dönüştürüyor. Türkiye’de 59 şehirde 1000 firma, artık sadece lezzetle değil, sürdürülebilir üretim anlayışıyla yarışıyor.

Yayınlanma zamanı

-

Birleşmiş Milletler’in 30 Mart’ı Uluslararası Sıfır Atık Günü ilan etmesinin ardından, gıda sektöründe sürdürülebilir tüketim bilinci yeniden gündemin merkezine oturdu. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1,3 milyar ton gıdanın çöpe gittiği bir çağda, catering ve toplu yemek sektörü bu dönüşümün öncü alanlarından biri haline geliyor.

Artık sofra kuran insanlar sadece lezzetin ve fiyatın peşinde değil. Nereden geldiği, nasıl üretildiği, ne kadarının israf edildiği sorularını da soruyorlar. Bu değişim, Türkiye’nin catering sektörüne de doğrudan yansıyor.

“Sıfır Atık Tabağınızda Başlar”

Uzmanlar, gıda israfının önlenmesinde en kritik adımın planlı üretim ve doğru porsiyon yönetimi olduğunu vurguluyor. Catering hizmetleri bu noktada önemli bir avantaj sunuyor: Doğru planlanan menüler sayesinde ihtiyaç kadar üretim yapılabiliyor, atık miktarı minimize edilebiliyor.

Sürdürülebilir catering menülerinde öne çıkan başlıklar şunlar:

  • Mevsiminde ve yerel ürün kullanımı — Hem lezzet hem karbon ayak izi için kazanç
  • Dengeli porsiyonlama — Fazla üretim yerine yerinde planlama
  • Gıda atığını azaltan üretim planlaması — Talepten üretiyor, stok çöpe gitmiyor
  • Yeniden değerlendirilebilir ambalaj çözümleri — Plastik azaltma, biyobozunur malzeme

Türkiye’de 59 Şehir, 1000 Firma, Değişen Bir Sektör

Türkiye’nin en büyük catering pazaryeri olan Catering Türkiye, kullanıcıların sürdürülebilir üretim yapan firmalara ulaşmasını kolaylaştıran bir platform olarak öne çıkıyor. 59 şehirde yaklaşık 1000 catering firmasıyla hizmet ağı sunan platform, artık sürdürülebilirlik kriterini de arama filtrelerine ekliyor.

Catering Türkiye Genel Müdürü Okan Yüksel, bu dönüşümü şöyle özetliyor:

“Sürdürülebilir üretim ve gıda atığını minimize etmek, Catering Türkiye’de öncelikli odaklarımızdan biri. Catering firmalarını bu yönde motive etmek için kullanıcılarımıza, sürdürülebilirlik konusunda özen gösteren şirketleri tercih etme imkânı sunuyoruz. Bu sayede hem sektörün dönüşümüne katkı sağlıyor hem de daha bilinçli bir tüketim alışkanlığını destekliyoruz.”

Okan Yüksel, Catering Türkiye Genel Müdürü

Organizasyon Kültürü de Değişiyor

Sıfır atık yaklaşımı artık bireysel mutfakların sınırını aşıyor; kurumsal etkinlikler, düğünler, iş yemekleri — tüm organizasyon kültürü bu anlayışla yeniden şekilleniyor. Özellikle büyük şirketlerin ESG (çevresel, sosyal, kurumsal yönetim) taahhütleri çerçevesinde, etkinlik yemeklerinde sürdürülebilir catering seçimi giderek bir zorunluluk haline geliyor.

Konuya Türkiye gastronomi sahnesi açısından bakıldığında, restoranların da bu trende kayıtsız kalmadığı görülüyor. Michelin yıldızlı restoranlar dahil pek çok fine dining mekanı, menülerini mevsimsel ve yerel malzeme temelli yeniden kurgularken, israfı azaltan “nose-to-tail” ve “root-to-stem” pişirme felsefelerini de benimseyenlerin sayısı artıyor.

Bilinçli Sofra Nasıl Kurulur?

