Yemek yazmak bir şeydir; yemek hakkında yazmak ise bambaşka bir şey. Alicia Kennedy, Nisan 2026’da Hachette yayınevinden çıkan ikinci kitabı On Eating: The Making and Unmaking of My Appetites ile bu ayrımı bir kez daha çiziyor. Bir anı kitabı olan On Eating, yalnızca yiyecekleri değil; arzuyu, kimliği, yeri ve anlamı da masaya yatırıyor. Ve yapıyor bunu öyle bir dürüstlükle ki okurken zaman zaman kendinizi de aynı soruların içinde buluyorsunuz: Ben neden yiyorum? Ne yerken gerçekten kendim oluyorum?
Alicia Kennedy Kimdir?
Alicia Kennedy, on yıldır yemek ve kültür yazarı olarak çalışıyor. Financial Times, The Guardian, Harper’s Bazaar, British Vogue gibi yayın organlarında makaleleri yayımlanan Kennedy, asıl kitlesiyle kendi bülteni From the Desk of Alicia Kennedy aracılığıyla buluşuyor. The Atlantic’in “tek kadınlık bir dergi” olarak nitelendirdiği bu haftalık bülten; yemek kültürü, medya eleştirisi, siyaset ve yemek yazarlığının kesiştirdiği bir mecra hâline geldi.
2023’te yayımlanan ilk kitabı No Meat Required: The Cultural History and Culinary Future of Plant-Based Eating, bitkisel beslenmenin kültürel tarihine odaklanıyordu. Best American Food Writing 2023’e seçilen bu kitap, Kennedy’yi yalnızca bir yemek yazarı olarak değil, bir düşünür olarak da konumlandırdı. On Eating ise bu seyahatin daha kişisel, daha içsel bir devamı.
“On Eating” Ne Anlatıyor?
Kitabın ilk cümlesi şöyle başlıyor: “As a girl, I ate like a king.” Bir kız çocuğu olarak kral gibi yemek yiyen biri. Bu paradoks, kitabın özündeki gerilimi de ele veriyor. Kennedy, Long Island’daki çocukluğundan San Juan, Porto Riko’daki bugününe uzanan bir anı yolculuğuna çıkıyor; ama bu yolculukta her yemek, her sofra hem kişisel hem evrensel bir anlam taşıyor.
Kitap, tematik deneme-anı bölümlerinden oluşuyor. Her bölüm bir yiyecek üzerine kurulu: kuzu eti (“On Lamb”), istiridye, martini, plantain… Fakat Kennedy bu yiyecekleri yalnızca tatları, tarihleri ya da tarifleriyle ele almıyor. Onları birer mercek olarak kullanıyor; arkasından beden algısı, cinsiyet rolleri, diaspora, gıda egemenliği ve sürdürülebilirlik gibi büyük temaları gözlemliyor.
Yayıncının kitap tanımı şöyle diyor:
“On Eating bir anıdan fazlası; aynı zamanda arzunun, mutfaktaki kadınların rolünün, ev kavramının, diasporanın, gıda yollarının ve gıda egemenliğinin üzerine bir yazı. Yemeğin bizi sevdiklerimize nasıl geri götürebileceğine dair güzel bir yansıma.”
Beden, İştah ve Kadın Olmak
Kennedy, kitapta cesur bir itirafla başlıyor: Hayatı boyunca yemekle olumlu, neşeli, tutkulu bir ilişkisi olmuş. Ama hemen arkasından bunu “biraz küstahça” buluyor; çünkü pek çok insan için yemek, bu denli karmaşık ve acı veren bir mesele. Bu gerilim, kitabın temel eksenini oluşturuyor.
Beden ve iştah üzerine yazmak, özellikle kadınlar için, asla sadece yemekten ibaret değil. Kennedy, iştahın doğrulanması ya da bastırılması meselelerini kültürel bir zemine oturtarak tartışıyor. Kadınların toplumsal baskılar altında küçülmeye, az yemeye, bedenlerinden özür dilemeye zorlandığı bir dünyada güçlü bir iştahı sahiplenmek —ve bunu kutlamak— başlı başına bir direniş biçimi.
