Connect with us

Dosya

Gaziantep Lezzetleri Shangri-La’da

Shangri-La Bosphorus’un yeni “Taste of Türkiye” serisiyle Gaziantep mutfağı İstanbul’a taşınıyor. Hışvahan’ın Executive Şefi Nusret Karateke, 15-19 Nisan’da IST TOO’da imza lezzetlerini sunuyor.

Yayınlanma zamanı

-

Anadolu’nun en zengin gastronomi miraslarından biri olan Gaziantep mutfağı, bu kez İstanbul’un kalbinde, Boğaz’ın muhteşem manzarası eşliğinde sofralara taşınıyor. Shangri-La Bosphorus, İstanbul otelinin “Taste of Türkiye” serisinin ilk durağı olarak tarihi Hışvahan‘ın Executive Şefi Nusret Karateke‘yi ağırlaması, hem yerel mutfak mirası hem de İstanbul’un fine dining sahnesi için heyecan verici bir buluşmanın habercisi.

Taste of Türkiye: Anadolu’yu Boğaz’a Taşıyan Seri

Beşiktaş’ta konumlanan Shangri-La Bosphorus, her ay Türkiye’nin farklı bir gastronomi destinasyonundan seçkin şefleri bünyesine katmayı hedefleyen “Taste of Türkiye” serisini hayata geçiriyor. Serinin ilk konuğu olarak 15–19 Nisan 2026 tarihleri arasında IST TOO restoranında misafirlerle buluşacak olan Şef Nusret Karateke, 500 yıllık Hışvahan geleneğini Boğaz’ın aydınlık salonlarına taşıyor.

Bu girişim yalnızca bir gastronomi etkinliği değil; Türkiye’nin bölgesel mutfak zenginliklerini ulusal ve uluslararası bir sahneye taşıma çabasının somutlaşmış hâli. Gaziantep mutfağının İstanbul’daki bir lüks otel çatısında bu denli özenle sunulması, yerel lezzetlerin küresel gastronomi diplomasisindeki artan rolünü de gözler önüne seriyor.

Hışvahan: 1577’den Günümüze Uzanan Bir Miras

Gaziantep Kalesi’nin eteklerinde yükselen Hışvahan, 1577 yılında Lala Mustafa Paşa tarafından inşa edilen ve halk arasında “Pamuk Kozası Han” olarak bilinen tarihi bir yapı. Osmanlı mimarisinin zarif izlerini taşıyan siyah-beyaz kesme taşları, kemerleri ve minimalist estetiğiyle öne çıkan bu han, 2016 yılında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından titizlikle restore edildi.

Tarihi Kentler Birliği’nin “Tarihi ve Kültürel Mirası Koruma” proje yarışmasında 15. Yıl Özel Ödülü’ne layık görülen Hışvahan, bugün hem mimari zarafeti hem de gastronomik vizyonuyla geçmişin ihtişamını yaşatıyor. Mutfağın felsefesi basit ama güçlü: Gaziantep’in yüzyıllık tariflerini sahici malzemelerle, saygılı bir yorumla sunmak.

Menüde Ne Var? Gaziantep’in İmzası İstanbul’da

IST TOO’da sunulacak menü, Gaziantep mutfağının katmanlı zenginliğini baştan sona bir gezintiye çıkarıyor:

Meze ve Başlangıçlar: Çiğ köfte, yoğurtlu firik, cevizli zeytin piyazı. Ardından yuvalama ve çağla aşı gibi geleneksel başlangıçlar sofranın ritmini belirliyor.

Ara Tatlar: Gavurdağ salatası, içli köfte, Antep peynirli börek ve omaç. Her biri şehrin uzun tarihini tek bir lokmada özetleyen lezzetler.

Ana Yemekler: Firik pilavı eşliğinde küşleme kebabı, mevsimsel dokunuşlarla keme kebabı ve ekşili ayvalı taraklık. Bu tabaklar Gaziantep’in hem yöresel hem de rafine yüzünü bir arada sunuyor.

Tatlılar: Antep peynirli ve fıstıklı irmik helvası ile bastık kızartması menüyü tatlı bir kapanışla tamamlıyor.

Misafirler tadım menüsü veya à la carte seçenekleriyle bu lezzetlere ulaşabilirken, Şef Nusret Karateke ile birebir buluşma ve mutfağın hikâyesini dinleme fırsatı da sunuluyor.

