Connect with us

Seyahat

Üç yıldızlı İtalyan: Osteria Francescana ve Massimo Bottura

Yayınlanma zamanı

-

İtalya’da, gastronomik anlamda ülkenin önde gelen bölgesi Emilia Romagna’dayız. Bolonez sos, parmesan peyniri, prosciutto gibi İtalya deyince ilk aklımıza gelen lezzetlerin çıkış bölgesi burası. Balzamik sirkenin en iyisi de burada. Orta Çağ’ın izlerini taşıyan tupturuncu şehirleri ile hem tarih, hem lezzet dolu bir bölge Emilia Romagna. 

Bugünkü adresimiz, Bolonya’dan bir saat kadar uzaklıktaki kendi küçük, İtalyan gastronomi sahnesinde rolü büyük olan Modena. Bize sunduğu birbirinden harika lokal İtalyan lezzetlerinin yanısıra Modena, üç Michelin yıldızlı ve 2016 ve 2018 yıllarında dünyanın en iyi restoranı seçilen ve hala en iyiler listesinde yerini koruyan Osteria Francescana’ya da ev sahipliği yapıyor. 

Osteria Francescana’nın şefi Massimo Bottura, burayı 1995 yılında, doğduğu şehir olan Modena’da açıyor. Lokal İtalyan mutfağından lezzetleri sanat, tarih ve felsefe olguları ile besleyen tabaklar ile yeniliği ve geleneği aynı potada eritmeyi amaçlayan bir restoran deneyimi sunmayı hedefliyor Osteria Francescana. Bottura’nın ise hukuk fakültesinden mutfağa uzanan bir hikayesi var. 

Hukuk eğitimini yarıda bırakan Bottura, önce aile işinde çalışmaya başlıyor ve sonra onu da bırakarak, o günlerde henüz bunun farkında olmadığı ama asıl parlayacağı alan olan mutfağa geçiyor, Modena yakınlarındaki Nonantola’da bir restoranı devralıyor. Bottura’nın New York’tan Monte Carlo’ya, İtalyan mutfağından Fransız mutfağına uzanan macerasında yolu Alain Ducasse ve Ferran Adria gibi efsanevi şeflere kesişiyor, oradan da Osteria Francescana’ya uzanıyor. 

Üç Michelin yıldızı, yeniliği ve geleneği bir araya getiren yaklaşımı ile Osteria Francescana’da bir yemek deneyimi yaşamak istiyorsanız, bütün bu klasmandaki restoranlar gibi haftalar veya aylar öncesinden internet sitesi üzerinden rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Modena’nın tarihi dokusu ile birleştireceğiniz bu özel restoran deneyimi ile keyifli bir İtalya seyahati geçireceğinize eminiz.

Tamamını Oku

Haberler

Atina Sofrası: Avrupa’nın Yükselen Gastronomi Başkenti Neden Artık Atlanamaz?

Roads & Kingdoms’ın şef profilleri ve uluslararası gastronomi basınının artan ilgisi, Atina’nın artık sadece tarihi değil, mutfağıyla da Avrupa’nın gündemine girdiğini gösteriyor. Peki bu dönüşüm nasıl oldu?

Published

on

Birkaç yıl öncesine kadar Atina, Avrupa’nın gastronomi haritasında genellikle ikinci planda kalırdı. Turistler Yunan mutfağını severdi — kim sevmez ki? — ama şehrin restoranları, derin bir mutfak sahnesinden çok ucuz ve keyifli meze duraklarının toplamıydı. Bugün ise tablo köklü biçimde değişti. Atina, sadece Avrupa’nın değil, dünyanın dikkatle izlediği bir gastronomi başkentine dönüşüyor.

Roads & Kingdoms’ın kapsamlı Atina mutfak raporları ve uluslararası gastronomi basınının artan ilgisi, bu değişimin tesadüf olmadığını gösteriyor. Ortada somut bir dönüşüm var: yeni nesil Yunan şefler, köklü geleneklerini modern tekniklerle yeniden yorumluyor; şehir, hem yerli hem yabancı yatırımcıların iştahını kabartan bir mutfak laboratuvarına dönüşüyor.

