Connect with us

Dosya

Sıre 3. Nesil Ekmekçilerde

Yeni nesil ekmekçiliğin en önemli özelliği, ‘ekmek yapım süreci’nin tüm ayrıntılarıyla mesleğin konusu olması. Maya, buğday, hamur yapımı, malzeme kullanımı gibi tüm bileşenler bir dilim ekmekte tüm hikâyesini bizimle paylaşır. 3. nesil ekmekçiler işte tüm bu bileşenleri önemsiyor ve onları yönlendiriyor.

Yayınlanma zamanı

-

Yeni nesil ekmekçiliği anlatabilmek için dilerseniz, ekmekçiliğin kısa bir tarihine bakalım. Ekmeğin geçmişi, insanın yerleşik hayata geçmesine kadar, hatta daha da eskiye gitmekte. Ekmekçilik de buğday kadar eskiye gidiyor. Geleneksel anlamda ilk fırının milattan önce 2000 yıllarında Mısır’da yapıldığı bilinmektedir. Hatta aynı dönemde mayanın da bulunduğunu bilmekteyiz. Mısırlılar kubbe biçiminde ilk ekmek fırınını yaptılar. Bu teknikle yapılan fırınların içerisinde ısı ekmeğin her tarafına eşit biçimde ulaşabiliyordu. Bu, daha kaliteli ve daha çok ekmek üretmek anlamındaki en önemli adımdı.

Beyaz unun yaygın kullanımı 1800’lü yılların sonlarına denk gelmektedir. Fırının icadıyla beraber ekmeklerin fırınlarda toplu olarak pişirilip satışa sunulmasını ekmekçilikteki ilk aşama olarak adlandırabiliriz.

Birinci nesil ekmekçilik uzun yıllar deneyimlediği tüm bilgi ve birikimini nesilden nesile aktardı.

Yüzyıllar boyunca fırınlarla ilgili pek çok uygulama yapıldı. Osmanlı’da fırıncılıkla ilgili loncalar ekmekçiliğin kurallarını koyarken fiyatları da belirledi. Avrupa’da ilk ekmek mahkemeleri kuruldu. Ekmekçiliğin ilk dönemi dediğimiz bu dönemde dünyanın farklı yerlerinde herkesin kullanabileceği mahalle fırınları kuruldu. Bu fırınlar ve loncalar ekmekçiliğin tüm mirasını geleceğe aktardı.

İkinci nesil fırıncılığa baktığımızda artık verimi artırılmış buğday türlerinin endüstriyel fabrikalarda öğütüldüğünü ve yine büyük üretim bantlarında ambalajlı olarak uzun raf ömrü olan ekmeklerin üretildiğini görüyoruz. Endüstrileşmeyle beraber aynı zamanda tek tip, lezzet hedefi olmayan çeşitli ekmekler market raflarını aldı bu dönemde.

Değişen yiyecek-içecek alışkanlıkları, tarımsal üretimdeki değişiklikler, farklı müşteri beklentileri derken ekmekçilikte de üçüncü nesil artık kendini göstermeye başladı.

Neydi peki üçüncü nesil ekmekçilik? Ayak sesleri çoktan duyulmaya başlamışken değişen ekmekle ilgili, yeni ekmekçiler ne söylüyordu bizlere?

Yeni nesil ekmekçilerin acaba hamurunda mı bir değişiklik vardı; kimdi bunlar?

Evet, onlar eğitimliydi. Dünyayı kasıp kavuran gastronomi rüzgârında ekmekçilikte de olumlu gelişmeler, farklı akımlar var. Kimileri sağlıklı ekmeğin peşinden koşarken, kimileri daha lezzetli ekmeğin izlerini sürüyor. Yeni nesil ekmekçiler ekmekçiliğin eğitimini almış olup, hammadde, ekipman ve ekmek teknolojisine hakimler. Şöyle ki şu anda Türkiye’de pek çok üniversitenin gastronomi bölümlerinde ekmekçilik bölümü bulunmakta olup, aynı zamanda özel kurslarda da geniş kapsamlı eğitimler verilmektedir.

