Lezzet tutkunlarına, yeni arayışlar peşindekilere,
“do it yourself”in tadını bir kere almış olanlara, yani ehlikeyiflere
yazılarımızda anlatmaya çalıştığımız füme teknikleri ve uygulamaları, gıdaların
daha uzun süre muhafaza edilebilmesi için bulunmuş, sonucu en lezzetli
yöntemlerden birisi…
Füme veya Türkçesiyle söyleyecek olursak tütsüleme,
isminden de anlaşıldığı gibi gıdaların duman altında hazırlanma işlemi.
Sistem şöyle çalışıyor:
Öncelikle balık ya da ette su miktarı düşürülüyor. Bu arada dumanın bileşiminde bulunan bazı maddeler ete geçerek bakteri ve mantarların üremesine engel oluyor. Yani zararları mikrobiyal gelişme durduruluyor.
Bu nasıl sağlanıyor?
Ürün, ateşi görmeden yalnızca
dumanla pişiriliyor.
Peki, tadı ne veriyor?
Dağlardaki yapraklarını dökmeyen ağaçların suya
yatırılmış talaşlarından elde edilen duman… Örneğin meşe, kiraz, ceviz, elma…
Bu ağaçlardan üretilen talaşlar kümes hayvanları, balık ve av hayvanları için
mükemmel. Bu talaş, barbekü kömürlerinin üzerine serpildiğinde de iyi sonuç
veriyor. Tabii gürgen, kestane, ıhlamur, kayısı, şeftali, nektarin, armut
ağaçları da kullanılabiliyor. İğne yapraklı, reçineli ağaçların talaşları
kullanıldığında yanma düzensiz olacağı, duman ürüne ağır reçine kokusu ve acı
is tadı vereceğinden tercih edilmiyor.
Tütsülemede başlıca iki yöntem var: Sıcak ve soğuk
dumanlama. Geçtiğimiz aylarda sıcak dumanlamadan söz etmiş, etli ve sütlü
ürünlerde nasıl kullanılacağına dair uygulamalı örnekler vermiştik.
Bu yazımızda sözünü edeceğimiz soğuk dumanlama,
adından da anlaşılacağı gibi 15-25 dereceler arasında yapılan tütsüleme. Ancak,
daha fazla donanım gerektiriyor; sıcak dumanlamada olduğu gibi mutfağımızda, ocağımızın
üstünde bile yapmamız mümkün değil. Açık havada, örneğin bahçemizin bir
köşesinde uygulayabileceğimiz bir yöntem…
Soğuk füme için temel kural, tütsülenecek ürünün
ısıdan uzakta bir yere koyulması ve dumanın buraya soğutularak getirilmesi. Yani
iki düzeneğimiz var, birisi daha önceki sayılarda anlattığıma benziyor. Onun içine
daha önceden ıslattığımız talaşlarımızı -örneğin bir döküm tava içinde-
koyuyor, alttan ısıtarak dumanın çıkmasını sağlıyoruz.
Bu dumanın transfer olacağı ikinci düzeneğimizi duman
ürettiğimizden biraz daha yüksek bir yere (duman, doğal olarak yükseldiği
için), 4-5 metre uzağa (dumanın soğuyabilmesi için) yerleştiriyoruz. Burada
tütsüleyeceğimiz ürünler de bulunuyor.
Yolda soğumuş duman, fırın diye adlandırabileceğimiz
bu ikinci düzeneğin altından giriyor, içinde yavaşça dolaşarak yukarıdaki tahliye
için ayarlı olması gereken bacadan uçup gidiyor.
Füme işlemi için ideal ortam sıcaklığı, 23-25 derece
arasında. Füme fırının ısısı ise yukarıda da belirttiğim gibi 15-25 derece
arası olmalı. Bu değerin üzerine çıkılırsa dumanlama sırasında ürün kokuşabiliyor.