Geleneksel Yunan mezzeleri — zeytinyağı, feta, domates
Atina sofralarının özü: Sade ama derin — zeytinyağı, feta, taze domates

Fotis Vallatos: Atina’nın Sessiz Devrimcisi

Bu dönüşümün simge isimlerinden biri, Roads & Kingdoms’ın uzun soluklu profilinde tanıttığı şef Fotis Vallatos. Vallatos, yıllarca Avrupa’nın köklü mutfaklarında pişirdi — Fransa, İtalya, İspanya’da teknik öğrendi, rafine ustalıklar edindi. Ama Atina’ya döndüğünde yaptığı şey, bu birikimi ithal etmek değil, tersine Yunan mutfağının köklerine dalmak oldu.

Vallatos’un yaklaşımı, “yeni Yunan mutfağı” hareketinin özünü anlatıyor: Hiperlokal malzemeler — Kiklat adalarından taze balık, Epir dağlarından peynir, Kirit zeytinyağı — modern sunumla buluşuyor. Ama bunun ötesinde bir şey daha var: dürüstlük. Vallatos ve kuşağının şefleri, “fine dining” maskesi altında Yunan mutfağını yabancılaştırmak yerine onu daha derinden okumayı seçiyor.

Şefin imzasını taşıyan bazı yemekler, Yunan mutfak geleneğinin ne kadar zengin bir arkeoloji barındırdığını gözler önüne seriyor: eski çağlardan kalma hazırlık teknikleri, Osmanlı döneminden miras baharatlı tatlar, Adriyatik ve Ege’nin deniz ürünleri geleneği — hepsi aynı tabakta, ama çok daha bilinçli bir kurguyla.

Atina Mutfağının Dönüşümü: Kriz Sonrası Rönesans

Yunanistan’ın 2010’lardaki ekonomik krizinin garip bir paradoksal mirası var: Yaratıcılık. Kriz döneminde pek çok genç Yunan şef, pahalı hammadde yerine yerel ve mevsimsel malzemelere yönelmek zorunda kaldı. Bu zorunluluk, zamanla bilinçli bir tercihe dönüştü. Bugün Atina’nın en iyi restoranlarının menüleri, büyük ölçüde Yunan topraklarından çıkan ürünlere dayanıyor.

Şehrin ekonomik açıdan zorlu semtleri — Psirri, Metaxourgeio, Eksarchia — bu süreçte alternatif bir gastronomi sahnesine ev sahipliği yaptı. Düşük kiralar, genç girişimcilerin deney yapabileceği mekânlar açmasına olanak tanıdı. Bugün bu semtlerde, Michelin yıldızlı restoranlara rakip olabilecek lezzet düzeyinde ama çok daha samimi atmosferde yemek yenebiliyor.

Yunan Mutfak Kültürü: Derinlikleri Keşfedilmemiş Bir Hazine

Yunan mutfağı, Türk yemek severlere yabancı değil — ne de olsa coğrafi, tarihsel ve kültürel ortaklıklarımız derin. Ama Yunan mutfağının gerçek derinliği, turistik meze tabakalarının çok ötesine geçiyor.

Düşünün: Yunanistan’da 200’den fazla yerel peynir çeşidi var. Zeytinyağı üretiminde dünyanın sayılı ülkelerinden biri. Her adanın, her dağ bölgesinin kendine özgü lezzet kimliği var. Kiklat’ta rüzgârla kurutulmuş domatesler, Girit’te thyme balı, Makedonya’da taze acı biber turşusu — bu çeşitlilik, Yunan mutfağını gerçek anlamda bir keşif yolculuğuna dönüştürüyor.

Atina’nın yeni şef kuşağı, bu zenginliği masa üstüne taşıyor. Artık Atina’da doğru restoranlarda, Kiklat geleneksel peynirlerinin Fransız tekniğiyle servis edildiğini, antik Yunan tahıllarından yapılmış ekmeklerin modern fırın anlayışıyla pişirildiğini, Ege’nin küçük balıklarının Japon sunum estetiğiyle tabağa geldiğini görmek mümkün.

Yeni Restoran Sahnesi: Atina’da Nereye Gidilir?