Ekmeğin Hikâyesini Anlatan Ekmekçiler 

Yeni nesil ekmekçiliğin en önemli özelliği, ‘ekmek yapım süreci’nin tüm ayrıntılarıyla mesleğin konusu olması. Maya, buğday, hamur yapımı, malzeme kullanımı gibi tüm bileşenler bir dilim ekmekte tüm hikâyesini bizimle paylaşır. 3. nesil ekmekçiler işte tüm bu bileşenleri önemsiyor ve onları yönlendiriyor. Sonunda ekmeğin hikâyesine kendi öykülerini katmış oluyorlar. Doğanın tüm renkleri hava, nem, su, buğdayın türü ve yapısı her ekmek lokmasında ustanın izleriyle kendini yansıtıyor.

Yerel Ve Doğal Hammaddenin Yükselişi

Eğitimli ekmekçilerin en önemli özelliklerinden biri; kullandıkları hammaddeyi seçerken yerel, doğal buğday olmasını önemsemeleri. Buradaki en önemli sorun bu tür buğdayların çok az üretilmesi ve maliyetlerin yüksek olması. Bu sebeple yeni nesil ekmekçiler daha az sayıda nitelikli ve kişiliği olan ekmekler üretebiliyorlar. Kişiselleştirilmiş ekmekler, herkesle aynı lezzeti tatmak istemeyen kendine ait bir mutfak kültürü olan bireyler için bulunmaz bir fırsat. Şöyle ki az sayıda üretilmiş özel ekmeklerle kurulan sofralar kişiye özel lezzetlerin sunulduğu bir şölene dönüşüyor.

Sağlıklı Ekmeğe Methiye Düzen Yeni Nesil Fırıncılar

Fabrikasyon, katkı maddeli, standart unlarla standart üretim yöntemleriyle yapılmış ekmeklerin yerine; tam buğday, tam çavdar unu gibi daha kaliteli ve sağlıklı unlarla yapılan lezzetli ve sağlıklı ekmekler saygıyı hak ederken, yeni nesil ekmek ve fırıncılık da gastronomideki anlamlı yerini alıyor.   

Ustalıkla Mühendisliğin Birleştirilmesi

Üçüncü nesil ekmekçiliği tanımlarken ‘mühendislikle ustalığın birleşimi’ dersek sanırım yanlış söylemiş olmayız. Onlar fırıncılıktaki binlerce yılın geleneği ve deneyimini, günümüz üretim teknikleriyle birleştirerek geleneği geleceğe taşıyor. Geleceğin ekmek tasarımı geçmişin izleriyle yeniden şekilleniyor.

Kutlama Sofralarına Hediye Edilen Ekmek Dilimleri

Eski Mısırlılarda ekmek doğumdan ölüme kadar her olayda törenlerin ana konusu olmakla beraber, ekonomik hayat ve refaha katkısı en büyük nimet olarak kabul edilmekteydi. Binlerce yıl sonra sofralar değişse de yemek çeşitleri farklılaşsa da buğday her daim ana besin maddesi olma özelliğini korumuştur. Yeni ekmekçilik geçmişte olduğu gibi günümüzde de ekmeğe verdiği değerle tüm zamanlara gönderme yapıyor. Belki de uzun zamandır ekmeğin gördüğü değeri yeterli bulmayan yeni nesil ekmekçiler ekmeği geliştirirken sofradaki yerini de değiştirip, özelleştiriyor. Düne kadar sofrada özel bir yeri olmayan, düşük gelir gruplarının tercih ettiği ekmek, artık en özel besin maddeleriyle şık buluşmalar yaşıyor. En lezzetli balık, en özel et ve sebzelerle ekmek arası, ekmek üstü lezzetleri yeni nesil ekmekçiler yaratıyor ve gastronomiye armağan ediyor.

Ekmeğin En Sevdikleri

Ekmekçiliğin en lezzetli dönemini yaşadığı şu günlerde yeni nesil fırınlarda sadece ekmek değil, birçok farklı çörek, sandviç, simit çeşitleri lezzet severlere sunuluyor.

Geleneğin Lezzeti Geleceğe Taşınıyor

Yeni nesil fırıncıların sektöre en önemli katkıları; ekmekçiliğin geçmişteki olumlu ve sağlıklı uygulamalarını ve tekniklerini altın sandıklardan çıkarıp, ustalıklarına almaları ve geleceğe taşımaları. Anadolu fırıncılık anlamında da zengin bir geçmişe sahiptir. Evliya Çelebi ‘Seyahatname’sinde; “Tam üç ay bayatlamadan kalabilen ekmekler yapar, bunları deve sırtında İran sarayına bile gönderirler.” diye yazmıştı Anadolu’daki fırıncılarla ilgili olarak. Şu anda birçok butik ekmek fırınında Anadolu’nun değişik ekmek türleri geleneksel yöntemlerle üretilip, unutulmaktan kurtarılmaktadır.

