Connect with us

Haberler

Yabani Otlardaki Sağlık

Otlar yemeklerde, hastalıkların tedavisinde kullanılmasının yanı sıra çay veya baharat olarak da tüketilir. Yeri geldiğinde süs bitkisi olarak da kullanılan yabani otların çoğunun sadece yaprak ve çiçeği değil köklerinden de faydalanılır.

Yayınlanma zamanı

-

Anadolu’da bütün bölgeler kendi iklim ve coğrafya şartlarında bir beslenme şekli oluşturmuştur. Bu beslenme biçiminin vazgeçilmezlerinin başında coğrafyanın tabii ortamlarda sundukları gelir. Konu tabiatın sundukları olunca elbette başaktör YENİLEBİLİR YABANİ OTLAR. Aslında yenilebilir yabani otlar günlük hayatın içinde o kadar kullanılır ki, tahmin de zorlanırsınız. Otlar yemeklerde, çay veya baharat olarak ya da hastalıkların tedavisinde; kimi zaman toprak yorgunluğunu azaltmak için, bazen arıların polen ve bal yapımında olmak üzere sayamadığım birçok başka kullanım alanı yanında, süs bitkisi olarak bile kullanılır. Her ne kadar kültürümüzde hayvan yetiştiriciliği, bitki yetiştiriciliğinden önde gelse de halkın sağlıklı yaşama dair gösterdiği refleks ve elbette kimi zaman ekonomik şartlar Anadolu’da otların yoğun kullanılmasını getirmiştir.
Birçok yabancı ot yılda birden fazla toplanabilir. Yazın çayırlar biçildikten sonra aynı bitkileri taze olarak tekrar bulabilmek mümkündür. Birçok bitkinin sadece yaprak ve çiçeği değil kökleri de kullanılır. Bunun en tanınmış örnekleri TURP OTU, ŞEVKETİ BOSTAN, KARAHİNDİBA olabilir. Yenecek bütün otlar pratik olarak bağ, bahçe, tarla, çayır, mera, yol kenarları, su kenarları ve yetişmesine uygun her yerde bulunabilir. Ancak yenecek bu otların her yerden toplanmaması gerekir. Trafiğin yoğun olduğu yol çevrelerinden, yeni gübrelenmiş bağ, bahçe, tarla, çayır ve meralardan, fabrikaların çevresinden, şehir çöplerinin döküldüğü alanların çevresine benzer yerlerden de ot toplanmamalıdır. Burada hem toprak hem su ve hem de hava kirliliği, sağlığı bozacak oranlarda yüksek olabilir. Bu alanlar her türlü zehirli maddeleri içerdiği için sadece insan sağlığı için değil hayvan ve bitki sağlığı için de olumsuz ortam oluşturmaktadır.

Herkes biraz dikkatli olarak sağlıklı ve temiz bitkileri toplayacak yeteri kadar yer ve zaman bulabilir. Ancak toplarken de dikkatli davranmak gerekir. Zira aynı bitkiye daha sonra da ihtiyaç duyulacağı unutulmamalıdır.

Organik (tabii, biyolojik, ekolojik, sürdürülebilir) tarım olarak nitelenen ve her geçen gün uygulaması artan tarım alanlarından herhangi bir şüpheye kapılmadan rahatça otlar toplanabilir. Tabiatta bitki toplarken en taze yaprak ve sürgün ile en baharatlı kısmı alınmalıdır. En doğru toplama usulü ise bitkinin taze kullanılacak kısımları keskin bir bıçakla alınırken diğer kısımlarına zarar verilmemelidir. Yaprakları alınacak bitkilerin makasla sadece fazla zarar vermeden kullanılacak kısım alınmalıdır. Tabii bitki toplamak isteyenler tabiatı iyi tanımalı, hangi bitkiyi nasıl toplaması gerektiğini bilmelidir. Bilimsel araştırmalara göre ülkemizde belirlenen 9.500 tür bitkinin 3.064’ü endemiktir. Yani dünyada sadece ülkemizde bulunmaktadır. Yok edildiklerinde insanlar açısından önemli bir dünya mirası da geri gelmemek üzere kaybolup gidecektir.

