Connect with us

Dosya

Agora Pansiyon: Bafa Gölü’nün Kıyısında Michelin’e Giden Bir Ev Mutfağı

Kapıkırı’da bir ev pansiyonu, 1987’den bu yana misafirlerini Bafa Gölü’nün lezzetleriyle ağırlıyor. Yılan balığı, ata tohumu sebzeler ve Milas zeytinyağıyla şekillenen bu mutfak artık Michelin’in radarında.

Yayınlanma zamanı

-

Bafa Gölü’nün kıyısında, antik Herakleia’nın taşlarıyla iç içe geçmiş Kapıkırı köyünde bir ev var. Sabahları gölün sisi henüz dağılmadan yemekler hazırlanmaya başlıyor; akşamları ise günbatımının kızıllığı masaya düşüyor. Agora Pansiyon ve Lokantası, büyük hayallerle değil, sıradan bir misafirperverlik refleksiyle başlayan ve zamanla Türkiye’nin en özgün gastronomi mekanlarından biri hâline gelen bir hikâyenin adı.

1987’den Bu Yana: Bir Evin Kapıları Misafirlere Açılıyor

Agora’nın kuruluş hikâyesi, yatırım dosyalarıyla, fizibilite raporlarıyla ya da büyük sermayeyle başlamıyor. Özgün Serçin’in anlattığına göre her şey 1987 yılında bölgeye gelen Alman turistlerin yemek ve konaklama talepleriyle filizleniyor. “Evdeki buzdolabına meşrubat koyduk, çeyizlik masa örtüsünü masaya serdik, odalarımızı misafirlere açtık. Aslında evimizi paylaştık” diyor Serçin.

Sekiz kuşaktır Kapıkırı’da yaşayan bir ailenin ferdi olarak turizm, Özgün Serçin için hiç de yabancı bir kavram değil. Bölgenin arkeolojik zenginliği ve Bafa Gölü’nün benzersiz konumu yüzyıllardır Avrupalı seyyahları buralara çekiyor. Serçin’in aktardığı çarpıcı bir ayrıntı, bu köklü bağı gözler önüne seriyor: “Bölgeye gelen ilk İngiliz gezgin Richard Chandler, resmi kayıtlarda büyük dedemizin rehberliğinde burayı gezmiş.”

Ege’nin Yabani Sofrası: Mevsim Ne Verirse O Var

Agora’nın mutfağını tanımlamak için uzun cümlelere gerek yok aslında. Özgün Serçin’in söylediği tek cümle yeterli: “Öyle süslü bir menümüz yok.” Mevsim ne veriyorsa, bahçe ne sunuyorsa, göl ne cömertlik ediyorsa o geliyor masaya.

Pırasa, karnabahar, pancar, bakla… Ege’nin yabani otları: Ebegümeci, kazayağı, iğnelik, turp otu… Şevketi bostanlı kuzu güveç, coğrafi işaretli Milas köftesi, nohutlu ekşili köfte, Vekilharç… Her biri bölgenin kendine özgü lezzet belleğinden süzülüp geliyor. Marttan temmuza oğlak güveç ise mevsiminin kısa ama değerli penceresiyle masada buluşuyor.

Yerel tedarikçiler burada bir pazarlama başlığı değil, komşuluk ilişkisinin doğal uzantısı. “Enginarı biri yetiştiriyor, domatesi diğeri tarlasından getiriyor” diyen Serçin, ata tohumu kavramını “dede nine tarımı” olarak nitelendiriyor. Bu sessiz ama ısrarcı üretim anlayışı, Agora’nın mutfağının bel kemiğini oluşturuyor.

Bafa Gölü’nün İmza Lezzeti: Yılan Balığı

Bafa Gölü, Türkiye’nin en özgün iç su ekosistemlerinden biri. Tuzlu Ege sularından beslendiğinden, tatlı su göllerinde rastlanmayan balık türleri burada yaşıyor. Agora’nın sofrasında bu zenginlik en saf hâliyle kendini gösteriyor.

“Yılan balığı Bafa Gölü’nün en kıymetli balığıdır” diyor Serçin. Izgarası ya da füme yöntemiyle sunulan yılan balığı, aromasını koruyarak hafif ama son derece karakterli bir ana yemek hâline geliyor. Topan kefalin tavası ve yalnızca pazar günleri yapılan, çabucak tükenen yöresel pilakisi ise sadık Agora misafirlerinin hafızasına kazınmış lezzetler arasında.