Dünyanın Ekmeğini Dünyanın Lezzetiyle Buluşturan Yeni Nesil Fırıncılar

Yeni Nesil Ekmekçilerin Ayak Sesleri Mutfakta

Çoktandır uzaklardan gelen kısık ayak sesleri artık mutfaklarda emin adımlarla hamur yoğuruyor. Mutfaktaki farklı lezzet arayışları mutfak şeflerinin de yeni uygulamaları denemelerini sağlıyor. Dönem dönem mutfakta değişik eğilimler revaçta olmakla beraber, asıl önemli konu ustalığın her daim başat değer olarak kabul edilmesi. Artık eğitimli ve vizyon sahibi ekmekçiler hamur yoğurmada ve ekşi maya kullanımında geleneksel yöntemlerle teknolojiyi birleştirip, lezzeti üst noktalara taşıyacak çok özel teknikler kullanıyorlar. Yeni nesil fırınlar, ekşi maya tekniği gibi noktalar hepsi ekmekçiliğin geleceği için, ustalara kendi tarzlarını yaratmaları için olanak sunuyor. Ekmekçiliğin en ufak ayrıntısına kadar usta ellerle buluşması ekmek zanaatkârının hamuru yoğururken kendi ustalığını ve kültürünü oluşturmasını sağlıyor. Yeni nesil ekmekçiler büyük mutfaklarda da ağırlıklarını hissettirmeye başladı. Yakın geçmişe kadar tedarik yöntemiyle standart ekmek kullanan büyük şef mutfakları, Michelin yıldızlı mutfaklar artık içerisinde önemli ekmek ustalarını barındırıyor. Mutfaktaki her türlü deneme, ekmeği de kapsayarak, menüler ekmekle beraber tasarlanıyor. Bu anlamda; ekmeğin sofralardaki gerçek değerini bulması, ekmek ustalarının sektörde doğru algılanması için yeni nesil fırıncıların çok önemli katkıları oluyor. Ekmeğin kendi içindeki değişiminde de -özellikle de klasik deyimle beyaz ekmekten esmer ekmeğe geçişte- önemli roller üstlenmektedirler. Çünkü geniş kitleler tarafından esmer ekmeğin yapımı da yenilebilirliği de göründüğü kadar kolay değildir. Burada post-modern fırıncılar, kişisel katkılarıyla, esmer ve sağlıklı ekmeğin bireyler tarafından tüketilmesi yönünde de önemli çalışmalar yapmaktadırlar.

Yeni nesil ekmekçiler, ekmek tartışmalarının bu kadar yoğun yaşandığı bir dönemde, özellikle de doğru tekniklerle yaptıkları sağlıklı ekmeklerle bu tür çevrelerle çok sağlıklı bir diyaloğun içine girmiş olup, ekmekçiliği doğru bir şekilde temsil etmektedirler. Burada kamuya düşen; tam tahıllı unlardan uygun fiyatlı ekmekler yapılabilmesi için bu tür tahılların ekiminin desteklenmesi, küçük üreticilerin korunmasıdır. Zira yeni nesil ekmekçinin en önemli hammaddesi uygun maliyetle ulaşabileceği tam tahıl unlarıdır.

Yeni nesil fırıncıların yarattığı kişiselleştirilmiş ekmek lezzetleri sofralarımızda ve lezzet mirasımızda hak ettiği yeri alıyor. Hadi, siz de kendinize uygun bir ekmek lezzeti için dışarı çıkın ve farklı ekmek deneyimlerinizi oluşturun.

Tamamını Oku

Dosya

Dünyanın En İyi 50 Restoranı

2002’deki mütevazi başlangıcından bugünkü küresel etkisine: The World’s 50 Best Restaurants listesi nasıl seçiliyor, 2025’te kim zirvede ve Türkiye nerede?