Şef Nusret Karateke: Gelenekle Modernin Köprüsü

Executive Şef Nusret Karateke, Anadolu mutfak mirasını çağdaş bir perspektifle harmanlayan öncü isimlerden. Yerel ürünlerin sürdürülebilir kullanımı, otantik reçetelerin korunması ve modern sunum anlayışındaki disiplini, onu yalnızca bir şef değil bir kültür elçisi yapıyor.

Karateke’nin felsefesinin özünde şu ilke yatıyor: Tarifi değiştirmeden sunumu güncelle. Böylece hem yöreye saygı gösterilir hem de yeni nesil gastronomi tutkunlarına kapı aralanır.

Gaziantep Mutfağı Neden Bu Kadar Önemli?

Türkiye’nin UNESCO Yaratıcı Gastronomi Şehirleri listesindeki ilk temsilcisi olan Gaziantep, dünya mutfak haritasında kendine sağlam bir yer edinmiş durumda. Baklavası, kebabı ve fıstığıyla bilinen bu şehrin mutfağı aslında çok daha derin ve çok katmanlı.

Firik (yeşil buğday), keme (tüber), taraklık (dana diyafram eti), çağla (ham kayısı) gibi özgün malzemeler; yüzyıllarca korunan el yazması tarifler; yöreye özgü pişirme teknikleri… Gaziantep mutfağı bir coğrafyanın tüm hafızasını sofraya yansıtır.

Bu mutfağın İstanbul’un en prestijli otellerinden birinde sahne alması, Türk gastronomisinin giderek artan küresel itibarının bir yansıması. “Taste of Türkiye” serisi devam ettikçe, Anadolu’nun farklı köşelerinden şefler ve lezzetler İstanbul’a misafir olacak — bu, yerel gastronomi mirasının korunması ve tanıtılması için son derece değerli bir platform.

Sık Sorulan Sorular

Shangri-La Bosphorus’taki Gaziantep deneyimi ne zaman?

15–19 Nisan 2026 tarihleri arasında IST TOO restoranında gerçekleşiyor.

Menü nasıl sunuluyor?

Tadım menüsü veya à la carte seçenekleriyle. Meze, başlangıç, ara tat, ana yemek ve tatlıdan oluşan kapsamlı bir Gaziantep menüsü var. Şef Karateke ile buluşma imkânı da sunuluyor.

Hışvahan nerede?

Gaziantep Kalesi’nin eteklerinde, tarihi kent merkezinde. 1577’de inşa edilen, 2016’da restore edilen tarihi bir Osmanlı hanı.

Taste of Türkiye serisi devam edecek mi?

Evet. Shangri-La Bosphorus her ay farklı bir Anadolu gastronomi destinasyonundan şef ağırlayacak. Serinin ilerleyen aylarında farklı şehirler ve şefler gündemde.

Tamamını Oku

Dosya

Büyükannenin İçkisi Geri Dönüyor: Krem Şeri

Harveys Bristol Cream, yıllarca “yaşlı hanımların içkisi” damgasıyla rafa kaldı. Guardian’dan Mina Holland bu damgayı sorguluyor: Krem şeri gerçekten bu kadar kötü mü, yoksa biz onu hiç anlamak istemedik mi?

Published

on

Büyükannenizin dolabında bir şişe Harveys Bristol Cream vardı. Sonra o şişe kayboldu — ve kimse aramadı. Yıllarca öyle kaldı: krem şeri, “yaşlı hanımların içkisi” damgasıyla rafa kalktı. Ama 2026’da Guardian’ın Mina Holland imzalı yazısı bu damgayı sorguluyor: Krem şeri gerçekten bu kadar kötü mü, yoksa biz onu hiç anlamak istemedik mi?

Sherry Nedir, Krem Şeri Nedir?

Sherry, İspanya’nın Jerez bölgesinden çıkan bir fortifiye şarap ailesidir. “Sherry” kelimesinin kökeni ilginç: Jerez’i telaffuz edemeyen İngiliz tüccarlar, şehrin adını “sherez” diye söylemiş, zamanla bu “sherry”ye dönüşmüş. İngiltere, yüzyıllarca sherry’nin en büyük ihracat pazarıydı.