Sürdürülebilir bir etkinlik sofrası kurmak için pratik başlangıç noktaları:

  1. Menüyü mevsime göre planla — Turfanda değil, mevsiminde olanı seç
  2. Misafir sayısını iyi hesapla — “Bol olsun” mantığından çık, porsiyon hesabı yap
  3. Yerel tedarikçi ara — Uzak nakliye hem karbon hem maliyet demek
  4. Artanları planla — Yemek bankasına bağış, personel yemeği, kompost
  5. Ambalajı sorgula — Tek kullanımlık plastik yerine alternatif sun

Sürdürülebilir catering sektörünün büyümesi, sadece çevre için değil, Türk yemek kültürü için de müjdeli bir işaret: Yerel ürünler, mevsimsel tatlar ve israf karşıtı bir anlayış, aslında geleneksel Anadolu mutfağının en temel değerleriyle örtüşüyor. Sofranın artığını ziyan etmemek, nihayetinde büyükannenizden öğrendiğiniz bir şeydi.

Tamamını Oku

Haberler

Boğaz’da Dört El, Yedi Kurs: Izaka Terrace Four Hands Dinner 13-14 Nisan’da

Four Hands Dinner İstanbul’un en büyük buluşması: Serhat Eliçora ve Michelin yıldızlı Josh Angus, 13-14 Nisan’da Izaka Terrace’ta 7 kursluk degustasyon için aynı mutfakta.

Published

on

By

Boğaz’ın sonsuz mavisine bakan bir terasta, iki şefin elleri aynı mutfakta buluşuyor. Four Hands Dinner İstanbul‘un en heyecan verici buluşmalarından biri 13-14 Nisan 2026’da Izaka Terrace’ta gerçekleşiyor: Serhat Eliçora ile Londra’nın Michelin yıldızlı ismi Josh Angus, yedi kurslu bir degustasyon menüsü için aynı ocağın başına geçiyor.

Four Hands Dinner Nedir?

“Dört El Yemeği” olarak Türkçeleştirilebilecek Four Hands Dinner, gastronomi dünyasının son yıllardaki en heyecan verici formatlarından biri. Konsept basit ama sonucu karmaşık: iki farklı şef, kendi mutfaklarından getirdikleri teknik ve lezzetlerle, tek bir akşam yemeği menüsü oluştururlar. Bir şefin imzası diğerinin düşüncesiyle dans eder; her tabakta iki kimlik, iki hikâye, iki coğrafya bir arada yaşar.

Bu format, sadece yemek pişirmek değil — iki farklı mutfak geleneğinin sahne üzerinde diyalog kurması demek. Konuklar için bu deneyim tek bir şefin restoranından çok daha katmanlıdır; her tabak bir sürpriz, her lezzet bir keşif.

Four Hands Dinner’ların bir diğer özelliği de nadirliği. Çoğu zaman iki, belki üç gecede sınırlı kapasiteyle gerçekleşen bu etkinlikler, gastronomi meraklıları için kaçırılması zor anlardır. Sonra aynı buluşma bir daha olmayabilir — en azından o an, o iki el, o menüyle.

Josh Angus: Londra’dan İstanbul’a Bir Michelin Yıldızı

Josh Angus, Londra’nın prestijli Hide Restaurant‘ının Chef Director’ıdır. Mayfair’de konumlanan Hide, Michelin yıldızıyla tanınan, hem yaratıcı yaklaşımı hem de malzeme seçimindeki titizliğiyle öne çıkan bir referans noktası. Angus, burada İngiliz ve Avrupalı malzemeleri mevsimsel bir zerafetle bir araya getiriyor; menüleri hem teknik güçle hem de kişisel bir sadelikle şekilleniyor.

Angus’ın İstanbul’a gelmesi, Izaka Terrace için önemli bir uluslararası atılım. Michelin yıldızlı bir şefin farklı bir coğrafyada yerel bir ekiple çalışması, her iki taraf için de ilham verici bir süreç — ve sofradaki yansıması bunu hissettiriyor.