Published

on

By

Her yıl haziran ayında dünyanın dört bir yanından şefler, restoran sahipleri ve gastronomi meraklıları tek bir haberi bekler: The World’s 50 Best Restaurants listesi. Gastronominin Oscar’ı olarak anılan bu liste, bir restoranın yer almasıyla küresel bir fenomen haline gelebileceğini, rezervasyon listelerinin yıllarca dolabileceğini kanıtlamıştır. Peki bu liste nedir, nasıl seçilir ve 2025’te zirvede kim var?

Birkaç Arkadaşın Listesinden Küresel Bir İmpara

2002 yılında İngiliz gastronomi dergisi Restaurant Magazine‘in editörleri, birbirlerine sordular: “En sevdiğin restoranlar hangileri?” Bu sıradan bir sohbetten doğan fikir, kısa sürede dünyanın en prestijli gastronomi ödülüne dönüştü. İlk liste yayımlandığında oy verenler anonim değildi — tam tersine, oy verdikleri restoranları gururla açıklıyorlardı.

Bugün ise sistem çok daha kurumsal bir hal aldı. Dünya genelinde 26 farklı bölgede, her bölgeden 40 seçmenin oylarıyla liste oluşturuluyor. Toplam yaklaşık 1.000 gastronomi profesyoneli — şefler, restoran eleştirmenleri, yemek yazarları ve deneyimli gurme gezginler — oy kullanıyor. Her seçmen en fazla 10 restoran önerebiliyor, bunların en az 4’ü kendi bölgesi dışından olmak zorunda. Seçmenler son 18 ay içinde ziyaret ettikleri yerleri önerebiliyor.

Zirvenin Kuralı: Bir Kez Birinci Olan Bir Daha Aday Olamaz

2019 yılında organizasyon çarpıcı bir karar aldı: Birinci olan restoran bir sonraki yıl listeden çıkarılıyor ve “Best of the Best” yani Şampiyonlar Listesi’ne alınıyor. Bu kural, listenin tekelleşmesini önlemek ve her yıl yeni isimlerin öne çıkmasını sağlamak amacıyla getirildi.

Noma (Kopenhag), El Bulli (Barcelona), The Fat Duck (İngiltere), Osteria Francescana (Modena) gibi efsanevi restoranlar artık rekabete dahil değil — ancak gastronomi tarihine geçmiş olarak Best of the Best onur listesinde sonsuza kadar yaşıyorlar.

2025’in Şampiyonu: Maido, Lima

Maido restoranından corvina ceviche — Peru mutfağının simgesi
Maido’nun imza tabağı: Corvina ceviche. (Fotoğraf: Wikimedia Commons, CC BY-SA 4.0)

2025 listesi, Haziran ayında İtalya’nın Torino şehrinde düzenlenen görkemli bir törenle açıklandı. Ve zirveye Peru’dan bir isim çıktı: Maido. Lima’daki bu restoran, şef Mitsuharu ‘Micha’ Tsumura‘nın Japon-Peru mutfağı füzyonu olan Nikkei anlayışının simgesi. Latin Amerika’nın 50 En İyi Restoranı listesini daha önce dört kez zirveyle kapatan Maido, nihayet küresel tacı da taktı.

Tsumura sahneye çıktığında, salondan yükselen ayakta alkış dakikalarca dinmedi. Bileşik duyguyla konuşmakta güçlük çeken şef, “İnsanları mutlu etme hayali beni buraya taşıdı” dedi ve sözlerini şöyle tamamladı: “Gastronomi endüstrisi, dünyanın giderek bölündüğü bir dönemde bizi bir araya getirmenin en güzel örneği.”

2025 Listesinde Öne Çıkan İsimler

Zirvenin hemen ardında iki köklü isim var: İspanya’nın Bask bölgesinden Asador Etxebarri (2. sıra) ve Meksika’dan Quintonil (3. sıra). Madrid’deki DiverXO ise 4. sıraya yerleşti.

2025 listesinin en dikkat çekici özelliği Bangkok’un yükselişi: Gaggan (6.), Sézanne değil — tam 5 Tayland restoranı ilk 35’te yer aldı: Gaggan, Potong, Sorn, Sühring ve Nusara. Bangkok, artık sadece sokak yemeğinin değil, fine dining’in de başkenti.

Lima da göz kamaştırdı: Maido (1.), Kjolle (9.) ve Mérito (26.) ile Peru, listede üç restoranla temsil edildi. Güney Amerika mutfağının ne denli güçlü bir ivme yakaladığının kanıtı bu.