İnsanoğlunun ilk beslenme alışkanlıkları toplayıcılık olduğuna göre tabiatta yabani ot ve bitki toplaması, bunları yetiştirmesinden çok daha öncesine dayanıyor. Peki böylesine bir geçmişe sahip tabiatta kendi kendine büyüyen, bu otları niçin yeterince tanımıyoruz ya da hayatımızda daha fazla yer vermiyoruz. Sanırım en basit hâli ile şehirleşme, insanları tabiattan uzaklaştırdı diyebiliriz. Yenilebilir yabani otlar genellikle salatalarda, bazen börek içlerinde, belli bölgelerde kavurularak hatta çiğ olarak tüketiliyor. Bir başka yanlış ya da eksik bilgi de yabani otların sadece bahar aylarında bulunabildiği. Halbuki kış aylarında Anadolu’da KARA HİNDİBA, SU TERESİ, KUŞ OTU, GELİNCİK, TURP OTU, EFELEK, KAZ AYAĞI, RADİKA VE ISIRGAN gibi birçok yenilebilir yabani ot bulmak mümkün. Konu bununla bitmiyor, bitkilerde genel olarak belli bir kısmın toplanması lazım. Hem kullanım hem de bitkinin uzun vadede yaşayabilmesi için. Mesela papatyanın çiçeği, nanenin yaprağı, meyan otunun kökü, kuşburnunun meyvesi, meşenin kabuğu, ketenin tohumu, mürverin çiçek tomurcuğu… Kök ve kök parçalarının hasatı gıda maddesinin kökte en fazla biriktiği sonbaharda toplanır. Şevketi Bostan gibi kurutulacak kök bitkiler ise kurutulmadan önce yıkanarak topraktan arındırılır.


Yaprak hasatı yapılan bitkilerde toplama, çiçeklenme zamanında yapılmalıdır. Burada yapraklar tam olarak gelişmiş ve böceklerce yenmemiş olmalıdır. Kabuk ve tomurcukların toplanması genel olarak ilkbaharda yapılmaktadır. Özellikle yaprakları, çiçekleri veya kendisi toplanan bitkiler yağışsız günlerde, özellikle çiğ kalktıktan sonra toplanmalıdır. Özetle sağlık arayanlar için çare tabiatın kendisidir, sadece biraz ilgili olmak yetecektir. Genel olarak hazırcı yaklaşım tarzımız bizi sağlıksız bir hayata sürüklemiştir. Uzman olmaya gerek yoktur; her insan fırsat oluşturarak ıhlamur ve kekik toplayabilir, nane kurutabilir, papatya toplayabilir. Zamanım yok diyenler ise nereden toplandıklarını bilmedikleri otları şifa niyetine tüketmeye devam edebilirler; ama unutmadan hatırlatalım her işin başı sağlık.

Tamamını Oku

Haberler

2026 Sendromu, Arası Yok!

Sektör olarak 2026’ya girerken krizler birbirini kovaladı. Yapısal değişim, maliyet-frekans krizi ve yapay zekanın yükselişi: Ebru Koralı kaleme aldı.

Published

on

Sektör olarak 2026’ya girerken ilk üç ayı atlatan her şeyi atlatır dedik. Tam 3 aylar biterken bu sefer İran’ı hedef alan savaş başladı, iptaller ve maliyet artışları arka arkaya geldi. Sektör olarak o kadar çok kriz ve maliyet dalgasıyla antrenman yaptık ki, artık kaslarımız çelik gibi, dünyadaki meslektaşlarımıza fark atıyoruz. Ama bir gerçek var ki çok yorulduk.

Duruma şöyle bir bakalım;

Yapısal Değişim Yaşanıyor

Sektör artık “eski güzel günlere” dönme umudunu tamamen yitirdi. 2026 Sendromu, bunun geçici bir fırtına değil, iklimin kalıcı olarak değişmesi olduğunu kabul etme aşamasıdır. Alışkanlıklar sadece değişmiyor, kökten yıkılıyor. Bugün tüm işletmeler karlılık oranı yüksek olsa bile her şeyi tekrar gözden geçirmek, yeniden yapılandırmak zorunda.