Mutfağın vazgeçilmezi ise Milas memecik zeytininden elde edilen zeytinyağı. “Mutfağımızın olmazsa olmazı” diyen Serçin için bu yağ, yalnızca bir pişirme malzemesi değil; köklü bir coğrafyanın sıvı özü.

Michelin’den Gelen E-posta: “İnanamadık”

Küçük bir köy pansiyonunun Michelin Rehberi’ne girmesi, gastronomik anlamda sıradan bir başarı değil. Agora, Michelin’in Yeşil Yıldızı ve Bib Gourmand ödülüne layık görülerek Türkiye’nin en prestijli gastronomi listelerine girdi.

“İnanamadık” diyor Özgün Serçin, o ilk e-postayı hatırlayarak. Yeşil Yıldız ya da Bib Gourmand beklentileri yokken rehbere alınma ihtimali bile heyecan vericiymiş. “Küçük bir köy pansiyonu olarak dünya çapında bir rehberin radarına girmek, meslek hayatımızdaki en gurur verici anlardan biri” diye ekliyor.

Bib Gourmand’ı şöyle tanımlıyor Serçin: “Lüks değil ama hikâyesi olan, anne elinden çıkmış yemekler.” Bu cümle, Agora’nın özünü belki de en iyi şekilde özetliyor.

Misafirlik Dostluğa Dönüşüyor

Agora’da konaklayanların en çok etkilendiği şey sorulduğunda yanıt değişmiyor: “Antik bir kentte güne uyanmak ve Bafa’nın dinginliği.” Pansiyonculuk ile restoran işletmeciliği arasındaki sınırı tarif etmekte güçlük çekiyor Serçin. “Biz aslında ne pansiyon ne restoran işletiyoruz. Evimizi paylaşıyoruz.”

Bu samimi tavır, onlarca yıllık sadık misafir kitlesi yaratmış. Otuz yılı aşkın süredir her yıl gelen misafirler, düğünlerde ve en zor günlerde yanlarında olan insanlar… “Çokça arkadaş, çokça anı biriktirdik” diyor Serçin.

Gelecek hedefleri ise büyük laflardan uzak ama bir o kadar derin: “Mutfağımı ve annemden öğrendiğim tarifleri gelecek nesillere aktarabilmek ve Agora’nın vizyonunu koruyabilmek.”

Sıkça Sorulan Sorular

Agora Pansiyon nerede?

Agora Pansiyon ve Lokantası, Muğla’ya bağlı Milas ilçesi yakınlarındaki Kapıkırı köyünde, Bafa Gölü kıyısında yer alıyor. Antik Herakleia harabelerinin hemen yanı başında, doğayla iç içe bir konumda bulunuyor.

Agora’nın Michelin Yıldızı var mı?

Agora Pansiyon, Michelin Yeşil Yıldızı ve Bib Gourmand unvanını almıştır. Yeşil Yıldız özellikle sürdürülebilir gastronomi ve çevre bilinçli mutfak anlayışını ödüllendiriyor.

Agora’da ne yenir?

Menü büyük ölçüde mevsime göre şekilleniyor. Ege yabani otları, Bafa Gölü’nün yılan balığı, topan kefal, coğrafi işaretli Milas köftesi ve Vekilharç gibi yöresel lezzetler Agora’nın imzasını taşıyor. Zeytinyağı ise Milas’ın memecik zeytininden elde ediliyor.

Agora Pansiyon’a nasıl gidilir?

Kapıkırı köyüne İzmir veya Bodrum’dan araçla ulaşılabiliyor. Bölge, Muğla-Milas karayolu üzerinden erişilebilir. Ziyaret öncesinde rezervasyon yaptırmak öneriliyor: www.agorapansiyon.com

Dosya

Gece Sofrasıyla Derin Uyku Sırları

Derin uyku için ne yemeli, neden kaçınmalı? Kiraz, badem, magnezyum, triptofan: bilim ve sofra deneyimi bir araya geliyor.