Atina’nın gastronomi haritası son beş yılda dramatik biçimde değişti. Geleneksel taverna’ların yanı sıra yeni bir katman oluştu: modernist Yunan mutfağı sunan, uluslararası ödüller kazanan ve rezervasyon listesinde aylarca bekleme gerektiren restoranlar.

Şehrin merkezi semtlerindeki bu yeni dalga, sadece yemekle sınırlı değil. Doğal Yunan şarapları (özellikle Asirtiko ve Xinomavro gibi yerli üzüm çeşitlerinden üretilen), el yapımı yerel işlikçilerin rafine ürünleri, küçük çaplı üreticilerden gelen zeytinyağları — Atina’nın yeni gastronomi kültürü, çiftlikten sofraya (farm-to-table) anlayışını gerçekten içselleştirmiş durumda.

Kolonaki, Monastiraki ve Thisio gibi semtlerin yakın çevresi, hem kaliteli restoran hem de küçük gurme dükkanları açısından oldukça verimli. Ama gerçek Atina lezzeti arayanlar için Psirri sokaklarındaki küçük taverna’lar, hâlâ en dürüst ve en dolaysız gastronomi deneyimini sunuyor.

Türk Yemek Severler İçin Atina Seyahat Önerileri

Atina, İstanbul’a yaklaşık 1,5 saatlik bir uçuş mesafesinde. Gastronomi odaklı bir hafta sonu için ideal bir destinasyon. Türk yemek severlere özel birkaç öneri:

  • Sabah kahvaltısı: Yerel bir fırından taze açma ve Yunan yoğurdu ile bal — bu basit kombinasyon, Atina sabahlarının özü
  • Pazar ziyareti: Varvakeios Merkez Pazarı — İstanbul’un Mısır Çarşısı ruhunu çağrıştıran, taze balık, baharatlar ve yerel ürünler açısından zengin bir keşif noktası
  • Şarap keşfi: Yunan doğal şarapları, son yıllarda uluslararası düzeyde büyük ilgi görüyor. Santorini’nin Asirtiko’sunu tatmadan dönmeyin
  • Meze kültürü: Türk mezeleriyle örtüşen ama kendine özgü lezzetlere sahip Yunan mezelerini keşfetmek, iki kültür arasındaki derin bağı hissettiriyor
  • Sokak yemeği: Souvlaki — Atina’nın en ikonik sokak yemeği. Hem doyurucu hem hızlı hem de çok lezzetli

Atina ve İstanbul: İki Şehir, Bir Deniz, Ortak Lezzetler

Yunan ve Türk mutfakları arasındaki ortaklık, çoğu zaman siyasi sürtüşmelerin gölgesinde kalır. Ama sofraya oturduğunuzda gerçek kendiliğinden ortaya çıkıyor: Zeytinyağı, dolma, musakka, börekler, zeytinler, beyaz peynir, taze ot kokan yemekler — bu lezzetlerde iki kültür aynı anda konuşuyor.

Atina’nın yükselen gastronomi sahnesi, bu ortak mirası daha görünür kılıyor. Ve belki de en güzel şey şu: Yunan şefler, Türk şeflere benzer bir sorularla boğuşuyor — “Gelenekten kopmadan nasıl yenilik yapılır?” Bu sorunun cevabı, her iki mutfakta da giderek daha ilginç ve daha lezzetli biçimlerde şekilleniyor.

Sık Sorulan Sorular (SSS)

Atina, gastronomi seyahati için doğru zaman hangisidir?

Nisan-Mayıs ve Eylül-Ekim, hem iklim hem gastronomi açısından en ideal dönemler. Yaz aylarında şehir kalabalık ve sıcak olabilir; ama Atina restoranları yaz boyunca açık hava servisiyle büyülü bir atmosfer yaratıyor.

Yunan mutfağında Türk damak tadına en yakın yemekler nelerdir?

Dolmades (yaprak sarma), spanakopita (ıspanak böreği), moussaka, tzatziki (cacık), taramosalata — bu yemekler, Türk yemek severlerin kendini hemen evinde hissedebileceği lezzetler. Ama her birinde ince farklar var; bu farkları keşfetmek gastronomi ziyaretinin keyifli kısmı.

Atina’da Michelin yıldızlı restoran var mı?