Maliyet-Frekans Krizi

İşçilik ve hammadde maliyetleri tavan yaparken, sadık müşterinin ziyaret sıklığı ayda ikiden, üç ayda ikiye düştü. Restoranlar artık sadece kar marjıyla değil, zamanın ve paranın azaldığı bir dünyada müşterinin “öncelik listesine” girme mücadelesi veriyor.

Derinlik Testi

Mekânın sadece “güzel” olması veya “iyi lokasyonda” olması artık bir kurtarıcı değil. 2026 Sendromu, vasat olan her şeyi eliyor. Sadece derinliği olanlar, yani bir meselesi olanlar hayatta kalabiliyor.

Kayıp Orta Segment

“Eh işte” denilen, ne çok lüks ne çok ucuz olan o güvenli limanlar artık yok. Ortalama olmak, herkese hitap ediyorum demek 2026’da iflasın en hızlı yolu haline geldi. Müşteri ya gerçek bir lüks/deneyim ya da az fiyat-yüksek performans bekliyor.

Keskin Kutuplaşma

Pazar ortadan ikiye bölündü. Ya en iyisi, ya en ucuzu olacak. Bir yanda yüksek katma değerli, hikayesi olan “niş” deneyimler; diğer yanda ise hayatta kalmaya çalışan kitlesel ucuzluk. Bu ikisinin arasında kalan boşluk, 2026 Sendromu’nun en çok can aldığı yerdir. Çünkü yaratıcılık, fikir, azim, girişimcilik ruhu burada gizli.

Mutfakta robot kolu ve yapay zeka
Şef tabak hazırlıyor — derinlik ve ustalık

Yapay Zeka ve Otonom Sistemlerin Yükselişi

Dünya için zor zamanlardan geçiyor olsak da, yapay zeka ve otonom sistemlerin gastronomi dünyasını nasıl etkilediğini daha net görüyoruz. İçinde binlerce profesyonel şef tarifinin yer aldığı robotik cihazlar ısıyı, karıştırma hızını, baharat zamanlamasını ve nem dengesini milimetrik olarak yöneterek yemeği kendi başına pişiriyor ve sonsuza kadar aynı standartta tekrarlıyor. Ürünü israf etmiyor ve her porsiyonda aynı gramajı sağlıyor.

Düşünsenize evde dünya mutfaklarının en iyi şefleri var. Yerel bir şey istersen Türk şeflerin tariflerine bakıyorsun ya da annenin köftesini istiyorsun. Malzeme eksikse direk markete siparişte veriyor üstelik. Ekosistemi koruyan siparişler gıda tedariğini de etkileyecektir. Her şeyi değiştirecek otonom sistemler restoran dünyasını da değiştirecek.

Gelecekte mutfağın kas gücünü robotlar, veri yönetimini yapay zeka devralacak; bizlere ise sadece yaratıcılık, tasarımın estetiği ve o masanın etrafındaki gerçek insani bağlar kalacak.

Tamamını Oku

Haberler

Buğdayın Vatanı Dünya Gastronomi Başkenti Olacak: Şanlıurfa IGCAT’a Aday

Türkiye’den ilk kez IGCAT 2029 Dünya Gastronomi Bölgesi unvanına aday gösterilen Şanlıurfa, Tersane İstanbul’daki özel lansmanla bu unvanı dünyaya duyurdu.

Published

on

Türkiye’nin en köklü medeniyetlerine ev sahipliği yapan Şanlıurfa, şimdi yeni bir unvanın eşiğinde: 2029 Dünya Gastronomi Bölgesi. Uluslararası Gastronomi, Kültür, Sanat ve Turizm Enstitüsü (IGCAT) tarafından yürütülen bu prestijli adaylıkla Şanlıurfa, Türkiye’den bu alana aday gösterilen ilk şehir olma özelliğini kazandı.

Söz konusu adaylık, 21 Nisan 2026’da Tersane İstanbul’da gerçekleştirilen özel bir lansmanla dünyaya duyuruldu. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen gecede, Vox Humanis korosunun Anadolu’nun çok kültürlü müzik mirasını yansıtan konseri sahneye taşındı.