Published

on

Uyku kalitesinin beslenmeyle doğrudan ilişkili olduğunu artık nörobilim de onaylıyor. Ama bu bilgiyi sofranıza taşımak başka bir şey. Bu yazıda, hangi yiyeceklerin gece saatlerinde bedeninize iyi geldiğini mercek altına alıyoruz.

Melatonin Fabrikaları: Kiraz ve Kiwi

Melatonin, vücudun karanlığı algıladığında salgıladığı uyku hormonu olarak bilinir. Ancak bazı besinler bu hormonu doğrudan sağlar. Vişne ve kiraz, doğal melatonin içeriğiyle öne çıkan nadir meyvelerden biri. Amerikan Beslenme Derneği araştırmalarına göre, yatmadan bir iki saat önce tüketilen yarım bardak kiraz suyu uyku süresini ortalama 85 dakika uzatıyor.

Kiwi de bu konuda şaşırtıcı derecede güçlü. Yeni Zelanda klinik çalışmaları, dört hafta boyunca yatmadan bir saat önce iki kiwi tüketen katılımcıların hem daha kolay uyuduğunu hem de uyku kalitesinin belirgin biçimde arttığını gösterdi.

Magnezyum: Kasları Gevşeten, Zihni Sakinleştiren

Türk mutfağının pek çok klasiği, farkında olmadan iyi bir uyku reçetesi sunuyor. Badem, ceviz, fındık gibi kuruyemişler ve ıspanak, pazı gibi koyu yapraklı yeşillikler magnezyum açısından son derece zengin. Bu mineral, sinir sistemini sakinleştirerek kortizol üretimini dizginliyor ve uyku düzenleyici GABA aktivitesini destekliyor.

Türk mutfağında yaygın olan tahin-pekmez ikilisi de burada anılmayı hak ediyor: tahin magnezyum bombası, pekmez ise demir ve doğal şeker kaynağı olarak akşam yorgunluğunu gidermeye yardımcı olabilir.

Triptofan Yolu: Hindi, Süt ve Muz

Triptofan, serotonine, serotonin de melatonine dönüşen bir amino asit. Hindi eti triptofan konusunda en yüksek değerlerden birine sahip. Yoğurt ve peynir gibi süt ürünleri, muz, yulaf ezmesi da bu amino asitin iyi kaynakları arasında. Annelerimizin bir bardak sıcak süt önerisi boşuna değil.

Kaçınılacaklar: Akşam Sofrası Tuzakları

Akşamüstünden itibaren tüketilen kafein uyku başlangıcını 1-2 saate kadar geciktirebiliyor. Yüksek şekerli yiyecekler kan şekerini ani düşürüp yükselttiğinden gece uyanmalarına zemin hazırlıyor. Alkol da yanıltıcı: ilk etapta uyutuyormuş gibi hissettirse de REM uykusunu ciddi ölçüde bozuyor ve gece ikinci yarısında sık uyanmalara neden oluyor.

Akşam Sofrası Reçetesi: Uyku Dostu Menü

  • Ana yemek: Fırında hindi göğsü, yanında ıspanaklı pilav
  • Meze/salata: Zeytinyağlı nohut salatası, nar ekşisi ve limon
  • Tatlı yerine: Bir avuç badem veya ceviz, yanında taze kiraz
  • Gece içeceği: Sıcak süt ya da papatya çayı

Sofra Ritüeli de Bir Uyku Aracı

Ne yediğinizin yanı sıra nasıl yediğiniz de önemli. Ekran başında, haberleri takip ederek yenen bir akşam yemeği kortizol seviyesini düşüremiyor. Sofra ritüeli, masaya oturmak, yavaşlamak; beyne gece başladığını söylüyor. Mutfak, yalnızca beslenme yeri değil; geçiş alanı. Belki de iyi bir uykunun sırrı, akıllı bir sofrada saklı.

Tamamını Oku

Dosya

Michelin’in Yeni Keşfi: Büyük Göller

Michelin Guide, Büyük Göller bölgesini keşfediyor: Cleveland, Detroit, Indianapolis, Milwaukee, Minneapolis ve Pittsburgh artık haritada.