Sherry ailesi içinde en bilinenleri şunlar:

  • Fino ve Manzanilla: Kemikten kurak, hafif, denizli. Genç şarapçıların gözdesi.
  • Amontillado: Hafif oksidatif, fındıksı notalar, orta gövde.
  • Oloroso: Tam oksidatif yaşlanma, koyu, zengin, tütünsü.
  • Pedro Ximénez (PX): Siyah üzümden, aşırı tatlı, incir reçeli gibi yoğun.
  • Cream sherry: Oloroso ile PX’in karışımı. Tatlı ama dengeli. Victoria dönemi İngiliz damağı için geliştirildi.

Harveys Bristol Cream, 1860’larda ortaya çıktı ve 1970’lerin başında yıllık bir milyon kasa satışla zirveye ulaştı. Bugün o satışlar dramatik biçimde düştü. Peki neden?

Neden Modası Geçti?

Krem şerinin düşüşünü birkaç faktörle açıklamak mümkün. Birincisi, “granny sherry” imajı: tatlı, ağır, kilden bir şişede, eski pazar haberlerinin resminde. İkincisi, sherry’nin yeniden keşfedilmesi paradoks yarattı: fino ve manzanilla gibi kuru tipler yeni nesil şarap içicilerinin “cool” içkisi haline gelirken krem aralarında sıkıştı. Ne kuru şarapçılığın sertliğine sahip, ne de çılgın kokteyllerin flamboyantlığına.

Bir de etiket sorunu var. Harveys’ın üzerinde “solera sherry” yazar. Bu, farklı yaşlardaki şarapların harmanlama yöntemi olan “solera” sistemine atıfta bulunur; ancak bu bilgiyi yalnızca konuyu bilenler anlar. Yeni nesil tüketici için bu etiket hiçbir şey söylemiyor.

Yeniden Keşfe Değer mi?

Mina Holland’ın Guardian denemesinin can alıcı sorusu bu. Cevabı ise evet — ama koşullu.

Krem şeri gerçekten karmaşık bir içki. PX’in incir ve kuru üzüm yoğunluğu ile oloroso’nun tütünsü derin karakteri bir arada, tatlılık dengelenmiş, hafif tuzlu bir bitiş var. ABV değerleri ürüne göre değişiyor; ama genel olarak 15-20 derece arasında.

En iyi eşleşmeler neler?

  • Peynir: Özellikle sert ve olgunlaşmış peynirler (manchego, gravyer, eski kaşar). Tatlılık keskinliği dengeler.
  • Charcuterie: İberya jambonu, kürlenmiş etler. Oloroso’nun umami derinliği mükemmel ortaklık.
  • Tatlı: Bir kaşık krem şeriyi vanilya dondurmasının üzerine dökün — İngiliz tarzı bir “adult dessert” hazır.
  • Tonik ile: “She & T” adı verilen, tonikle hafif seyreltilmiş bir versiyon da mümkün.

Türkiye’de Sherry Kültürü

Türkiye’de şeri denince akla genellikle pişirme şarabı gelir. Oysa sherry giderek daha fazla barın konsept içkisi haline geliyor. İstanbul’un doğal şarap barlarında, özellikle Karaköy ve Beyoğlu’ndaki küçük şarap mekânlarında fino ve manzanilla listelere girmeye başladı.

Krem şeri ise henüz ciddi bir yeniden keşif görmedi. Ama bu dönem gelebilir. Nostaljik tatların güçlü geri dönüşü — Gentleman’s Relish gibi unutulmuş ürünlerin yeniden ilgi görmesi, craft cocktail barlarında “vintage” içki deneyimlerine artan merak — krem şeriyi de bir gün sahneye taşıyabilir.

Hangi Krem Şeriyi Deneyin?

Başlangıç için iki isim:

  • Harveys Bristol Cream: Klasik, incir-tuzlu-karamel notaları. Referans nokta olarak değerli.
  • Gonzalez Byass Matusalem (30 yıl yaşlanmış): Daha az tatlı, daha kompleks, neredeyse kahve benzeri bitiş. Olgunlaşmış peynirlerle efsane.

Büyükannenizin dolabındaki o şişeyi bir daha düşünün. Belki o yanlış değildi. Belki sadece yanlış zamanındaydı.

Kaynak: “Cream sherry: a forgotten taste that’s worth rediscovering” — Mina Holland, The Guardian, 9 Nisan 2026

Tamamını Oku

Dosya

Yüzyıllık Restoranların Şeref Listesi

1922’den bu yana açık olan bir steakhouse, 1901’e uzanan istiridye salonu, 40 yıllık siyahi topluluk lokantası… James Beard America’s Classics 2026 ödüllerini kazanan 6 efsanevi restoran ve hikâyeleri.