Göbeklitepe’den İlham Alan Bir Sofra

Geceye damgasını vuran an, Şanlıurfa kökenli Şef Gökhan Çilak’ın sunumuydu. Göbeklitepe ve Taş Tepeler arkeolojik kazılarından elde edilen bulgularla şekillenen menü; “Toprağın Armağanı”, “Paylaşımın Mutfağı” ve “Geleceğin Yorumu” başlıklarıyla üç bölüme ayrılmıştı. Tersane İstanbul Executive Şefi Efe Anıl Çetin ve ekibinin katkılarıyla hayata geçirilen bu menü, yalnızca bir akşam yemeği değil — insanlık tarihinin en eski yerleşimlerinden birinden gelen lezzetlerin çağdaş bir yorum kazanmasıydı.

Göbeklitepe ilhamlı atalık tahıl yemekleri konsepti

IGCAT Adaylığı Ne Anlama Geliyor?

IGCAT tarafından yürütülen “Dünya Gastronomi Bölgesi” programı, şehirleri yalnızca mutfak zenginliğiyle değil, çok daha geniş bir perspektiften değerlendiriyor: kültürel mirasın korunması, yerel üretimin sürdürülebilirliği ve gastronominin bir kalkınma modeli olarak ele alınması.

Şanlıurfa’nın adaylık sürecinde güçlü bir paydaşlık komisyonu oluşturuldu: Harran Üniversitesi, Haliliye ve Eyyübiye Belediyeleri, GAP İdaresi, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası, SlowFood Türkiye Network ve Bureau Gastronomica bu süreçte birlikte hareket ediyor. Hedef yalnızca bir unvan değil — unutulmaya yüz tutmuş Urfa yemeklerini kayıt altına almak, ata tohumlarını korumak ve yerel üreticiyi güçlendirmek.

Urfa Mutfağının Eşsiz Kimliği

Şanlıurfa’nın mutfağı, Mezopotamya’nın binlerce yıllık birikimini taşıyan canlı bir miras. Urfa biberi, fıstıklı çiğ köfte, taşta pişen lahmacun, kavurma ve meşhur ciğer kebabı bu mutfağın öne çıkan yüzleri. Ama daha derine inildiğinde, neredeyse kaybolmaya yüz tutmuş onlarca yöresel tarif, yöresel tahıllar ve kendine özgü fermantasyon teknikleri bulunuyor.

Adaylık sürecinin en anlamlı boyutlarından biri de bu: Şanlıurfa, gastronomiyi bir turizm ürünü olarak değil, yaşayan bir kültürel kimlik olarak konumlandırıyor. UNESCO Müzik Şehri olarak da tanınan şehrin, şimdi gastronomi alanında da uluslararası bir çıpası olacak.

Türkiye İçin Tarihî Bir Adım

Türkiye, Hatay, Gaziantep ve İstanbul gibi köklü gastronomi şehirlerine sahip olmasına rağmen IGCAT’ın “Dünya Gastronomi Bölgesi” listesinde bugüne dek yer almıyordu. Şanlıurfa bu boşluğu kapatacak ilk aday. 2029 unvanı için yürütülecek süreç sonucunda olumlu bir değerlendirme yapılırsa Türkiye, Avrupalı gastronomi destinasyonlarıyla omuz omuza aynı listede yer alacak.

IGCAT Başkanı Diane Dodd, lansmanı video mesajıyla takip etti ve Şanlıurfa’yı “benzersiz bir enerji, lezzet ve hikâyeler şehri” olarak tanımladı. Bu sözler, şehrin dünya sahnesindeki potansiyelini özetliyor.

Sık Sorulan Sorular

IGCAT nedir?

IGCAT (International Institute of Gastronomy, Culture, Arts and Tourism), gastronomiyi kültürel bir değer olarak tanıyan ve “Dünya Gastronomi Bölgesi” unvanını veren uluslararası bir enstitüdür. Şehirleri mutfak gelenekleri, yerel üretim ve kültürel sürdürülebilirlik açısından değerlendirir.

Şanlıurfa neden bu unvana aday gösterildi?

Göbeklitepe başta olmak üzere Taş Tepeler arkeolojik mirasına ev sahipliği yapması, köklü mutfak kültürü, ata tohumlarına dayalı yerel üretim anlayışı ve güçlü paydaşlık yapısı Şanlıurfa’yı bu adaylık için öne çıkardı.