İtalya ise ev sahibi olmanın gururunu yaşadı: Torino’da düzenlenen törende 6 İtalyan restoran top 50’ye girdi. Massimo Bottura ve Lara Gilmore’un Osteria Francescana’sına Icon Award verildi — bu ödül, gastronomi dünyasının en büyük onurlandırmalarından biri olarak kabul ediliyor.

Özel Ödüller: Yılın Şefleri ve Restoranları

Maido restoranından Nikkei sushi — Japon-Peru füzyonunun simgesi
Nikkei mutfağının özeti: Maido’nun füzyon sushi tabağı. (Fotoğraf: Wikimedia Commons, CC BY 2.0)

Her yıl listenin yanı sıra özel ödüller de veriliyor. 2025’in kazananları:

  • Dünyanın En İyi Kadın Şefi: Pichaya ‘Pam’ Soontornyanakij — Bangkok’taki Potong restoranının sahibi, aynı zamanda listenin en yüksek yeni girişi (13. sıra)
  • Dünyanın En İyi Pastacısı: Maxime Frédéric — Paris’teki Cheval Blanc
  • Dünyanın En İyi Sommeliesi: Mohamed Benabdallah — Asador Etxebarri
  • Şeflerin Seçimi Ödülü: Albert Adrià — Barcelona’daki Enigma (34. sıra)
  • Gözetleme Ödülü (One to Watch): Khufu’s — Kahire, Mısır. Firavun piramitlerinin gölgesinde fine dining…
  • İkon Ödülü: Massimo Bottura ve Lara Gilmore — Osteria Francescana

Türkiye Bu Listede Nerede?

Dürüst olmak gerekirse: 2025 listesinde Türkiye’den herhangi bir restoran yer almıyor. Ancak bu tablonun değişmesi için güçlü adaylar var. Fatih Tutak’ın İstanbul’daki TURK Fatih Tutak, 2 Michelin yıldızıyla ve uluslararası gastronomi çevrelerindeki artan görünürlüğüyle 50 Best radar’ına girmiş durumda.

Ayrıca 50 Best’in akademisinde Türk seçmenler de yer alıyor — bu, Türkiye’nin bu listeyle bağının yalnızca izleyici değil, aktif bir paydaş olarak kurulduğunun göstergesi.

Listeye Yönelik Eleştiriler

50 Best, tartışmasız prestijli olmakla birlikte eleştirilerden de nasibini alıyor. En sık dile getirilen şikâyet: Batı merkezli bir bakış açısının hâkimiyeti. Bazı eleştirmenler, oy verenler çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika’dan geldiği için bu bölgelerin avantajlı konumda olduğunu savunuyor.

Öte yandan seçmenler ziyaret ettiklerini beyan ettikleri restoranlar için oy kullanıyor; ancak bu ziyaretleri doğrulayan bağımsız bir denetim mekanizması yok. Michelin gibi anonim teftişçi sistemiyle kıyaslandığında şeffaflık konusunda zaman zaman soru işaretleri doğuyor.

Buna karşın listenin etkisi tartışılmaz: 50 Best’e giren bir restoran, gecelik kapasitesini aylar öncesinden doldurabiliyor; şeflerin kariyerleri kırılma noktasına ulaşabiliyor ve bazen küçük bir ülkenin gastronomi turizmi tek bir liste açıklamasıyla uyanabiliyor.

2025 Tam Listesi

İşte The World’s 50 Best Restaurants 2025’in tam sıralaması:

1. Maido — Lima, Peru | 2. Asador Etxebarri — İspanya | 3. Quintonil — Meksika | 4. DiverXO — Madrid | 5. Alchemist — Kopenhag | 6. Gaggan — Bangkok | 7. Sézanne — Tokyo | 8. Table by Bruno Verjus — Paris | 9. Kjolle — Lima | 10. Don Julio — Buenos Aires | 11. Wing — Hong Kong | 12. Atomix — New York | 13. Potong — Bangkok | 14. Plénitude — Paris | 15. Ikoyi — Londra | 16. Lido 84 — İtalya | 17. Sorn — Bangkok | 18. Reale — İtalya | 19. The Chairman — Hong Kong | 20. Atelier Moessmer — İtalya | 21. Narisawa — Tokyo | 22. Sühring — Bangkok | 23. Boragó — Santiago | 24. Elkano — İspanya | 25. Odette — Singapur | 26. Mérito — Lima | 27. Trèsind Studio — Dubai | 28. Lasai — Rio de Janeiro | 29. Mingles — Seul | 30. Le Du — Bangkok | 31. Le Calandre — İtalya | 32. Piazza Duomo — İtalya | 33. Steirereck — Viyana | 34. Enigma — Barselona | 35. Nusara — Bangkok | 36. Florilège — Tokyo | 37. Orfali Bros — Dubai | 38. Frantzén — Stokholm | 39. Mayta — Lima | 40. Septime — Paris | 41. Kadeau — Kopenhag | 42. Belcanto — Lizbon | 43. Uliassi — İtalya | 44. La Cime — Osaka | 45. Arpège — Paris | 46. Rosetta — Meksika | 47. Vyn — İsveç | 48. Celele — Kolombiya | 49. Kol — Londra | 50. Restaurant Jan — Münih