Published

on

Gastronomi dünyasının en prestijli rehberi Michelin Guide, 9 Nisan 2026’da tarihi bir duyuru yaptı: Büyük Göller (Great Lakes) bölgesi artık kırmızı kitabın sayfalarında yer alacak. Cleveland, Detroit, Indianapolis, Milwaukee, Minneapolis ve Pittsburgh — bu altı şehir, dünyanın en seçici gastronomi rehberinin radarına girdi. Yıllardır sanayinin, müziğin ve Amerikan ruhunun simgesi olan bu kentler, artık tabak başında da anılacak.

Büyük Göller’de Yeni Bir Gastronomi Çağı

Michelin’in bu kararı, sıradan bir coğrafi genişlemenin çok ötesinde bir anlam taşıyor. Büyük Göller bölgesi, uzun yıllar boyunca Amerikan gastronomi haritasında görece geri planda kalmıştı. New York’un kalabalık sokaklarında, San Francisco’nun çılgın fine dining sahnelerinde veya Chicago’nun efsanevi restoranlarında yankılanırken, Detroit’in yeniden doğuşu, Pittsburgh’un köklü lezzet kültürü ya da Minneapolis’in Nordik etkili mutfağı hak ettiği ilgiyi göremiyordu.

Artık bu değişiyor.

Michelin inspektörleri şehirlere halihazırda girmiş durumda. Kılık kıyafete bakmaksızın sofraya oturan bu anonim değerlendiriciler, sessiz sedasız menüleri inceliyor, şeflerin tekniklerini gözlemliyor, servisi ve atmosferi not ediyor. İlk yıldız açıklamalarının gelecek yıl — muhtemelen 2027’nin başında — yapılması bekleniyor. Bu süre zarfında bölgenin restoranları hem heyecanla hem de gergin bir sessizlikle bekleyişte.

Altı Şehir, Altı Farklı Lezzet Hikâyesi

Büyük Göller rehberine girecek her şehir, kendine özgü bir gastronomi kimliği taşıyor:

Detroit: Endüstriyel Ruhun Mutfakta Dirilişi

Otomobil endüstrisinin kalbi olan Detroit, son on yılda dramatik bir dönüşüm geçirdi. Boş fabrikalar sanat galerisine, terk edilmiş mahalleler urban çiftliklere dönüştü. Bu yeniden doğuş mutfağa da yansıdı. Detroit tarzı pizza artık dünyada tanınan bir kavram; ama şehrin fine dining sahnesi de git gide derinleşiyor. Çeşitliliği, Arap-Amerikan mutfağının güçlü izleriyle harmanlanmış Orta Batı’nın özgün tadını sunuyor.

Pittsburgh: Köklerin Lezzeti

Pittsburgh, çelik kentinden kültür kentine dönüşümünü başarıyla tamamladı. Şehrin restoran sahnesi, Doğu Avrupa göçmenlerinin getirdiği Polonyalı, Çek ve Slovak tatlarla şekillenmiş. Köfte, borscht ve perogiden ilham alan modern yorumlar, Pittsburgh mutfağını hem nostaljik hem de yenilikçi bir yerde konumlandırıyor.

Minneapolis: Nordik Esintiler ve Yerli Tatlar

Skandinavya göçmenlerinin yoğun olarak yerleştiği Minneapolis, fermantasyon, curing ve minimalist sunum teknikleriyle tanınan bir mutfak kültürüne sahip. Bunun yanı sıra şehrin Hmong ve Somali toplulukları da yerel gastronomi sahnesini zenginleştiriyor. Bu çeşitlilik, Minneapolis’i Michelin inspektörleri için son derece ilgi çekici bir alan haline getiriyor.

Cleveland, Indianapolis ve Milwaukee

Cleveland’ın Batı Pazar (West Side Market) geleneği ve köklü Çek-Slovak mutfağı; Indianapolis’in farm-to-table hareketi ve Orta Batı’nın saf lezzetleri; Milwaukee’nin Alman biracılık kültürüyle harmanlanmış pub yemeği sahnesi… Hepsi birbirinden farklı, hepsi değer görmeyi hak eden lezzet evrenleri.

Michelin’in Amerika’ya Uzanan Yolculuğu

Michelin Guide, 1900 yılında Fransa’da yayımlandığında amacı sadece sürücülere yol bilgisi vermekti. Yıldız sistemi ise 1926 yılında Fransa’da başladı ve zamanla dünyanın en prestijli gastronomi değerlendirmesine dönüştü. Kuzey Amerika’ya ilk adım 2005’te atıldı: New York, San Francisco ve Chicago şehirleriyle. O günden bu yana rehber, kıtada agresif bir genişleme sürecine girdi.