2029 Dünya Gastronomi Bölgesi unvanı ne zaman açıklanacak?

Adaylık süreci devam ediyor. 2029 yılı için yapılacak değerlendirme kapsamında Şanlıurfa, IGCAT kriterleri çerçevesinde incelenecek ve sonuç açıklanacak.

Kaynak: Ticaret Gazetesi, Turizm Proje Dergisi, Food and Travel Türkiye, KapsamHaber (Nisan 2026)

Tamamını Oku

Haberler

Renkli Kâselerin Ülkesi: Malezya Ev Mutfağını Keşfetmek İçin 5 Neden

Çin, Hint ve Malay kültürlerinin lezzetli buluşması: curry puff, laksa, nasi lemak ve daha fazlasıyla Malezya ev mutfağını keşfetmek için 5 neden.

Published

on

Dünya mutfakları arasında öyle isimler var ki, adını duymadan önce bile kokusu burnunuza gelir gibi olur. Malezya mutfağı da tam olarak öyle. Hint baharatlarının sıcaklığı, Çin mutfağının ustalığı ve Malay geleneğinin toprak kokusu bir araya gelince ortaya bambaşka bir şey çıkıyor: renkli, katmanlı, cesur ve her kâsesinde bir hikâye barındıran bir mutfak kültürü.

The Guardian’ın mutfak yazarı Ranie Saidi‘nin Malezya ev yemekleri serisinden ilham alarak hazırladığımız bu yazıda, Türk okuyucuya belki yabancı ama kesinlikle büyüleyici olan bu mutfağı beş temel nedenle keşfediyoruz.

Malezya mutfağından laksa çorbası — hindistan cevizi sütü, pirinç eriştesi ve taze baharatlar
Laksa: Malezya’nın en ikonik çorbalarından biri. Hindistan cevizi sütü ve taze baharatların derin uyumu.

1. Üç Medeniyetin Mutfakta Buluşması

Malezya’yı anlamak için önce coğrafyasına bakmak gerekir. Güneydoğu Asya’nın tam ortasında, deniz yollarının kesiştiği bu topraklar, yüzyıllar boyunca Çin’den, Hindistan’dan ve Arap dünyasından gelen tüccarların uğrak noktası olmuştur. Bu ticaret rüzgârları sadece mal değil, tarif de getirmiştir.

Bugün Malezya mutfağı üç ana koldan beslenir: Malay (yerli halk), Çin-Malezya (Peranakan/Baba-Nyonya geleneği) ve Hint-Malezya (Tamil ve Kuzey Hindistan etkileri). Bu üç kol bazen ayrı akar, bazen iç içe geçer — tıpkı bir nehrin denizle buluşması gibi.

Türk mutfağının da Anadolu’daki kültürel katmanlardan beslendiğini düşündüğünüzde, bu çok-katmanlı yapı size hiç de yabancı gelmeyecek.

2. Nasi Lemak: Milli Kimliğin Tabaktaki Yansıması

Nasi lemak, Malezya’nın neredeyse resmi ulusal yemeğidir. Sabahın erken saatlerinde, muz yaprağına sarılmış bu mütevazı paket, milyonlarca Malezyalının günü başlattığı ritüeldir.

Temel bileşenleri: hindistan cevizi sütüyle pişirilmiş nasi (pirinç), acı biber sosu sambal, kızarmış iri balık (ikan bilis), çıtır yer fıstığı, haşlanmış yumurta ve salatalık dilimleri. Görünüşe bakılırsa sade; ama her lokmada farklı bir doku ve tat katmanıyla karşılaşıyorsunuz.

Türkiye’de böreğin ya da simit-çayın sabah ritüelindeki yerine ne kadar anlam yüklediğimizi düşünürsek, nasi lemak’ın Malezya kimliğindeki ağırlığını daha iyi kavrarız.

3. Laksa: Bir Kâsede Saklanan Derin Tarih

Laksa, Malezya’nın en çok tartışılan ve en çok sevilen yemeği olabilir. Pirinç eriştesinden yapılan bu çorba, bölgeden bölgeye öyle dramatik biçimde değişir ki, aynı ismi taşıyan iki laksa neredeyse tamamen farklı iki yemek gibi hissettirebilir.