Evet. Yunanistan’ın Michelin rehberi son yıllarda genişledi. Atina’da yıldızlı ve bib gourmand restoranlar bulunuyor; ancak şehrin asıl ruhunu bulmak için yıldızsız ama yerel ve özgün mekânlara da zaman ayırmak gerekiyor.

Atina’da mutlaka denenmesi gereken üç yemek nedir?

Birincisi taze deniz ürünleri — Ege’nin taze balıkları Atina’da çok daha ulaşılabilir. İkincisi geleneksel Yunan yoğurdu balıyla — basit ama unutulmaz. Üçüncüsü iyi bir taverna’da oturarak yenen çeşitli mezeler — bunu aceleye getirmeyin, saatler içinde yaşanacak bir deneyim.

İstanbul’dan Atina’ya nasıl gidilir?

Doğrudan uçuş seçenekleri mevcut; uçuş süresi yaklaşık 1,5 saat. Bazı dönemlerde İstanbul-Atina arası feribot alternatifleri de değerlendirilebilir; bu rota, Ege manzarası eşliğinde bambaşka bir seyahat deneyimi sunuyor.

Tamamını Oku

Dosya

Sofraların Hafızasından Şehirler: Viyana

Barok mimarinin melankoliyle dans ettiği, her köşesi sanat ve kahve kokan Viyana… Adnan Şahin, Mutfak Magazin için bu eşsiz şehri gastronomi gözüyle anlattı.

Published

on

Selam. Yaklaşık kırk yıldır aralıksız ülkemizin şehirlerini gezdim; gezmediğim şehir yok. Herkese ilk tavsiyem, önce ülkenizi adım adım gezin. Canım ülkem benim için dünyanın en özel coğrafyalarından biri; ancak yeterince kıymetini bilemedik, koruyamadık, hırpaladık. Her şeye rağmen gezecek yerimiz çok.

Elbette dünya çok daha büyük ve dünyayı belirli bölgeler ile tanımlasak, Orta Avrupa bence en karakterli bölgelerden biri olur. Balkanlar coğrafyası kadar ucuz diyemem belki ama aşırı pahalı da değil. Mutfak Magazin’de gastronomi odaklı seyahatlerimi yazacağım. İlk yazım, Orta Avrupa’nın kalbi Viyana.

Viyana sokakları — barok mimarinin büyüleyici atmosferi
Viyana’nın tarihi sokakları; barok mimari ve sanat her köşede kendini gösteriyor.

Her zamanki gibi THY ile yolculuk ettim; benim olmazsa olmaz yolculuk şartım. Keyifli bir yolculuk sonrası Viyana… Öncelikle söylemek isterim ki karakterli, tarihi dokusu, sanat dolu sokakları ve zarif atmosferinden etkilenmemek çok zor. Bana Viyana’yı en kısa haliyle anlat deseler; barok mimarinin melankoliyle dans ettiği, her köşesi sanat ve kahve kokan bir şehir diyebilirim. Burada zaman yavaş akan tatlı anlara ve her şeyden öte sanata ayrılmış.

Tuna Nehri kıyısında, masalsı atmosferi ve tarihi yapıların ihtişamıyla düzenli caddelerin birleştiği pastoral bir tablo Viyana. Güzele olan sevgimiz dünyanın her yerinde aynı; sanat eserleri, dünya genelinde kıymetini koruyor. Şehirler ekseninde anlatılmak istenilenlerin bir yerde değil, her yerde anlaşılabilmesi çok değerlidir; yani bütünsellik. Böyle olunca bir şehir için “karakter” kelimesi öne çıkar ve ne yazık ki ülkemizin en büyük sorunlarından biri bu.

Yağmurlu Viyana gecesinde kemancı — barok mimari ve müziğin buluşması
Viyana; müzik, yağmur ve barok mimarinin büyülü birlikteliği.

Gezilecek Yerler

İlk olarak Innere Stadt; isminden de anlaşılacağı gibi zamanında surların içinde kalan bölge, Viyana’nın iç şehri. Hofburg İmparatorluk Sarayı ve Sisi Müzesi; Hofburg Sarayı’nın içinde bulunan, toplam altı odayı kapsayan ve tamamen İmparatoriçe Elisabeth’e adanmış bir müze. Viyana Kraliyet Hazinesi; Habsburg Hanedanlığı’nın ihtişamını gözler önüne seren koleksiyonuyla saray kompleksine gelmişken mutlaka görülmeli.