Yer ve Kimlik: Long Island’dan San Juan’a
Kennedy’nin yazısını özel kılan şeylerden biri, yeri sadece bir arka plan olarak değil, anlamı şekillendiren bir güç olarak ele alması. Long Island’daki büyüme yılları, New York’un yemek sahnesi, ardından Puerto Rico’ya taşınma… Her coğrafya farklı bir yemek kimliği, farklı bir beslenme etiği, farklı bir “ev” anlayışı getiriyor.
Bu bağlamda plantain, salt bir egzotik malzeme olmuyor; bir diaspora simgesine, bir ait olma ve ayrılık meselesine dönüşüyor. İstiridye ise Long Island’ın suyunu, familial bağları ve kaybı çağrıştırıyor. Yemek böylece hem kişisel hem kolektif bir bellek aracına dönüşüyor.
Türk Sofrasından Benzer Sorular
Kennedy’nin sorduğu sorular, Türk okuyucuya hiç de yabancı gelmiyor. Türk mutfağı da benzer gerilimlerle dolu: Geleneksel tarifler ile modern damak tadı arasında; etin kültürel merkeziliği ile sürdürülebilirlik kaygıları arasında; sofranın komünal anlamı ile bireysel beslenme kararları arasında.
Türk mutfağında sofra yalnızca bir beslenme eylemi değil; aynı zamanda aitlik, misafirperver olma ve kimlik performansının sahnesi. “Sofraya otur” davetinde hem bir sıcaklık hem de bir beklenti var: Yiyeceksin, çok yiyeceksin, beğeneceksin. Bu baskı, Kennedy’nin beden-iştah-özgürlük üçgeninde tartıştığı meselelerle şaşırtıcı biçimde örtüşüyor.
Öte yandan Türk sofrasında da giderek büyüyen bir etik yeme tartışması var. Coğrafi işaretli ürünler, yerel tohum hareketi, mevsimsellik ve israf konuları, özellikle genç nesil için giderek daha önemli hâle geliyor. Kennedy’nin “gıda egemenliği” ve “sürdürülebilirlik” üzerine kurduğu çerçeve, Anadolu’nun kendi gıda kültürüyle ilgili sorularla da derin bir rezonans yaratıyor.
Neden Şimdi Bu Kitap?
2026’da yemek hakkında yazmak, kaçınılmaz olarak iklim kriziyle, gıda sisteminin kırılganlığıyla ve kimlik siyasetiyle hesaplaşmayı gerektiriyor. Kennedy bu ağır meselelerden kaçmıyor; ama onlara bir sloganla değil, kişisel deneyimin ve merakın penceresinden yaklaşıyor. On Eating bir manifesto değil; bir araştırma. Bir düşünme pratiği.
Publishers Weekly’nin Kennedy ile yaptığı röportajda yazar şunu söylüyor: “Yemekle güçlü bir ilişkinizin olması, bunun etrafında epiküryen düşünceler geliştirmeniz meşru. Bunu kutlamak ve içinde zevk almak tamam. İlk sayfada şunu söylüyorum: Hayatım boyunca yemekle bu denli olumlu bir ilişki içinde olmuş olmak, başkaları için bu kadar zorlu bir mesele olan şeye dair, biraz küstahça bir durum. Ama bu kitap, o iştahı sahiplenmeyi anlatan bir kitap.”
Kitabı Kimler Okumalı?
Yemek yazarlığını yalnızca tarif ve restoran değerlendirmesi olarak görmeyen herkes. Beslenme ve etik arasındaki ilişkiyi merak eden herkes. Yemeğin kimlikle, beden algısıyla ve yer hissiyle nasıl iç içe geçtiğini düşünen herkes. Ve Kennedy’nin daha önce No Meat Required ile tanışmış olanlar için bu kitap, aynı zihnin daha içsel, daha şiirsel bir derinliğine açılan bir kapı.
On Eating: The Making and Unmaking of My Appetites, Nisan 2026’dan itibaren Hachette Book Group bünyesindeki Balance yayınevi aracılığıyla dünya genelinde satışta. Türkiye’den uluslararası kitapçılar veya çevrimiçi platformlar aracılığıyla ulaşılabiliyor. Kennedy’nin bültenine de aliciakennedy.news adresinden ücretsiz abone olunabiliyor.
Bazen en iyi yemek yazıları, size hiç tarif vermeyen yazılardır. Size sadece şunu sorarlar: Neden yiyorsunuz? Kennedy’nin bu kitabı, o soruyu sormaktan çekinmiyor.