Bu nedenle yaz aylarında özellikle soğuk füme yapmak tercih edilen bir işlem
değil. Sözünü ettiğim soğuk dumanlama da yine aynı sebeplerle genellikle soğuk
bölgelerde tercih ediliyor.
Bu arada, sıcak tütsülemenin 50-80 derece aralığında yapıldığını, tütsüleme süresinin 3-8 saat arasında olduğunu yazılarımızı ilk kez okuyanlar için hatırlatmalıyım. Bir diğer önemli bilgi; sıcak tütsüleme sonuçta tuz oranı az, su oranı fazla olduğundan, soğukta dumanlanmış ürünlere göre daha lezzetli sonuçlar vermekte. Ancak dayanma süresinin daha az olduğunu unutmamak gerekiyor.
Soğuk tütsüleme süresi en az 8-10 saatten başlayarak birkaç güne kadar hatta daha fazla sürebiliyor. Süreyi belirleyen etkenlerden birisi ortam sıcaklığı.
Diğer önemli etken ise bizim gözlemlememiz gereken,
ürünün değişen ağırlığı.
Hedef, dumanlanan ürünlerdeki su oranının yüzde 40’ın altına düşürülmesi. Bu nedenle tütsülenen ürünleri tartmak gerekiyor. Ancak ev yapımı fümeler daha hızlı tüketileceğinden, balığın yüzde 20’ler civarında su kaybetmesi tütsülenmenin sonlandırılması açısından yeterli olabiliyor. Uzun süre saklama amacıyla tütsülendiğinde ağırlık kaybetmenin izlenmesi çok daha önem kazanıyor…
Tütsüleme işlemi bittikten sonra ürünlerin streç filme sarılarak önce buzdolabında bir gün, sonra da derin soğutucuda yine bir günden az olmamak üzere bekletilmesinin zararlı bakterilerin oluşmaması için zorunlu olduğunu da unutmayalım.
Somon Örneğinde Fümeleme İçin
Hazırlık
Malzemeler
• Somon
• Rafine edilmemiş 3 avuç kadar kaya tuzu
• Yine aynı miktarda toz şeker
• Bir avuç dövülmüş karabiber
• 2 baş ince doğranmış sarımsak
• 2 demet dereotu
• Doğranmış 3 portakal ile 2 limon,
• Rendelenmiş 2 havuç
Hazırlanışı
Taze somon veya diğer yağlı olması tercih edilen bir
balık iyice yıkanır; içi çıkarılıp omurga kenarlarına bulaşmış kan pıhtıları ve
karın içi zarı temizlenir. Kafa ve solungaçlar bırakılabilir.
Tuz, şeker, karabiber ve sarımsak iyice karıştırılır. Yarısı
balığın üzerine sıvanır. Balığı alabilecek bir kaba veya folyoya limon ve
portakal üzerine dereotu ve havuç yayılır. Balık koyulduktan sonra kalan
karışım üzerine sürülür. Limon, portakal, dereotu ve havucun kalan bölümü de
buraya boca edilir, üzeri folyoyla kapatılır. Sabah-akşam altüst edilerek 2 gün
buzdolabında bekletilir.
Üçüncü gün akşamı akan suda yıkanır; iyice
kurulandıktan sonra zeytinyağı sıvanıp soğutucuda üstü kapatılmadan sabaha
kadar bekletilir.
Dördüncü gün önce rom veya votka sonra zeytinyağı ile
silinen balık tütsüleme, fırınına yerleştirilir.
Oaxaca Közlerinde Sac Üstünde Çıtırdayan Dev Tlayuda
Meksika’nın lezzet başkenti Oaxaca gecelerinde meşe kömürünün delikli sacında çıtırdayan dev tlayuda, iç yağı, siyah fasulye ezmesi ve lif lif ayrılan quesillo peyniriyle sokak ateşini harlıyor.