Kaynak: theworlds50best.com | Eater.com | Fine Dining Lovers

Tamamını Oku

Dosya

Fatih Tutak: Türk Mutfağının Dünya Sahnesindeki Sesi

Bolu Mengen’den Tokyo’ya, Noma’dan İstanbul’a uzanan bir yolculuk. Fatih Tutak nasıl Türkiye’nin ilk 2 Michelin yıldızlı şefi oldu?

Published

on

By

İstanbul’da doğdu, Bolu Mengen’de pişti, Tokyo’da olgunlaştı, Kopenhag’da derinleşti. Ve nihayetinde kendi mutfağına, kendi köklerine döndü. Fatih Tutak’ın hikâyesi yalnızca bir şefin kariyeri değil; Türk mutfağının dünyanın en prestijli sofralarında hak ettiği yeri aramasının hikâyesidir.

Annesinin Elinden Dünyaya Açılan Kapı

Her büyük hikâyenin bir başlangıcı vardır. Fatih Tutak için bu başlangıç noktası, annesinin İstanbul mutfağıdır. 31 Ağustos 1985’te İstanbul’da dünyaya gelen Tutak, çocukluk yıllarında annesinin ocağında yemekle kurduğu derin bağı hiç kaybetmedi. Bu bağ onu önce Bolu Mengen Aşçılık Okulu’na, oradan da dünyanın en prestijli mutfaklarına taşıdı.

Türkiye’deki ilk deneyimini İstanbul Ritz-Carlton’da avangard Fransız şef Paul Pairet’in yanında edindi. Bu staj, genç Tutak’a yalnızca teknik değil; yemeği bir sanat formu olarak görme disiplini kazandırdı.

Çin’den Singapur’a, Tokyo’dan Kopenhag’a

Paul Pairet’in ardından Tutak’ın yolculuğu Uzak Doğu’ya yöneldi. Qingdao, Pekin ve Hong Kong’da Çin mutfağının derinliklerine daldı; farklı kültürlerin yemek anlayışını kendi penceresinden okudu. Singapur’da Marina Bay Sands’in sofistike mutfağında çalıştı.

Asıl dönüşüm ise Tokyo’da yaşandı. Dünyaca ünlü şef Seiji Yamamoto liderliğindeki 3 Michelin yıldızlı Nihonryori Ryugin restoranında geçirdiği dönem, Tutak’a minimalizmi, ürüne saygıyı ve kültürel belleği yemeğe aktarma sanatını öğretti. Japon mutfak felsefesi onun bakış açısını kökten dönüştürdü.

Bu dönüşümün üstüne bir de Kopenhag’ı ekledi: René Redzepi’nin Noma’sı. Dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma’da çalışmak, Tutak için hem teknik hem de felsefi bir tamamlanmaydı. Nordik mutfak hareketinin öncüsünün yanında yerel malzeme, fermantasyon ve kök kültüre dönüşün önemini içselleştirdi.

Bangkok: Türk Mutfağını Dünyanın Diğer Ucunda Keşfetmek

2015 yılında Bangkok’taki The House of Sathorn’ın Yemek Odası’nda Baş Şef olarak göreve başlayan Tutak, kısa sürede Mutfak Operasyonları Direktörü’ne yükseldi. Bu dönemde restoranı Asya’nın 50 En İyi Restoranı listesinde sırasıyla 36. ve 43. sıraya taşıdı. Üstelik Michelin Rehberi Tayland 2018-19’da plaketi kazandı.