Serhat Eliçora: Boğaz’ın Şefi

Izaka Terrace’ın baş şefi Serhat Eliçora, İstanbul’un en ikonik otellerinden CVK Park Bosphorus’un mutfağını yönetiyor. Eliçora’nın yaklaşımı, Türk mutfağının zengin mirasını çağdaş tekniklerle buluşturmak üzerine kurulu: yerel üreticilerle kurulan bağlar, mevsimsellik ve tatların dürüstlüğü onun imzasını taşıyan temel unsurlar.

Boğaz manzarasını bir arka plan olarak değil, menünün bir parçası olarak kullanan Eliçora, Izaka Terrace’ı yıllardır İstanbul’un gastronomi sahnesinde özel bir konuma taşıdı. Angus ile bu buluşma, her ikisinin de kendi mutfak kimliğini koruyarak ne kadar uyumlu bir diyalog kurabileceklerini gösteren bir deney niteliğinde.

Menü: Yedi Tabakta İki Dünya

Etkinlik, 7 kursluk eşleşmeli bir degustasyon menüsü etrafında şekilleniyor. Her şefin kendi mutfak kültüründen ilham aldığı tabaklar, sırayla ve uyum içinde servis ediliyor. Menü henüz kamuoyuyla tam olarak paylaşılmamış olsa da konsept şu şekilde tarif ediliyor: mevsim ürünleri ve yerel üreticiler, iki şefin ortak referansı. Angus’ın İngiliz ve Avrupalı lezzet anlayışı ile Eliçora’nın Türk-Akdeniz mirası arasındaki bu köprü, sofrada nasıl bir senfoni yaratacak, görmek gerekiyor.

Eşleşmeli menü (food & wine pairing) seçeneğinin de sunulması bekleniyor; her tabakla özel seçilmiş şarapların servis edilmesi, deneyimi tam anlamıyla bir tasting experience’a dönüştürüyor.

İstanbul’da Four Hands Dinner Trendi

Son birkaç yılda İstanbul’un fine dining sahnesi uluslararası iş birlikleri konusunda belirgin bir ivme yakaladı. Michelin yıldızlı isimlerin Türkiye’ye gelmesi, yerel şeflerin uluslararası platformlarda yer alması ve bu karşılıklı alışverişin mutfak kültürüne yansıması artık sıradışı değil, aksine bir beklenti haline geliyor.

Four Hands Dinner formatı bu dönüşümün en görünür sembolü. Gastronomi meraklıları için bu geceler, bir sezonu tanımlayan referans anlar. Izaka Terrace, CVK Park Bosphorus’un sunduğu eşsiz Boğaz manzarası ile bu deneyimi ayrı bir boyuta taşıyor — dış mekânda gece yarısı Boğaz’a bakarak yenen yedi kurs, başlı başına bir gastronomi hafızası.

Türkiye’nin fine dining ekosistemi büyüdükçe bu tür etkinliklerin sıklığı artacak. Bu da hem Türk şefler için uluslararası görünürlük fırsatları hem de yabancı şefler için Türk mutfağıyla etkileşim alanları anlamına geliyor. Izaka x Hide iş birliği, bu açıdan da simgesel bir değer taşıyor.

Rezervasyon ve Detaylar

Tarih: 13-14 Nisan 2026 (iki gece)
Mekân: Izaka Terrace — CVK Park Bosphorus Hotel Istanbul
Menü: 7 kurs eşleşmeli degustasyon
Kapasite: Sınırlı

Rezervasyon ve bilet bilgisi için doğrudan Izaka Terrace‘a ulaşmanızı öneririz. Bu tür etkinlikler hızla doluyor; önceden planlama şart.


???? Kaynak: Horeca Trend | Mart 2026

Tamamını Oku

Haberler

Harissa: Tunus’un Ateşli Mirası Dünya Mutfaklarını Nasıl Fethetti?

UNESCO Kültürel Miras listesindeki Tunus’un acı biber ezmesi harissa, artık fine dining menülerinden ev mutfaklarına kadar her yerde. Küresel trendlerin yeni gözdesi bu baharatın yolculuğunu keşfediyoruz.