Son yıllarda ABD’nin güneyi (Atlanta, Nashville, Miami), ardından Boston ve Philadelphia, sonra Güneybatı (Las Vegas, Phoenix, Dallas) rehbere eklendi. Şimdi sıra Orta Batı’ya geldi. Büyük Göller bölgesinin eklenmesiyle Michelin’in ABD haritası neredeyse tamamlanmış oluyor.

Not: Chicago’nun zaten kendi ayrı Michelin rehberi bulunuyor; bu yeni rehber komşu şehirleri kapsıyor.

Türkiye’nin Gözünden: Bize Ne İfade Ediyor?

Türkiye’de gastronomi meraklıları için bu haber birkaç açıdan düşündürücü. Her şeyden önce, Michelin’in “keşfetmediği” coğrafyaların aslında her zaman orada olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Detroit mutfağı Michelin’in dikkatini çekmeden önce de vardı; sadece dünyanın gözü önünde değildi.

Türk mutfağı, hem yerel hem de küresel ölçekte hâlâ tam değerini bulmamış bir hazine. İstanbul’un bazı restoranları Michelin yıldızına kavuşmuş olsa da Anadolu’nun derinliklerindeki lezzet coğrafyası — Gaziantep’ten Hatay’a, Bolu’dan Ege kıyılarına — dünya gastronomi rehberlerine henüz tam anlamıyla yansımış değil. Belki de bu genişleme haberi, bize de kendi yerel mutfağımızın ne denli değerli bir miras taşıdığını bir kez daha hatırlatıyor.

Öte yandan, Michelin’in bir şehri “keşfetmesi” o şehrin restoran sektörünü derinden etkiliyor. Yatırımlar artıyor, şefler cesaretleniyor, turizm canlanıyor. Büyük Göller’de önümüzdeki yıllarda tam da böyle bir süreç yaşanacak.

Yıldızlar Düşmeden Önce: İlk Değerlendirme Süreci

Michelin’in bir şehri değerlendirme süreci titizlikle işliyor. İnspektörler aylarca anonim ziyaretler yapıyor; aynı restorana birden fazla kez gidip deneyimi tekrar kontrol ediyorlar. Değerlendirme kriterleri beş başlık altında toplanıyor: malzemelerin kalitesi, pişirme tekniğinin hakimiyeti, lezzetlerin uyumu ve kişiliği, şefin yaratıcılığı ve yemek deneyiminin tutarlılığı.

Yıldız dışında rehberde “Bib Gourmand” kategorisi de var; bu, fiyat-kalite dengesi üstün restoranlar için veriliyor. Büyük Göller bölgesinde özellikle bu kategoride pek çok sürprizin yaşanması bekleniyor. Kasiyerlerde sıradan görünen ama inanılmaz lezzetler sunan o küçük aile işletmelerinin yıldız yerine Bib kazanması, gastronomi dünyasını şaşırtabilir.

Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)

Michelin Büyük Göller rehberi ne zaman çıkacak?

Rehber 2026 yılı içinde yayımlanacak; ancak ilk yıldız açıklamalarının 2027’de yapılması bekleniyor. İnspektörler değerlendirmelere çoktan başladı.

Hangi şehirler Michelin Büyük Göller rehberinde yer alacak?

Cleveland, Detroit, Indianapolis, Milwaukee, Minneapolis ve Pittsburgh. Chicago’nun zaten ayrı bir Michelin rehberi bulunuyor.

Michelin yıldızı bir restorana ne kazandırır?

Michelin yıldızı, dünya genelinde tanınırlık, rezervasyon yoğunluğu ve ciddi bir prestij anlamına gelir. Pek çok ülkede bir Michelin yıldızı almak, restoranın değerini ve şefin uluslararası kariyer olanaklarını önemli ölçüde artırır.

Michelin Guide Amerika’ya ne zaman girdi?

Michelin Guide, 2005 yılında New York, San Francisco ve Chicago ile Kuzey Amerika’ya girdi. O tarihten bu yana ABD’deki kapsamı sürekli genişledi.