Kohlmarkt Caddesi: Michaelerplatz şehrin en ikonik meydanlarından biri. Kohlmarkt ise ünlü dünya markalarının mağazaları, tarihi kafeleri ve lüks mücevheratçılarıyla Viyana’nın en lüks caddesi sayılıyor. Ephesos Müzesi; nasıl ki Berlin’de bir Pergamon (Bergama) Müzesi varsa, Viyana’da da Efes Antik Kenti’nden Osmanlı Devleti izniyle Avusturya’ya getirilen eserlerin sergilendiği özel bir müze.

Belvedere Sarayı; bir süredir müze olarak kullanılsa da Savoy Prensi’nin kendisi için yaptırdığı muhteşem bir yazlık saray. Stadtpark, Viyana’nın ilk halka açık parkı. Wien Nehri’nin ayırdığı iki farklı parçadan oluşuyor; içinde Johann Strauss II ve Franz Schubert gibi Viyana tarihine damga vurmuş kişilerin heykelleri bulunuyor. Kärntner Caddesi; şehrin ta Roma zamanından beri var olan hem tarihi hem merkezi hem de turistik bir caddesi.

Viyana Mutfağı ve Lezzet Durakları

Geldik en zevk aldığım kısma: Viyana mutfağı. Habsburg İmparatorluğu’nun etkisiyle şekillenmiş, geleneksel Avusturya lezzetleriyle Orta Avrupa etkilerinin bir araya geldiği bir mutfak. Schnitzel ve Tafelspitz’in yanında tatlı kültürüyle biliniyor. Et ve hamur işi ağırlıklı; UNESCO tescilli kahve kültürü ise oldukça iddialı.

Innere Stadt ve Kohlmarkt Caddesi Çevresi:

Viyana Apfelstrudel ve kahve
Apfelstrudel ve Viyana kahvesi — Demel Pastanesi’nin vazgeçilmez ikilisi.

Demel Pastaneleri: 1786’ya uzanan geçmişiyle Viyana’nın en ünlü pastanelerinden biri. En çok Kaiserschmarrn isimli tatlısıyla ünlü.

Kaiserschmarrn
Kaiserschmarrn: İmparator’un yanlışlıkla yapılmış pankeki, bugün Viyana’nın en sevilen tatlısı.
Sacher Torte
Sacher Torte: 1832’den bu yana Viyana’nın simgesi olan efsanevi çikolatalı pasta.

Café Sacher: 1876’da kurulan Hotel Sacher’in alt katında bulunan ünlü Viyana kafesi. Sacher pasta ile dünyaca ünlü.

Naschmarkt şarküteri
Urbanek’in seçme şarküteri tabağı: Naschmarkt’ın gizli hazinesi.

Naschmarkt Pazarı: Şehrin yerel anlamda gastronomik yüzü. İçindeki Urbanek, en fazla 4-5 kişi alabilen minik bir şarküteri dükkânı; birçok ünlü gurme yazarın uğrak noktası.

Aziz Stephan Katedrali ve Çevresi:

Wiener Schnitzel
Wiener Schnitzel: İnce dövülmüş, çıtır ekmek kırıntısıyla kaplanmış Viyana’nın en ünlü yemeği.

Figlmüller: Şehirde toplam iki şubesi bulunan ünlü şnitzelci. 1905’ten beri hizmet veriyor. Açıkçası beni fazla etkilemedi — tam bir turist mekânı.

Buffet Trzesniewski: Viyana usulü aperitivonun klasik adresi. Mantarlı, yengeçli, ton balıklı gibi çeşit çeşit bir-iki lokmalık sandviçleri var.

Kaffee Alt Wien: 1922’den beri hizmet veren tarihi kafe-restoran; duvarları resimlerle dolu, retro atmosferi çok güzel. Yöresel lezzetlere yer veren menüsünde kahvenin yanına Apfelstrudel istenebilir.

Tafelspitz
Tafelspitz: Avusturya imparatorlarının en sevdiği et yemeği.

Gasthaus Kopp: Gizli kalmış ve gerçek Viyanalıların gittiği, geleneksel bir Avusturya restoranı.