Published

on

By

Bir biber ezmesinin bu kadar çok şey anlatabilmesi için köklü bir tarihe, birkaç yüzyıllık bir tutkuya ve bir UNESCO sertifikasına ihtiyacı var. Harissanın bunların hepsi var — ve şimdi de dünyanın en престижli mutfaklarında kendine yer açıyor.

Harissa Nedir?

Harissa, Kuzey Afrika kökenli, ağırlıklı olarak Tunus mutfağına ait kırmızı biber ezmesidir. Temel malzemeleri: kavrulmuş kırmızı biber, baklouti biberi, sarımsak, kimyon, kişniş, çörek otu ve zeytinyağı. Bu sade liste, ellerin hareketiyle — geleneksel taş havanlarda — dönüştükçe çok katmanlı, derin bir lezzete evrilir.

Tunus, dünyanın en büyük hazır harissa ihracatçısı konumunda. UNESCO ise 2022’de harissayı Tunus’un Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine aldı; bu, bir baharatın insanlık tarihinde kazandığı nadir bir onur.

Kökler: Kolomb’un Hediyesi

Harissanın tarihi, biber bitkisinin Yeni Dünya’dan Akdeniz’e geçişiyle başlıyor. 16. yüzyılda İspanyolların Hafsid Tunus’unu yönetimi altına almasıyla (1535-1574) bölgeye giren kırmızı biber, kısa sürede Tunus mutfağının ayrılmaz parçası haline geldi.

Kuzey Afrika’nın Cape Bon Yarımadası — özellikle Nabeul şehri — bu baharatın kalbi oldu. Her yıl Ekim ayında Nabeul’de düzenlenen Harissa Festivali, baklouti biber hasadıyla eş zamanlı olarak geleneksel yöntemleri ve bölgenin kadın ustalarını onurlandırıyor.

Fine Dining’in Yeni Gözdesi

Son yıllarda harissa, mütevazı Kuzey Afrika restoranlarından çok daha prestijli adreslere taşındı. Peki neden şimdi?

IFT Food Technology Magazine’in 2026 lezzet trendleri raporuna göre, tatlı-acı (swicy) kombinasyonları tüketici tercihlerinde üst sıralara yükseldi. Harissa bu trendin tam merkezinde: hem yanar hem aromalı hem de karmaşık. Kimyon ve kişniş notaları onu gochujang veya sıradan kırmızı biberden ayırıyor.

Dünya genelinde şefler harissayı şu şekillerde kullanıyor:

  • Et marinasyonu: Kuzu, tavuk hatta kabuklular için derin umami katmanı
  • Sos tabanı: Pasta, tahıl kaseleri, pizzalarda domates sosunun yerine
  • Meze katkısı: Humus veya baba gannuş ile harmanlanmış versiyonlar
  • Fine dining garnitürü: Mikro doz biçiminde et ve balık yemeklerinde renk ve ısı için
  • Kokteyller: Acı-tatlı sınırı zorlayan yeni nesil içki menülerinde

Türk Damağıyla Harissa

Türkiye, harissaya aslında yabancı değil. Anadolu’nun biber kültürüyle harissanın ruhu arasında derin bir akrabalık var. Kilis, Antep, Urfa biberlerini tanıyan bir damak, harissanın katmanlı acısını kolaylıkla benimsiyor.

Türkiye’de artık kimi fine dining mekanlarında tatlı biber harissası veya nane-harissa sosu gibi lokalize yorumlar görmek mümkün. 2026’nın swicy trendi İstanbul mutfak sahnesinde de yankı bulurken harissa bu dönüşümün en doğal aracı olarak öne çıkıyor.