Ama Bangkok’taki en kritik kırılma, Tutak’ın dünya mutfaklarını öğrendikten sonra gözlerini Türk mutfağına çevirmesiyle yaşandı. The House of Sathorn menüsüne Türk mutfağına dayalı tabaklar ekledi. İmza yemeği “From my Mom” (Annemden), Türk mantısının modern yorumuydu. Kalabalık bir Bangkok lokantasında ana yemeği olarak servis edilen Türk mantısı, yabancı misafirlerin büyük ilgisini çekti.

Tutak bir röportajında şöyle demişti: “Türk mutfağı için yeni bir alfabe yaratıyorum. Kendi köklerimize geri dönüp, aslında aşina olduğumuz tatları modern, zarif ve sade bir şekilde kendi tarzımızla yorumluyoruz.”

Ev Dönüşü: TURK Fatih Tutak

Aralık 2019’da Tutak, yıllardır taşıdığı hayali gerçeğe dönüştürdü ve İstanbul’da TURK Fatih Tutak’ı açtı. CNN Travel, restoranı 2020’nin “Dünyanın En İyi Yeni Restoranları” arasında gösterdi. Time Out İstanbul Yemek & İçecek Ödülleri’nde hem “Yılın Şefi” hem de “Yılın Restoranı” ödüllerine layık görüldü.

Asıl zirve ise 2023’te geldi. Michelin Rehberi Türkiye’de ilk kez yayımlandığında, TURK Fatih Tutak aynı yıl 2 Michelin yıldızı aldı. Bu başarı 2024 töreninde de korundu. Tutak, böylece Türkiye’nin İstanbul’daki ilk 2 Michelin yıldızlı şefi unvanına sahip oldu.

“Türk Mutfağı 2.0″nun Felsefesi

TURK Fatih Tutak, fine dining anlayışını geleneksel Türk mutfağıyla harmanlayan özgün bir deneyim sunuyor. Restoran Instagram’ında kendini şöyle tanımlıyor: “Turkish Cuisine 2.0.” Bu tanım tesadüf değil; bilinçli bir manifestonun özeti.

Menü, Türkiye’nin dört bir yanından seçilmiş yerel ürünler üzerine inşa edilmiş. Her tabak bir hikâye taşıyor: tarihsel bir referans, coğrafi bir iz, kişisel bir anı. Tutak’ın mutfağında geçmişle gelecek arasında bir köprü kurma gayreti var. Gastronomi eleştirmeni Vedat Milor bu anlayışı şöyle özetliyor: “Amaçlanan, geleneğin üzerine bir kat daha inşa etmeye çalışarak geçmişle gelecek arasına bir köprü kurmak.”

Bir Şefin Ötesinde: Türk Mutfağının Elçisi

Fatih Tutak’ın başarısı yalnızca kişisel bir zafer değil. Dünya sahnesinde Türk mutfağının ne kadar zengin, derin ve yeniden yorumlanmaya ne kadar açık olduğunun kanıtı. Michelin yıldızları, Türk mutfağının “yerel bir lezzet” damgasından çıkıp küresel gastronomi sahnesiyle boy ölçüşebildiğini tescilledi.

Ve bu yolculuğun başında hep o aynı şey var: bir annenin İstanbul mutfağında biriktirdiği tatlar. Kimi zaman en büyük ilham en yakında saklıdır.


Fatih Tutak hakkında daha fazla bilgi için: turkft.com

Tamamını Oku

Dosya

Kahve ve Sağlık

Published

on

Günümüzde birçok insanın favori içeceği olan ve ülkemizde de neredeyse siyah çay ile yarışacak düzeye gelen KAHVE, sadece zevk içeceği midir yoksa sağlığımıza yararı da var mıdır? Bu soruya cevap bulmak için bilim insanları yıllardır birçok çalışma yaptı, bunlarla sizleri bunaltmayı düşünmüyorum tabi ki, sadece sizler için kısa bir derleme yapmaya çalışacağım.

En büyük çalışmalardan biri olan ve 70.000’den fazla kişinin yıllarca izlenmesi sonucu elde edilen veriler SÜT TOZU/KREMA/ŞEKER katılmadan kahve içenlerin, hiç içmeyenlere göre daha az miktarda kalp krizi ve beyin felci geçirdiklerini gösterdi ve sonradan gelen birçok çalışma da bunları destekledi. Genel görüş şu anda sade kahve içmenin (Filtre kahve, espresso, Türk kahvesi fark etmeksizin) kalp damar sağlığı üzerinde olumlu etkilerinin var olduğu yönündedir.