Bitzinger: Viyana’nın stand-büfe tarzında ünlü sosisçisi. Käsekrainer’leri bir sokak lezzetine dönüştürmüşler.

Schnitzel Wirt: Önünde oluşan kuyruklardan anlaşılacağı gibi, konu şnitzel oldu mu Viyana’nın en önde gelen adreslerinden biri.

Lachutta Wollzeile: Viyana’da üç şubesi bulunan şık ve ünlü bir restoran. Tafelspitz ile meşhur; Avusturya’nın en sevilen et yemeklerinden birini burada deneyebilirsiniz.

Zwölf Apostelkeller: Ortamı çok enteresan, eski bir kilerden çevrilmiş. Gastronomik iddiası tartışılır ama ilginç bir yer görmek için evet.

Puerstner: Bir av evini andıran rustik dekorasyonu ile konu şnitzel ve patates salatasına geldi mi Figlmüller’le kafa kafaya giden restoran, büyük porsiyonlarıyla ünlü.

Rathaus ve Çevresinde:

Via Toledo Enopizzeria: Hem Avusturya’nın hem de Avrupa’nın en iyi pizzacılarından sayılan, hafif yanık pofuduk kenarlı Napoliten pizzalar yapan yer.

Viyana Devlet Operası ve Çevresinde:

Café Mozart: Viyana Devlet Operası’nın hemen karşısında; opera sanatçılarının da sık sık uğradığı nostaljik bir kafe.

Café Frauenhuber: 1700’lerde yapılmış tarihi bir binada, 200 yıldan fazladır hizmet veriyor. Bir zamanlar Mozart ve Beethoven’ın burada canlı performans sergilemiş olması bu kafenin en can alıcı noktası.

Neubau’da:

Ulrich: Endüstriyel dizaynı ve açık havada oturma seçenekleriyle brunch’tan akşam yemeğine fırsat sunan bir mekân.

Phil: Kahvaltı ve brunch için de tercih edilebilecek kafe-kitabevi. Duvarları afişlerle, rafları kitaplarla dolu.

Eis-Greissler: Birkaç şubesi bulunan şehrin en meşhur dondurmacısı.

Nasıl Planladım?

Zaman ve bütçe sınırlarımı belirledim, rotalar çıkardım ve araştırdım. Konaklama, yiyecek-içecek işletmeleri için rezervasyonlarımı yaptım. THY ile uçuş rezervasyonlarımı tamamladım, pasaport ve vize gereksinimlerimi kontrol ettim, hava şartlarını inceledim. Tercih ettiğim mevsim nisan son haftası oldu; mayıs ve sonrasında fiyatlar ve kalabalık artıyor.

Viyana Uluslararası Havalimanı’ndan şehir merkezine iki tren hattı, otobüsler ve taksi seçeneği mevcut. Taksiyle havalimanından şehir merkezine yolculuk trafiğe bağlı ortalama 30-40 dakika sürüyor ve 70-100 euro bandında; birkaç kişiyseniz taksi avantajlı olabilir.

Tamamını Oku

Dosya

Dünya Mutfaklarını Aydınlatan Hitit Güneşi: Çorum

Hitit Medeniyeti’nin başkenti Çorum, 7.000 yıllık mutfak kültürü ve UNESCO adaylığıyla dünya gastronomi sahnesine çıkmaya hazırlanıyor.

Published

on

Hitit Medeniyeti’nin başkenti Çorum, toplayıcılıktan ve avcılıktan sonra yarı tarıma ve yerleşik düzene, daha sonra tarım ve madenciliğe geçilen ilk ve en eski uygarlıktır. Karadeniz Bölgesi’nin İç Anadolu’ya açılan kapısı olan Çorum, Anadolu kültür mozaiği içerisinde eşsiz bir konuma sahiptir ve ilk organize devleti kuran Hititlerin ilk başkentidir.

Anadolu’nun kalbinde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış Türkiye’deki 9 değerden biri olan Hattuşa’ya ev sahipliği yapmaktadır. Hititler döneminde yaşamış toplulukların uygarlık aşamalarını ve geleneksel niteliklerini yansıtan Çorum mutfağı, Hitit medeniyetinin hangi evrelerden geçtiğini gösteren somut bir belge niteliği taşımaktadır.