Evde Harissa Yapmak

Harissanın en güzel yanlarından biri ev yapımına uygunluğu. Temel tarif için ihtiyacınız olanlar:

  • 250 gr kuru kırmızı biber (acılık tercihe göre ayarlanır)
  • 4-5 diş sarımsak
  • 1 tatlı kaşığı kimyon
  • 1 tatlı kaşığı kişniş tohumu
  • Yarım tatlı kaşığı çörek otu
  • 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı
  • Tuz

Kurutulmuş biberler ılık suda 20-30 dakika bekletilir, süzdürülür. Tüm malzemeler havanda ya da mutfak robotunda püre kıvamına getirilir. Zeytinyağı üst katman olarak eklenir ve ağzı kapalı kavanozda buzdolabında haftalarca dayanır.

Hangi Versiyonu Bulmalısınız?

Piyasada birçok hazır harissa markası mevcut. Dikkat edilmesi gereken noktalar:

  • Baklouti biberi içerip içermediğine bakın — gerçek Tunus harissasının ayırt edici özelliği
  • Zeytinyağı baskın olmalı; sıvıyağ bazlı ucuz versiyonlardan kaçının
  • Koruyucu maddesi az olan veya hiç olmayan; taze tatlar için
  • Orta ve koyu kırmızı renk; sarımsı-turuncu olanlar genellikle biberi az, dolgu maddesi fazla

Sık Sorulan Sorular

Harissa ne kadar acı?
Orijinal harissada baklouti biberi orta-yüksek acılık verir. Ev yapımında biber seçimiyle oran ayarlanabilir.

Harissa sadece Tunus’a özgü mü?
Tunus kökenli olmakla birlikte Fas ve Cezayir’de de yerel versiyonları var. UNESCO tanıması ise Tunus versiyonunu temel almaktadır.

Türk biberiyle yapılabilir mi?
Evet. İsot, Kilis biberi veya Antep biberi kullanılan Türkçe harissa yorumları oldukça başarılı sonuç veriyor.

Harissayı ne kadar saklarım?
Üzerine zeytinyağı dökülerek, kapalı kavanozda buzdolabında 2-3 hafta; dondurucuda 3 aya kadar.

Tamamını Oku

Haberler

Conrad İstanbul Boğaziçi’nde Meyhane Akşamları: Fasıl, Meze ve Boğaz Manzarası Bir Arada

Conrad İstanbul Boğaziçi’nin Manzara Restoranı, Nisan ayında başlayacak ‘Meyhane Akşamları’ ile geleneksel fasıl geleneğini lüks bir Boğaz manzarasında hayata döndürüyor. 10 ve 17 Nisan’da canlı performanslar.

Published

on

By

Boğaz kıyısının incisi Conrad İstanbul Boğaziçi, bu Nisan’da Manzara Restoranı’nda hayata geçireceği Meyhane Akşamları serisiyle İstanbul’un en özgün gastronomi deneyimlerinden birini sunmaya hazırlanıyor. Raki masasında fasıl ezgileri, Boğaz’ın o eşsiz mavisiyle buluşunca ortaya çıkan şey, bir akşam yemeğinin çok ötesine geçiyor.

Meyhane Kültürü Lüks Adresine Taşınıyor

Türk meze kültürü ve fasıl geleneği, İstanbul’un sosyal yaşamında köklü bir yer tutar. Dar sokaklardaki mütevazı meyhanelerde doğup büyüyen bu gelenek, Conrad İstanbul Boğaziçi’nin Manzara Restoranı’nda bambaşka bir boyut kazanıyor. Beşiktaş’ın kalbinde, Boğaz manzarasıyla çerçevelenmiş bu özel mekân, Meyhane Akşamları serisiyle hem lüks otel misafirlerine hem de İstanbul’un yemek tutkunlarına tarifsiz bir gece vaat ediyor.

Etkinlikler her ayın belirli günlerinde düzenlenecek. Nisan’ın ilk programı ise iki özel geceyle kapılarını aralıyor:

  • 10 Nisan: Kanun virtüözü Aytaç Doğan ve ekibinin büyülü performansı
  • 17 Nisan: Ud sanatçısı Ömer Gürsoy‘un solistliğinde Özdemir Güz Orkestrası

Akşam yemeği 19.00’da başlıyor; canlı performanslar ise gece 21.00’den 23.00’a kadar sahneyi dolduruyor.