???? Kaynak: Eater.com / Michelin Media | 9 Nisan 2026

Tamamını Oku

Dosya

Octo & Izaka: İstanbul’da Four Hands

Nisan 2026’da İstanbul’da iki ayrı four hands akşamı gastronomi tutkunlarını bekliyor: Octo Istanbul’da Pere Planagumà ile Şafak Erten (10-11 Nisan), Izaka Terrace’ta Josh Angus ile Serhat Eliçora (13-14 Nisan).

Published

on

İstanbul’un gastronomi takvimi bu hafta olağanüstü bir yoğunluk yaşıyor. Nisan 2026’nın ikinci haftasında şehir, art arda iki prestijli four hands dinner etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Biri Boğaz’a hâkim JW Marriott’un gözde restoranı Octo Istanbul‘da, diğeri CVK Park Bosphorus Hotel’in teras restoranı Izaka Terrace‘ta — her ikisi de Türk ve uluslararası şefleri aynı mutfakta buluşturuyor. Fine dining meraklıları için adeta bir şölene dönüşen bu hafta, İstanbul’un uluslararası gastronomi sahnesindeki yerini bir kez daha tescilliyor.

Four hands akşam yemeği için profesyonel mutfak hazırlığı

Four Hands Dinner Nedir, Neden Özel?

“Four hands” — dört el — kavramı, iki farklı şefin tek bir mutfakta, tek bir menüde iş birliği yapmasını anlatıyor. Birinin malzeme anlayışı, diğerinin tekniği; birinin kültürel referansları, diğerinin yaratıcı dili. Bu iş birliği ne tam bir füzyon ne de paralel bir sunum oluyor — daha çok iki sesin uyum içinde çalındığı bir doğaçlama konser gibi düşünmek gerek.

Four hands formatı, son yıllarda küresel gastronomi dünyasının en prestijli etkinlik biçimlerinden biri haline geldi. Şeflerin birbirleriyle diyalog kurduğu, tabakların yalnızca malzeme değil bakış açısı taşıdığı bu akşamlar; yemeği bir performans sanatına dönüştürüyor. İstanbul bu hafta iki ayrı sahneye ev sahipliği yapıyor.

Octo Istanbul: Pere Planagumà ve Şafak Erten (10-11 Nisan)

JW Marriott Istanbul Bosphorus’un çağdaş gastronomi adresi Octo Istanbul, Karaköy’ün tarihi dokusunda yerel ve mevsimsel malzemeleri sürdürülebilir bir perspektifle yorumluyor. Restoranın Executive Chef’i Şafak Erten, Bolu Mengen doğumlu; üç kuşaktır mutfakla iç içe olan bir ailenin devamı olarak Mengen Anadolu Aşçılık Lisesi ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nden mezun oldu. Octo’nun kimliği de onun imzasını taşıyor: yerel çiftçiler, kadın kooperatifleri ve etik üreticilerle kurulan ilişkiler, tabağa taşınan hikâyeleri maddileştiriyor.

10 ve 11 Nisan akşamlarında Erten’e konuk şef olarak katılacak isim, Avrupa gastronomi dünyasından tanıdık bir yüz: Pere Planagumà. Girona’da Escola d’Hostaleria St. Narcís’de eğitim alan Katalan şef, kariyerinin erken dönemlerinde Paris’te Michelin yıldızlı mutfaklarda pişti. Avrupa’nın önde gelen gastronomi sahnelerinde çalışarak oluşturduğu kimlik, Akdeniz’in zeytinyağlı derinliğini Katalonya’nın hassas tekniğiyle harmanlıyor. Bu buluşma, Octo’nun Türk kökleri ile Planagumà’nın Akdenizli bakışını aynı masada bir araya getiriyor.

Etkinlik, Octo’nun “Köklü Bir Adres, Modern Bir Ritüel” anlayışıyla örtüşüyor: tarihi Karaköy atmosferi içinde gerçekleşen bu akşam yemeği, yalnızca birbirinden farklı iki şefin iş birliği değil, aynı zamanda Doğu ve Batı Akdeniz mutfak geleneklerinin diyaloğu olarak da okunabilir.

Izaka Terrace — Boğaz manzaralı fine dining akşamı
Izaka Terrace: İstanbul Boğazı’na nazır bu eşsiz mekanda Josh Angus ve Serhat Eliçora 13-14 Nisan’da buluşuyor.