Meksika’nın sarp Sierra Madre dağlarının vadisine kurulmuş olan Oaxaca kenti, güneş batıp sokak fenerleri yandığında baş döndürücü bir koku tufanına teslim olur. Kaldırımlara dizilen seyyar tezgâhlardan meşe odunu dumanı, kavrulmuş sarımsak ve çıtırdayan mısır kokusu yükselir. Bu sokak sahnesinin tartışmasız başrolü ise yabancıların kimi zaman haksız yere ‘Meksika pizzası’ diye kestirip attığı, ancak kökleri Zapotek uygarlığının bin yıllık mısır hafızasına dayanan dev sokak ziyafetidir: Tlayuda.
Otuz Santimlik Mısır Çemberi ve Asiento Büyüsü
Tlayuda sıradan bir taco veya dürüm tortillası değildir. Yerel beyaz veya sarı And mısırının kireçli suda kaynatılıp öğütülmesiyle (nikstamalisasyon) hazırlanan hamur, ustaların elinde çapı 30 ila 40 santimetreyi bulan devasa, incecik bir yufka gibi açılır. Bu hamur önce geniş kil saclarda (comal) yarı pişirilir, ardından kuruması ve derimsi bir esneklik kazanması için serinletilir.
Sipariş verildiğinde tezgâhın başındaki usta, tlayuda çemberini alır ve tabanına ilk olarak asiento adı verilen sihirli malzemeyi sürer. Asiento, domuz etinin ve derisinin dev kazanlarda saatlerce kızartılmasından sonra kazanın dibine çöken, yoğun aromalı, tuzlu ve hafif pütürlü iç yağı tortusudur. Sıcak mısır hamuruyla temas ettiği anda eriyen bu yağ, ekmeğe hem çılgın bir derinlik katar hem de üzerine gelecek ıslak malzemelerin hamuru hamurlaştırmasını engelleyen su geçirmez bir bariyer kurar.
Siyah Fasulye, Avokado Yaprağı ve Lif Lif Quesillo
Yağ tabakasının üzerine, kurutulmuş kokulu avokado yapraklarıyla ağır ateşte kaynatılıp ezilmiş koyu siyah fasulye püresi (frijoles refritos) sıvanır. Ardından sahneye Oaxaca mutfağının gururu olan quesillo (Oaxaca peyniri) çıkar. İtalyan mozzarellasına benzeyen ancak çok daha tuzlu ve tereyağımsı olan bu taze lifli peynir, elle metrelerce uzunluğunda şeritlere ayrılarak fasulyenin üzerine yığılır.
İsteğe göre üzerine ince kıyılmış çıtır lahana, domuz ızgarası (tasajo), baharatlı sosis (chorizo) veya tütsülü ince dana bifteği (cecina) dizilen tlayuda, delikli sacın üzerine konularak doğrudan parlayan odun közlerinin üzerine bırakılır. Peynir sıcağın etkisiyle köpürüp erirken, mısır hamurunun tabanı meşe dumanını içine çekerek altın sarısı, gevrek ve kırılgan bir bisküvi kıvamına ulaşır.
Mısırın Kutsal Dönüşümü: Nikstamalisasyon Mucizesi
Tlayuda hamurunun kırılmadan bu kadar ince açılabilmesi ve ateşte taş gibi çıtırdayabilmesi, antik Mezoamerika halklarının keşfettiği kimyasal bir mucizeye dayanır. Kireçli veya küllü suda haşlanan mısır taneleri, kabuğundaki sert selülozdan arınır, bünyesindeki niasin (B3 vitamini) serbest kalır ve nişastası jelatinleşerek hamura benzersiz bir elastikiyet kazandırır.
Oaxaca pazarında sabahın köründe kireçli mısır kazanı kaynatan yerli kadınlar, bu antik tekniği bin yıldır kesintisiz sürdürmektedir. Nikstamalisasyon işleminden geçmeyen hiçbir mısır hamuru sac üzerinde bu direnci gösteremez; dolayısıyla tlayuda yemek yalnızca bir sokak atıştırmalığı değil, insan ile mısır arasındaki en kadim kimyasal ittifakın tadına bakmaktır.