Published

on

Bir restoranın gerçekten büyük olabilmesi için kaç yıldıza, kaç Michelin rozetine ihtiyacı var? James Beard Vakfı, her yıl bu soruya çok farklı bir yanıt veriyor. America’s Classics ödülü, dünyaca ünlü şeflerin ya da trend restoranların değil — yıllarca tutarlı, samimi ve toplumuna kök salmış işletmelerin şeref listesidir.

2026 yılı kazananları Şubat ayında açıklandı. Altı restoran, altı hikaye, onlarca yıllık emek. Los Angeles’ın siyahi mahallesinden Omaha’nın Polonyalı kasabına, Philadelphia’nın istiridye geleneğinden Las Vegas’ın nostaljik steakhouse’una uzanan bu liste, Amerikan mutfak tarihinin canlı bir haritası gibi.

James Beard America’s Classics Nedir?

1998’de hayata geçirilen bu ödül kategorisi, her yıl bağımsız işletilen, bölgesinin karakter ve kültürel geleneklerini yansıtan, uzun yıllardır sevilen restoranları onurlandırıyor. Michelin yıldızları gibi teknik mükemmelliği değil; topluluğa katkıyı, kalıcılığı ve “bu yer olmadan şehir eksik olurdu” hissini ödüllendiriyor.

2026’da ödül töreninin 15 Haziran’da Chicago’daki Lyric Opera’da gerçekleşmesi bekleniyor.

2026’nın 6 Efsanesi

The Serving Spoon — Inglewood, California (1983)

Los Angeles’ın Inglewood semtinde 40 yılı aşkın süredir hizmet veren bu restoranı, siyahi topluluğun kalbi olarak tanımlamak abartı sayılmaz. 1983’te Harold E. Sparks tarafından kurulan The Serving Spoon, bugün onun torunları Justin Johnson ve Jessica Bane tarafından yönetiliyor. Mönüde Southern mutfağının zirvesi var: çıtır altın kaplama kedi balığı fileto, kızarmış tavuk kanatları, somon kroket — yanında kalın tereyağlı mısır ekmeği ve kremsi grit. Hafta sonu sadece sunulan karides ve grit, tam bir kült haline gelmiş durumda.

Buradaki en büyük lüks belki de servis. Garsonlar müdavimlerin adlarını ve siparişlerini ezber biliyor. Tezgah önü koltuklardan mutfak izlenebiliyor. Kırmızı kadife köşe oturma gruplarında ise kuşaklar bir arada yemek yiyor.

Oyster House — Philadelphia, Pennsylvania (1901)

Philadelphia’nın 18. ve 19. yüzyıl deniz ürünleri geleneğini canlı tutan son mekân olma özelliğini koruyan Oyster House, 1901’e uzanan kökleriyle kentin en köklü restoranlarından biri. 1947’den bu yana Mink ailesi üç kuşaktır bu mekânı işletiyor. Sherried snapper çorbası ve kızarmış istiridye-tavuk salatası kombinasyonu gibi imzalı lezzetler, asırlık tarihin sofrasına uzanıyor.

Çiğ istiridye tezgâhı restoranın kalbi; ustalar Gary McCready ve Ameen Lawrence burada konuklara New Jersey’in yeniden canlanmış istiridye endüstrisini tanıtıyor. Genç şef Joe Campoli ise siyah sarımsaklı glasaj halibut gibi yaratıcı yorumlarla mekânı güncel tutuyor.

Johnny’s Cafe — Omaha, Nebraska (1922)

Omaha, dünyada belki de en çok bifteğiyle bilinir. Bu kadar dolu bir rekabet ortamında 103 yıl ayakta kalmak ciddi bir başarı. Johnny’s Cafe, 1922’de birinci kuşak Polonyalı göçmen Frank Kawa tarafından kuruldu; bugün torunu Jack Kawa ve büyük torunları Sally ile Kari yönetiyor.

Ribeye ve martini ile ünlü olmakla birlikte asıl sır, belki de garsonların masaya getirdiği ücretsiz başlangıçta: biberli süzme peynir ezmesi. Polonya göçmen mirasından gelen bu küçük dokunuş, buranın başka bir steakhouse olmadığını söylüyor.