Izaka Terrace: Josh Angus ve Serhat Eliçora (13-14 Nisan)

Haftanın ikinci four hands buluşması, CVK Park Bosphorus Hotel Istanbul’un yüksek terasta konumlanan restoranı Izaka Terrace‘ta gerçekleşiyor. Boğaz manzarasına hâkim bu mekânda 13 ve 14 Nisan akşamları, iki farklı kıtanın mutfak anlayışı aynı tezgâhta buluşacak.

Izaka Terrace’ın Head Chef’i Serhat Eliçora, İstanbul’un dinamik fine dining sahnesinin tanınan isimlerinden biri. Türkiye’nin yerel ürünlerini modern tekniklerle yorumlayan Eliçora’nın menüleri, Boğaz’ın sonsuz mavisini ve İstanbul’un çok katmanlı kültürünü tabağa yansıtıyor.

Konuk şef Josh Angus ise Londra’nın Mayfair semtindeki iki katlı ikonik restoranı Hide‘ın Chef Director’ü. Dünya gastronomisinde önemli bir referans noktası haline gelen Hide; mevsimsel İngiliz malzemeleri, Avrupa tekniği ve sanatsal sunum anlayışıyla tanınıyor. Angus, Hide’ı küresel bir gastronomi destinasyonuna dönüştüren isimlerden biri olarak sektörde saygın bir yer edinmiş durumda. 7 kursluk özel degustasyon menüsüyle gerçekleşecek bu akşam, Boğaz seyrine eşlik eden bir lezzet yolculuğuna dönüşecek.

İstanbul’un Yükselen Gastronomi Ivmesi

Bu iki four hands etkinliği, İstanbul’un uluslararası gastronomi haritasındaki konumunu pekiştiriyor. Uluslararası şeflerin İstanbul’u pop-up ve iş birliği için tercih etmesi tesadüf değil: şehrin hem yerel malzeme zenginliği hem de sofistike misafir profili, dünyaca tanınmış isimleri çekiyor.

Son iki yılda İstanbul, birçok önemli uluslararası şefin konuk etkinliğine sahne oldu. Bu trend, şehrin yalnızca tarihi ve turistik cazibesiyle değil, gerçek bir gastronomi destinasyonu olarak da tercih edildiğinin göstergesi. Michelin henüz İstanbul’u resmi kapsama almamış olsa da bu tür etkinlikler, şehrin olgunluğunu ve hazırlığını gözler önüne seriyor.

Octo Istanbul’un sürdürülebilir yerellik anlayışı ile Izaka Terrace’ın Boğaz panoraması — her ikisi de İstanbul’un gastronomi kimliğinin farklı boyutlarını temsil ediyor. Bu hafta bu iki mekânın aynı anda prestijli four hands etkinliklerine ev sahipliği yapması, şehrin gastronomi sahnesinin ne kadar canlı ve çekim merkezi olduğunu gösteriyor.

Rezervasyon ve Pratik Bilgiler

Octo Istanbul Four Hands Dinner:
Tarih: 10-11 Nisan 2026
Mekân: Octo Istanbul, JW Marriott Istanbul Bosphorus, Karaköy
Şefler: Pere Planagumà ve Şafak Erten
Rezervasyon: Octo Istanbul veya JW Marriott istanbul rezervasyon hatları

Izaka Terrace Four Hands Dinner:
Tarih: 13-14 Nisan 2026
Mekân: Izaka Terrace, CVK Park Bosphorus Hotel Istanbul
Şefler: Josh Angus ve Serhat Eliçora
Format: 7 kursluk özel degustasyon menüsü
Rezervasyon: Izaka Terrace veya CVK Park Bosphorus Hotel rezervasyon hatları

İstanbul’da bu hafta masanızı ayırtmayı düşünüyorsanız, kontenjanların hızla dolduğunu belirtmek gerek. Four hands akşamları doğası gereği sınırlı sayıda misafir kabul ediyor — bu da her tabağın özenle hazırlanmasını, her anın gerçekten özel olmasını sağlıyor.

İstanbul’un gastronomi haritasını takip etmeye devam edin: bu şehir, her hafta yeni bir sürpriz sunmaya hazır.

Tamamını Oku