Sokağın Eşitleyici Gece Ritüeli
Usta tlayudayı tam ortasından ikiye katlayıp çıtırtılar eşliğinde tezgâha vurduğunda, yanında taze yeşil limon dilimleri, közlenmiş taze soğan ve acı yeşil salsa ile servis eder. Gece yarısı Oaxaca kaldırımlarında plastik taburelere oturmuş insanlar, ellerindeki bu devasa mısır gevrekliğini ısırırken duyulan o tok çıtırtı, kentin sokak kültürünün kalp atışıdır.
Tlayuda, endüstriyel fast-food zincirlerinin tek tip hamburgerlerine karşı yerel mısır tohumunun, odun dumanının ve kolektif sokak sofrasının verdiği en lezzetli cevaptır. Oaxaca sokaklarındaki o sacın üzerinde eriyen her bir peynir lifi, Meksika halkının kendi köklerine ve toprağına bağlılığının canlı bir belgesidir.
Sıkça Sorulan Sorular
Tlayuda ekmeğinin normal tortilladan farkı nedir?
Çapı 30-40 cm civarında çok daha geniştir, daha ince açılır ve fırınlanıp kurutulduğu için ızgarada piştiğinde çıtır çıtır, kırılgan bir yapı kazanır.
Quesillo peyniri nedir?
Oaxaca’ya özgü, lif lif ayrılan, yüksek erime kabiliyetine sahip, hafif tuzlu ve esnek geleneksel bir taze peynirdir.
Tlayuda neden ikiye katlanarak servis edilir?
Büyük boyutu nedeniyle elde tutulması zordur; ortadan ikiye katlanarak içindeki erimiş peynirin, sıcak fasulyenin ve etlerin ısısı hapsedilir ve sokakta elle yemesi kolaylaşır.
Asiento malzemesi ne işe yarar?
Kızartma kazanının dibinde biriken zengin aromalı iç yağı tortusudur; hem hamura derin bir füme lezzet verir hem de sosların hamuru yumuşatıp parçalamasını engeller.
Bozkır Heybelerinde Aylarca Bozulmayan Taş Yoğurt Kurut
Orta Asya bozkırlarından Anadolu yaylalarına uzanan göçebe hafızasında sütün proteinini dondurucusuz aylarca koruyan kurut, tuzlanıp güneşte taşlaştırılan kadim bir gıda zırhıdır.
Buzdolaplarının, dondurucu depoların ve kimyasal koruyucuların henüz hayal bile edilmediği yüzyıllarda, göçebe bozkır insanının önündeki en hayati sınav yaz aylarında fışkıran koyun ve keçi sütünü kışın dondurucu açlığına karşı nasıl saklayacağıydı. Süt birkaç saat içinde ekşir, taze yoğurt birkaç günde küflenir, taze peynir ise hızla kurtlanırdı. İşte Avrasya bozkırlarından Anadolu’nun sarp yaylalarına uzanan bin yıllık göç yollarında Türk boylarının doğayla kurduğu bu çetin mücadeleden tek bir gıda efsanesi doğdu: Kurut, yani güneşte kemik gibi sertleşen taş yoğurt.
Yayık Altı Ayranından Avuçta Sıkılan Güneş Zırhı
Kurut yapımı, sütün bünyesindeki suyun ve çürümeye yol açan serbest nemin aşama aşama yok edildiği kusursuz bir biyolojik kurutma stratejisidir. İlkbahar ve yaz aylarında yaylalara çıkan Yörükler ve köylüler, sağdıkları sütleri mayalayarak yoğurt yapar, ardından bu yoğurdu ahşap yayıklarla döverek tereyağını ayırırlar. Geriye kalan ve halk arasında ‘katık’ veya ‘yayık altı ayranı’ olarak bilinen yağsız ancak kazein ve kalsiyum bakımından zengin sıvı, ince dokunmuş keten torbalara dökülerek günlerce süzülmeye bırakılır.