Eng’s — Kingston, New York (1927)

1927’de Jimmi Eng tarafından Kingston’ın ilk Çin restoranı olarak açılan bu mekân, bugün Tom Sit ve eşi Faye tarafından elli yılı aşkın süredir işletiliyor. Yumurta rulolar ve pu pu tabağı gibi Amerikan-Çin mutfağının “klasikleri” burada hâlâ orijinal tariflerle hazırlanıyor. Kimi tarifler yok olmaya mahkûm görünürken Eng’s onları yaşatmayı seçiyor.

Figaretti’s — West Virginia (1948)

Sicilya kökenli Anna Figaretti, kuzey Batı Virginia’daki İtalyan kömür madeni işçileri topluluğu için el yapımı spagetti sosu üretiyordu. Bu sos o kadar tutuldu ki aile 1948’de bir restoran açmaya karar verdi. Bugün makarnalar, biftek ve el yapımı sosis hâlâ menüde. Bir göçmen hikayesinin mutfağa dönüştüğü nadir örneklerden biri.

Bob Taylor’s — Las Vegas, Nevada (1955)

Las Vegas’ın supper club kültürünü temsil eden Bob Taylor’s, 1955’te Ranch House Supper Club adıyla şehrin o zamanki kenar mahallelerinde hayata geçti. Bugün hâlâ ızgara biftek ve deniz ürünleri servis ediyor; farklı bir çağın kapsül mekânı gibi. Yanıp sönen neon tabelaların ve gösterişli cazino restoranlarının gölgesinde, sessiz sedasız hayatta kalmayı başarmış bir efsane.

Peki Türkiye’de Böyle Bir Ödül Var mı?

Amerika’da bu geleneği onurlandıran bir kurum var: James Beard Vakfı. Türkiye’de ise “yüzyıllık lokantalara” duyulan saygı henüz kurumsallaşmış değil. Hünkar, Pandeli, Konyalı gibi mekânlar asırlık tarihleriyle varlıklarını sürdürüyor; ama onları onurlandıran organize bir mekanizma yok. Belki de bir gün, Türkiye’nin kendi “Klasikleri”ni tescilleyecek bir yapı kurulur.

Şimdilik James Beard listesi, dünya mutfak tarihini kültürel ve toplumsal bir perspektifle kayıt altına almaya devam ediyor.

Sık Sorulan Sorular

James Beard America’s Classics ödülü ne zaman başladı?

1998’de James Beard Vakfı tarafından hayata geçirildi. Bugüne kadar 100’den fazla restoran bu ödülü kazandı.

Bu ödülü kimler kazanabilir?

Bağımsız işletilen, en az birkaç kuşaktır aynı ailede kalan, bölgesinin yemek kültürünü temsil eden ve toplumsal bir anlam taşıyan restoranlar.

Michelin yıldızı olan restoranlar da kazanabilir mi?

Teknik olarak engel yok; ancak ödülün ruhu fine dining değil, topluma kök salmış gündelik mekânları onurlandırmak. Bu nedenle Michelin yıldızlı bir restoranın bu listede görünmesi pek alışılmış değil.

2026 James Beard ödül töreni ne zaman?

15 Haziran 2026’da Chicago’daki Lyric Opera’da gerçekleşecek.

Türkiye’de benzer bir ödül var mı?

Şu an için hayır. Michelin Guide Türkiye yıldız ve Bib Gourmand gibi ödüller veriyor; ancak özellikle tarihsel sürekliliği ve toplumsal katkıyı ödüllendiren bir “Classics” kategorisi henüz yok.

Kaynaklar: James Beard Foundation (jamesbeard.org), Eater.com — Şubat 2026

Tamamını Oku

Dosya

Gimbap: Küresel Kimlik Mücadelesi

Uzun yıllar ‘Kore süşisi’ diye tanıtılan gimbap, 2026’da kendi kimliğiyle dünya sahnesine çıkıyor. New York’tan LA’e gimbap restoranları açılırken bu Kore klasiği neden şimdi patlıyor?

Published

on

Uzun yıllar boyunca Batılı menülerde “Kore süşisi” diye tanıtılan bir yemek var: gimbap. Ama bu tanımlama, onu sevenler için büyük bir haksızlık. Çünkü gimbap, sushi değil — aslında çok daha fazlası.

2026 yılında Kore mutfağının küresel yükselişiyle birlikte gimbap, nihayet kendi kimliğiyle tanışıyor. New York’tan Los Angeles’a, Londra’dan Tokyo’ya kadar gimbap restoranları ve gimbap kültürü bağımsız bir gastronomi olgusu olarak yerini alıyor.

Gimbap Nedir?