Peki istediğimiz kadar içelim mi? Bu sorunun yanıtını aramak için de birçok analiz yapılmış, muhteşem bir içecek olan ve onsuz yapamadığımız suyun bile aşırısının zararlı olduğu düşünüldüğünde cevabı bulmak çok da zor olmasa gerek. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada özellikle haftada 6 kupadan daha fazla kahve içmenin bazı ritm bozukluklarına (Atrial Fibrilasyon) yatkınlığı artırdığı gösterildi. Bir diğer çalışmada ise erkeklerde fazla kahve içmenin kötü kolestrol (LDL) düzeyini artırdığı gözlenmiş. Fakat bu özellikle ailesel kolestrol yüksekliği olan kişilerde gözlenmiş, eğer kolestrol yüksekliği yok ise bu yükselme izlenmemiştir.

Madem ölçülü alındığında kalp ve damar sağlığımızı olumlu etkiliyor, çarpıntım olsa da kendimi içmek için zorlamalı mıyım? Anti-oksidan etkilerinin olduğu bilinen ve yağ yakıcı (lipoliz) etkisinden dolayı popüler diyetlerin vazgeçilmezi kahvenin içerisinde uyarıcı bir madde olan kafein bulunmakta ve hassas kişilerde bir bardak içmek dahi çarpıntı hissi uyandırabilmektedir. Kafein çikolata, çay dahil birçok üründe mevcut; fakat kafein dozları tabi ki biraz farklı. Bir çay bardağı siyah çayda 11 mg kafein varken, aynı miktardaki kahve 41 mg kafein içerir ve bunu bir fincan kahve yaparsanız doz 100 mg’dır. Her insanın kafeine tepkisi farklıdır, bazı insanlar 5 bardak içse dahi bir sıkıntı yaşanmazken bazı insanlar bir bardaktan dahi etkilenebilir. Ritm bozukluklarını tetikleyebilecek kafein bu tür kişilerde yarardan çok zarar getirebilir, yani ilaç gibi görülüp tüketilmesi önerilmez!

Unutmayalım ki kafenin düzenli alım sonrası bağımlılık yaratmakta ve alışılan dozda alınmadığı takdirde baş ağrısı, sinirlilik, anksiyete, bitkinlik yapmaktadır. Birkaç hafta dayanıldığı taktirde tüm bu yoksunluk belirtileri yok olacaktır.

“Kafeinsiz kahvelerin de olumlu etkileri var mı?” Bu sorunun kesin bir cevabı olmamakla birlikte, kavrulmasının yanı sıra ekstra işlemlerden geçerek üretilen bu üründen filtre kahve ve Türk kahvesi gibi daha saf kahveler ile aynı etkilerin beklenmesi pek de akılcı görülmemektedir.

Peki ya çocuklar? Birçok ülkede çocukların kafein tüketmesi 12 yaş öncesinde önerilmez. Çikolatada dahi bulunan kafeini engellemek ne kadar mümkün olabilir? Bu yüzden bazı ülkelerde yaşa göre günlük kafein tüketimi önerileri bulunmaktadır. Bu öneriler şu şekildedir; 4-6 yaş arasında 45 mg/gün, 7-9 yaş arasında 62.5 mg/gün, 10-12 yaş arasında 85 mg/gün, 12 yaş üzerinde 100 mg/gün kafein alımı şeklindedir. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarda kahvenin büyüme hormonuna etkilerinden dolayı akşam 18:00 sonrası tüketilmesi önerilmemektedir!

Sonuç olarak size çarpıntı ve huzursuzluk yapmayacak dozu bilip alınan sade kahvenin (krema/süt tozu/şeker olmadan) olumsuz bir etkisi yoktur ve kalp damar sağlığına etkileri de düşünüldüğünde tüketilmesi yararlı gözükmektedir. Aşırı dozda kullanmanın bağımlılık yapıcı etkilerinin olduğu bilinip ölçülü tüketmek oldukça mantıklı olacaktır.

Sağlıcakla kalın.

Doç.Dr. Mustafa Adem TATLISU Kardiyoloji Uzmanı

Tamamını Oku