Torbanın üzerinde kalan koyu, macun kıvamındaki süzme yoğurt, bol kaya tuzuyla yoğrulur. Kaya tuzu ortamdaki ozmotik basıncı artırarak mikroorganizma faaliyetini kilitler. Ardından kadınlar bu yoğun yoğurdu avuçlarının içinde sıkarak konik, yuvarlak veya parmak izli topaklar haline getirir. Temiz hasırların veya taşların üzerine serilen yoğurt topakları, dağ yaylalarının kavurucu güneşi ve nemsiz sert rüzgarı altında günlerce kurutulur; öyle ki kuruyan topaklar birbirine vurulduğunda taş sesi çıkarır.
Sefer Heybelerinden Kış Çorbalarına: Katılaşan Protein
Taşlaşan kurut, doğanın sunduğu en hafif ve en konsantre besin paketidir. Bir deri heybeye doldurulan onlarca kurut topağı, at sırtında aylarca süren yolculuklarda ne ekşir ne de bozulur. Yolda acıkan bir yolcu ya da seferdeki bir asker, bir parça kurutu ağzında saatlerce emerek kalsiyum ve protein ihtiyacını karşılayabilir ya da matarasındaki ılık suya atıp ezerek anında koyu bir bardak ayrana dönüştürebilir.
Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu köylerinde kış bastırdığında ise kurut kilerlerden çıkarılır. Ahşap veya pirinç havanlarda dövülerek ya da özel ‘kurut taşlarında’ ılık suyla sürtülerek koyu bir yoğurt bulamacı elde edilir. Bu ekşimsi, tuzlu ve yoğun sıvı; odun ateşinde kaynayan yarma buğday çorbalarına katılır, üzerine kızgın tereyağında dağ kekiği ve nane gezdirilerek kış soğuklarına karşı vücudu ısıtan efsanevi ‘kurut çorbası’ pişirilir.
Yayla Kadınlarının Avuç İçi İmzası ve Coğrafi Çeşitlilik
Kurut topaklarının üzerindeki parmak izleri, Anadolu yaylalarında üretimin tamamen kadın emeğiyle şekillendiğinin sessiz bir mührüdür. Her ailenin kurut topağına verdiği biçim, kurutma süresini ve havalandırma yüzeyini belirler. Kimi yörelerde kurut hamuruna yabani nane, kekik veya dövülmüş sarımsak eklenerek tatlandırılır; bu da ona antibakteriyel ek bir koruma kazandırır.
Van, Bitlis, Hakkari ve Kars yaylalarında üretilen kurutlar karasal kış aylarında yalnızca çorbalara değil; haşlanmış keledoş otlarıyla birleştirilen keledoş yemeğine veya tencere mantılarının üzerine dökülen sarımsaklı sosa gövde kazandırır. Bu pratik, sütün bol olduğu mevsimin bereketini yokluk dönemine aktarmanın en akılcı mutfak çözümüdür.
Yokluğun Yarattığı Mutfak Mühendisliği
Modern dünyanın liofilize (dondurularak kurutulmuş) astronot gıdalarını büyük bir teknolojik zafer olarak sunduğu günümüzde, kurut aslında bu mantığın bin yıl önce açık havada, güneş ve tuzla hayata geçirilmiş atasıdır. Endüstriyel gıdaların yapay raf ömrü katkılarına ihtiyaç duymadan, sütün en saf besleyiciliğini taş gibi dondurup geleceğe aktaran kurut, göçebe Türk mutfak dehasının zamanı ve coğrafyayı donduran en yalın anıtıdır.
Sıkça Sorulan Sorular
Kurut neden bozulmadan aylarca saklanabilir?