Gimbap; deniz yosunu (gim) ve pirinç (bap) anlamına gelir. Kısaca: pirinçle doldurulmuş, renkli malzemelerle zenginleştirilmiş, nori yaprağına sarılmış ve ince dilimler halinde kesilmiş bir Kore mutfağı klasiği.

Ama içerik listesini tutmak gerekirse: dana eti, havuç, ıspanak, turşu sarımsak, yumurta, balıklı surimi, bazen avokado… Her bölgenin, her annenin, her şefin kendi gimbapı var. Tıpkı bizim dolmamız gibi — tek bir tarif değil, sonsuz bir varyasyon.

Sushi’den temel farkı şu: Sushi, sadece pirinç ve proteinin minimalist buluşmasına odaklanır. Gimbap ise çoklukla, dokularla, harmoniyle çalışır. “Her lokmada bir şey tuzlu, bir şey gevrek, bir şey taze olsun” ilkesi gimbap’ın DNA’sında var.

Neden Şimdi?

K-Pop, K-Drama ve K-Beauty dünyayı sararken K-Food da peşlerinden geldi. Ama Kore mutfağı her zaman bibimbap ve kore barbeküsüyle anılırdı. Gimbap, biraz geri planda kaldı.

Değişim iki yerden geldi: Sosyal medya ve Trader Joe’s. Amerikan süpermarket zinciri Trader Joe’s’un dondurulmuş gimbap ürünü, TikTok’ta viral oldu. Raflara geldiğinde saatler içinde tükeniyor. Bu popüler ilgi, restoranları harekete geçirdi.

Manhattan’da şef Jihan Lee, Mart 2026’da TBD Gimbap adlı pop-up’ı açtı. Sadece gimbap servisi yapan bu mekan, sushi eğitimi almış bir şefin kendi kültürel köklerine dönmesinin hikayesini taşıyor. Menüsündeki bir tabela her şeyi özetliyor: “Soya sos gerekmez.”

Los Angeles’ta ise şef Jihee Kim’in Perilla restoranı, gimbap’a California yorumu katıyor: Avokadolu, mevsim sebzeli, Kore banchan geleneğini California arazisiyle buluşturan bir vizyon.

Sushi’nin Gölgesinden Çıkmak

Kore mutfağını araştıran herkes bu tartışmayla er ya da geç karşılaşır: Gimbap mı yoksa sushi mi önce geldi?

Bu sorunun yanıtı tartışmalı olmaya devam ediyor. Ama gimbap’ı sevenler için asıl mesele bu değil: Japonya’nın Kore’yi sömürgeleştirdiği dönemde pek çok kültürel öğenin akıbetine uğrayan gimbap, “Kore süşisi” etiketiyle tekrar küçümsenmiş oluyor.

Şef Jihan Lee’nin tutumu bu noktada net: “Ben sadece gimbap’ın sushiden farklı olduğunu göstermek istiyorum. Kendi başına durabilen bir yemek.”

Türk Damağına Gimbap Anlatmak

Türk okuyucular için gimbap’ı tanımlamanın en kolay yolu: Düşünün ki Anadolu’nun böreğiyle, Karadeniz’in hamsi pilavının bir parçası ve Ege’nin zeytinyağlı sarmasının mantığı bir araya gelse.

Gimbap da öyle. Ekmek, pilav ve dolma mantığının Kore yorumu. Öğle kutusu, piknik yemeği, yol yiyeceği… Pratik ama besleyici, mütevazı ama lezzetli. Her lokması bir hikaye.

İstanbul’da Kore restoranlarının sayısı son yıllarda hızla arttı. Gimbap henüz menülerde sınırlı yer buluyor ama Kore mutfağına meraklı Türk damağı için bu bir sonraki keşif bekliyor.

Bir Yemeğin Kimlik Mücadelesi

Gimbap’ın hikayesi sadece bir yiyeceğin değil, bir kültürün kendi sesini bulmaya çalışmasının hikayesi. Küreselleşen gastronomi dünyasında her mutfak bu soruyla yüzleşiyor: Başkasının gözüyle mi tanımlanacaksın, yoksa kendi kimliğinle mi?

Gimbap, şimdi kendi cevabını veriyor: “Ben sushi değilim. Ben gimbap’ım. Ve bu yeterli.”

Belki de bu cesaret, dünyanın dört bir yanındaki mutfaklara ilham verecek. Başkasının tarifine göre değil, kendi özüne göre var olmak üzerine.

Tamamını Oku