Sofrada Neler Var? Mezenin Şiiri

Manzara Restoranı’nın şefleri, geleneksel meyhane lezzetlerini özgün teknikleriyle yeniden yorumluyor. Menüde öne çıkan lezzetler şöyle:

  • Zerdeçallı bakla fava — Akdeniz’in altın rengi bir klasiği
  • Arnavut biberi ile manda yoğurtlu atom — Cesur bir başlangıç
  • Çengelköy bademli cacık — Boğaz’a özgü bir tazelik
  • Tokat sarma — İç Anadolu’nun sofraya taşınan mirası
  • Kastamonu pastırmasıyla paçanga böreği — Nadide bir lezzet
  • Levrek marin — Şefin özel marinasyonuyla
  • Ahtapot — Özgün pişirme teknikleriyle hazırlanmış

Malzeme tedariki de özenle kurgulanmış: Kuzu ve tavuk Balıkesir’den, deniz ürünleri ise Çanakkale’nin berrak sularından geliyor. Organik ve mevsimsel ürünler menünün omurgasını oluşturuyor.

Neden Bu Kadar Özel?

İstanbul’da meyhane deneyimi sunan pek çok mekân var; ama Conrad İstanbul Boğaziçi’nin Manzara Restoranı bu kavramı başka bir ligde oynuyor. Kimi lüks restoranlar fasılı bir dekor unsuru gibi kullanır; burada ise müzik, mutfak ve mekân bütünleşik bir deneyim yaratmak üzere tasarlanmış.

Kanun ve ud gibi enstrümanların sesi, Boğaz’ın titreyen suları üzerinde bir yere gidiyor. Zaman zaman unutulduğunu sandığımız bir İstanbul, o müzikle birlikte yeniden var oluyor masanın etrafında.

Yeni Neslin Meyhane Arayışı

Pandemi sonrası dönemde Türkiye’de gastronomi sektörünü izleyenler, deneyimsel yemek kavramının giderek güçlendiğini fark etti. Yemek yemek artık sadece doyma ihtiyacını karşılamak değil; duygusal bir iniş çıkış, hafıza tazeleme, kolektif bir ritüel. Fasıl eşliğinde meze sofrası da tam bu anlayışa hizmet ediyor.

Michelin Guide Türkiye 2026 ile birlikte İstanbul’un üst segment restoranları farklı deneyimler sunmaya başladı. Conrad İstanbul’un bu adımı, İstanbul’un lüks gastronomi haritasında kültürel kökler arayan bir trendi temsil ediyor.

Rezervasyon ve Pratik Bilgiler

Meyhane Akşamları’na katılım için erken rezervasyon öneriliyor. Etkinlikler 19.00 – 00.00 saatleri arasında gerçekleşiyor.

  • Mekân: Manzara Restoran, Conrad İstanbul Boğaziçi, Beşiktaş
  • Tarihler: 10 Nisan (kanun gecesi) ve 17 Nisan (ud ve orkestra gecesi)
  • Müzik başlangıcı: 21.00 – 23.00
  • Rezervasyon: Conrad İstanbul Boğaziçi resepsiyon hattı

Sık Sorulan Sorular

Meyhane Akşamları sadece Nisan’da mı?
Hayır. Her ayın belirli günlerinde düzenlenecek. Nisan’daki tarihler 10 ve 17 Nisan.

Menü à la carte mı, fix menü mü?
Şimdiki bilgilere göre menü zengin meze çeşitleri ve ana yemeklerden oluşuyor. Rezervasyon aşamasında detaylar alınabilir.

Sadece otel misafirlerine mi açık?
Hayır, dışarıdan misafirler de rezervasyon yaptırarak katılabiliyor.

Fasıl müziği neden önemli?
Fasıl, Osmanlı saray müziğinin halk yorumudur; kanun, ud, kemençe ve ney gibi enstrümanlarla çalınan geleneksel eserler ve türkülerden oluşur. Meyhane kültürüyle özdeşleşmiş bir müzik geleneğidir.

Tamamını Oku