İçindeki su oranı güneşte neredeyse tamamen buharlaştırıldığı ve yoğun kaya tuzuyla yoğrulduğu için bakterilerin üreyebileceği nem ortamı kalmaz.
Kurut hangi sütten yapılır?
Geleneksel olarak koyun ve keçi sütünden yapılan yayık altı ayranı veya süzme yoğurt kullanılır; ancak günümüzde inek yoğurduyla da üretilmektedir.
Yemeklerde nasıl kullanılır?
Sert olduğu için doğrudan pişirilmez; sıcak veya ılık su içinde ovularak, taşta sürtülerek ya da havanda ezilerek eritilir ve çorbalara kıvam verici yoğurt sosu olarak eklenir.
Kurut ile çökelek veya keş arasındaki fark nedir?
Çökelek sütün veya peyniraltı suyunun kaynatılmasıyla kestirilerek elde edilir; kurut ise tamamen fermente yoğurdun süzülüp güneşte taşlaştırılmasıyla üretilir. Keş ise kurutun Karadeniz ve Bolu yöresindeki peynirimsi formudur.
Meyveyi Pişirmeden Sıkan Mikrosaniyelik Elektrik Dalgası
Gıda sanayisinde meyve suyunu pastörize ederken ısı sebebiyle kaybolan vitamin ve canlı aromalar, hücre zarlarında mikrosaniyelik gözenekler açan Darbeli Elektrik Alanı (PEF) teknolojisiyle kurtarılıyor.
Bir şişe taze portakal veya nar suyunu açtığınızda aldığınız o hafif pişmiş, reçelimsi tat pek çoğumuzun alıştığı sıradan bir sanayi gerçeğidir. Ancak o tat meyvenin kendi doğasından değil; raf ömrünü uzatmak ve mikroorganizmaları öldürmek için sıvıya zorla uygulanan 70-90 derecelik klasik termal pastörizasyondan kaynaklanır. Isı, zararlı bakterileri yok ederken meyvenin en hassas C vitaminlerini, uçucu koku esterlerini ve canlı rengini de beraberinde götürür. Gıda mühendisliği ve biyoteknolojide son yılların en büyük devrimlerinden biri olarak kabul edilen Darbeli Elektrik Alanı (Pulsed Electric Field – PEF) teknolojisi ise tencere kaynatma mantığını tamamen çöpe atarak meyve hücrelerine mikrosaniyelik elektrik şoklarıyla hükmediyor.
Elektroporasyon: Isı Olmadan Hücre Zarlarını Açmak
PEF teknolojisinin merkezinde, fizik ve hücre biyolojisinin kesiştiği elektroporasyon prensibi yer alır. İki elektrot arasından geçirilen sıvı gıdaya, saniyenin milyonda biri kadar kısa sürelerle (mikrosaniye veya nanosaniye) santimetre başına 20 ila 40 kilovoltluk devasa elektrik darbeleri uygulanır. Bu darbeler öyle hızlı ve anlıktır ki, ortamın sıcaklığı neredeyse hiç yükselmez.
Uygulanan yoğun elektriksel gerilim, bitki hücrelerinin ve zararlı bakterilerin çift katmanlı lipit zarlarında elektriksel bir yük farkı oluşturur. Hücre zarı bu basınca dayanamayarak geçici veya kalıcı mikroskobik gözenekler (delikler) açar. Bitki hücre zarları parçalanmadan delindiğinde, hücre içinde kilitli kalan değerli meyve özsuyu, polifenoller ve aromatik yağlar hiçbir mekanik ezilme veya termal tahribat olmadan kendiliğinden dışarı süzülür.