Çorum; özgün ve binlerce yıllık birikime dayanan mutfak kültürüyle “yemeğin tarihi” konusunda izlenecek yol adına önemli bir başlangıç noktasıdır.

“Bilgi tat almaktır; eğer bilgi tat almaksa, o zaman Çorum dünyadaki en büyük kütüphanelerden birisidir” diyor Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın.

Çorum mutfağı geleneksel yemekler

Tarihin İzdüşümü Bir Şehir

Kızılırmak yamaçlarında yükselen dağlar, tepeler, ovalar; eşsiz bir topografya ve sokaklarından dünyaya sızan lezzet kokuları… Çorum, tarihin bir kente yansımasıdır. Hitit kültürüyle dünya medeniyet tarihinde evrensel ve eşsiz bir imge.

Coğrafi ve iklimsel yapısı nedeniyle Çorum, hem Güney-Kuzey Karadeniz hem de İç Anadolu bölgesinde yer almaktadır. Birliktelik ve hoşgörü kavramlarını lezzetleriyle harmanlayan bu kent, elde üreten zanaatkârları ve küçük atölyeleriyle geçmiş ve bugünü buluşturan zengin bir gelenekler bütünüdür.

Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Helenistik, Galat, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve günümüz Cumhuriyet Türkiyesi’nin birikiminin yarattığı Çorum mutfağı; zaman, coğrafya ve üretim bilgisi üzerine kurulu, özgün kimliği olan ve hâlâ günlük yaşamda sürdürülen yaşayan bir mutfak sistemidir.

İskilip dolması Çorum

7.000 Yıllık Bir Sofra

Çorum bölgesi, tarihi ve kültürel açıdan günümüzden 7.000 yıl öncesine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Hitit mutfak kültürünün yöresel mutfaklar üzerindeki izleri, kazılarda elde edilen reçetelerle açıkça kanıtlanmıştır.

Orta Asya’nın yalın yemekleri, binlerce yıllık coğrafyanın birikimiyle kucaklaşmış; Selçuklu Devleti ve Osmanlı İmparatorluğu döneminde zenginleşmiş, Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte artan Batı kültürünün etkisiyle de günümüzün Çorum mutfağı hâline gelmiştir.

Çorum geleneksel ekmek pişirme

UNESCO’ya Doğru

Çorum, yaklaşık iki yıldır sürdürdüğü çalışmalarla 2027 yılında UNESCO’ya yapacağı adaylık başvurusuyla gastronomi zenginliğini dünyaya açmaya hazırlanmaktadır. UNESCO Yaratıcı Şehirler Ağı’na üyelik çalışmalarının enerjisiyle kentin geleceğe daha umutla baktığı görülmektedir.

Çorum su böreği

Çorum’da Mutlaka Denenmesi Gereken Lezzetler

Çorum simidi, Çorum mantısı, İskilip dolması, sac arası ekmeği, Çorum sırık kebabı, Çorum kebabı (tandır), sac katmeri, yanıç, su böreği, ırgat böreği, kışlacık pırasalı börek, İskilip usulü keşkek ve turşu bu toprakların öne çıkan lezzetleri arasındadır.

Nerede Ne Yemeli?

Hasan Zahir — Çorum-Tokat yolu üzerinde yaklaşık 65 yıllık bir mekân. Doğanın içinde kuzu pirzola, taze mevsim salatası ve Kaymaklı Ekmek Kadayıfı. Mutlaka bal-kaymak ile başlanmalı.

Veli Paşa Konağı — Yerel lezzetler zirvede; özellikle Çorum usulü su böreği ve has baklava olağanüstü.

Lila — Döner mutlaka denenmeli. Bölgenin en iddialı pidelerinden biri burada servis ediliyor.

Zade Tandır — Bir kere yenildiğinde bağımlılık yaratabiliyor. Dünyanın en sıra dışı pişirme tekniklerinden biriyle hazırlanan İskilip dolması zirvede yerini koruyor.

Bizim Lokanta (Osmancık) — Nisan-Mayıs döneminde sabah 11.30-14.00 arasında Sırık Kebabı için uğranılması gereken adres.

Tamamını Oku