Termal Tahribata Karşı Canlı Renk ve Taze Rayiha
Geleneksel pastörizasyon yöntemlerinde meyvenin içindeki ısıya duyarlı antosiyaninler ve karotenoidler parçalanır, meyve suyu donuk kahverengimsi bir ton alır ve ‘haşlanmış meyve’ kokusu açığa çıkar. PEF yöntemi ise ortam sıcaklığını oda derecesinde tuttuğu için meyvenin dalından yeni koparılmış canlı parlaklığını ve ferahlatıcı koku profilini birebir muhafaza eder.
Yapılan laboratuvar analizleri, darbeli elektrik alanıyla işlenmiş kırmızı meyve ve narenciye sularının C vitamini ve biyoyararlanılabilir antioksidan değerlerinin klasik pastörize sulara oranla yüzde 40 daha yüksek kaldığını göstermektedir. Üstelik bu elektrik dalgaları, meyve suyunun bozulmasına yol açan maya, küf ve patojen bakterilerin hücre zarlarını da geri dönüşsüz şekilde delerek onları etkisiz hale getirir; böylece soğuk zincirde aylarca dayanabilecek steril bir içecek elde edilir.
Gıdanın Moleküler Bütünlüğünü Koruyan Yeni Hatlar
Klasik presleme hatlarında meyvelerin mekanik olarak ezilmesi, çekirdek ve kabuktaki acı tanenlerin de suya karışmasına sebep olur. Oysa darbeli elektrik alanı hücreleri mikroskobik düzeyde açtığı için acılık veren sert bileşenler posada kalır, sadece en tatlı ve saf hücre içi sıvısı kaba akar. Bu durum özellikle nar, vişne ve üzüm gibi taneli meyvelerin işlenmesinde inanılmaz bir berraklık ve lezzet standardı sağlar.
Aynı teknoloji zeytinyağı üretim tesislerinde de uygulanmaya başlanmıştır. Zeytin hamuruna uygulanan elektrik şokları, mikroskobik yağ damlacıklarının su emülsiyonundan anında ayrışmasını sağlayarak hem sıkım süresini kısaltmakta hem de yağdaki polifenol oranını zirveye taşımaktadır.
Enerji Tasarrufu ve Geleceğin Yeşil Mutfak Sanayisi
PEF teknolojisinin sektöre sunduğu avantajlar yalnızca lezzet ve besin değeriyle sınırlı değildir. Endüstriyel gıda tesislerinde tonlarca sıvıyı ısıtmak ve ardından tekrar soğutmak için harcanan devasa buhar ve elektrik enerjisi, PEF’in anlık elektrik darbeleri sayesinde yüzde 80’e varan oranlarda azalmaktadır. Patates cipsi üretiminden zeytinyağı ekstraksiyonuna kadar uzanan bu soğuk işleme devrimi, gıdanın doğallığına müdahale etmeden teknolojiyi sofranın hizmetine sunmanın en temiz örneğini oluşturmaktadır.
Sıkça Sorulan Sorular
Darbeli Elektrik Alanı (PEF) meyve suyunu ısıtır mı?
Hayır; uygulanan elektrik darbeleri saniyenin milyonda biri kadar kısa sürdüğü için sıcaklık artışı ihmal edilebilir düzeydedir; tamamen termal olmayan (soğuk) bir pastörizasyon tekniğidir.
Elektrik darbeleri besin değerine zarar verir mi?
Aksine, ısı uygulanmadığı için C vitamini, enzimler ve antioksidanlar klasik pastörizasyona kıyasla neredeyse hiç kayba uğramaz.
Meyve suyunun raf ömrü nasıl uzar?
Elektrik darbeleri patojen bakterilerin ve mayaların hücre zarlarında kalıcı delikler açarak onları öldürür; böylece kimyasal koruyucuya gerek kalmadan raf ömrü uzar.
PEF başka hangi gıda alanlarında kullanılır?
Zeytinyağı sıkımında yağ verimini artırmak, patateslerin nişasta yapısını bozmadan dilimlenmesini sağlamak ve şarap fermantasyonunda renk maddesini hızla çekmek için kullanılır.