Penang asam laksası: Ekşi tamarind suyu bazlı, balık ağırlıklı, taze otlar ve ananasla servis edilen keskin bir çorba. Nyonya laksası: Kremalı hindistan cevizi sütü, karides ve tefecilik ezmesiyle yapılan daha yuvarlak ve derin bir tat. İkisi de gerçek, ikisi de laksa.

Bu çeşitlilik, Malezya mutfağının en büyük zenginliğini özetler: aynı malzemeler, farklı ellerde, birbirinden benzersiz lezzetler yaratır.

4. Curry Puff ve Kaya Toast: Sokak Lezzetlerinin Şiiri

Malezya mutfağını yalnızca sofra yemeği olarak düşünmek büyük bir eksiklik olur. Sokak lezzetleri bu mutfağın ruhunu taşır.

Curry puff (karipap): Çıtır hamur içinde baharatlı patates ve kıyma dolgusu. Hint samosasının Malezya’ya adaptasyonu. Sıcak, el yapımı, bir ya da iki ısırıkta biten ve insanı hemen bir tane daha almak isteyen türden.

Kaya toast: Taze ekmek, tereyağı ve kaya — hindistan cevizi sütü ile yumurtadan yapılan tatlı, koyu kıvamlı bir sürme. Yanında yarım pişmiş yumurta ve taze demlenen teh tarik (çay): bu klasik kahvaltı kombinasyonu, Malezya’nın kopitiam kültürünü, yani geleneksel kahvecilerini simgeler.

Türkiye’deki çay ocağı kültürüne benzer biçimde, kopitiam‘lar yalnızca yemek yenilen değil, günün tartışıldığı, haberlerin paylaşıldığı toplum mekânlarıdır.

5. Baharat Dili: Tanıdık Ama Bir O Kadar Farklı

Malezya mutfağının baharatları Türk damak tadına aslında hiç yabancı değildir. Zerdeçal, kimyon, kişniş, tarçın, karanfil — bunları zaten tanıyoruz. Ama Malezya mutfağı bu tanıdık malzemeleri limon otu (lemongrass), galangal (Asya zencefilinin akrabası), kaffir lime yaprağı ve belachan (fermente karides ezmesi) ile bir araya getirince ortaya çıkan tat bambaşka bir boyuta taşınıyor.

Bu “tanıdık ama farklı” hissi, Malezya mutfağını Türk okuyucu için ideal bir keşif noktası yapar. Tamamen bilinmeze atlamak zorunda değilsiniz — zaten bildiğiniz tatların yeni bir dilde söylenmesini dinliyorsunuz adeta.

Malezya Mutfağını Evde Denemek

Malezya yemeklerini denemek için Malezya’ya gitmeniz şart değil. Türkiye’deki Asyatik market raflarında giderek daha fazla malzeme bulmak mümkün. Başlangıç için öneriler:

  • Nasi lemak için hindistan cevizi sütü ve sambal sosu edinin
  • Laksa için hazır laksa ezmesi paketleri çevrimiçi bulunabilir
  • Kaya yapımı için sadece hindistan cevizi sütü, yumurta ve şeker yeterli

Ranie Saidi’nin tarife getirdiği yaklaşım da tam olarak bu: büyükannenin mutfağından çıkmış sıcaklık, ama her coğrafyada yapılabilecek esneklik.


Sıkça Sorulan Sorular

Malezya mutfağı baharatlı mı?

Değişir. Bazı yemekler (özellikle sambal içerenler) oldukça acıdır, bazıları ise tamamen kremamsı ve yumuşak. Laksa’nın hindistan cevizi sütlü versiyonu neredeyse hiç acı değildir.

Malezya yemekleri helal mi?

Malezya nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olduğundan, sokak yemeklerinin ve ev mutfağının büyük bölümü helal standartlara göre hazırlanır. Çin-Malezya restoranlarında domuz eti kullanılabilir — dikkat etmek gerekir.

Nasi lemak ile pilav arasındaki fark nedir?

Nasi lemak, pirincin hindistan cevizi sütü ve pandan yaprağıyla birlikte pişirildiği özel bir yöntemle yapılır. Bu, pirinçe kremamsı bir doku ve hafif tatlı-aromatik bir koku verir. Sade pilavla kıyaslanamaz.

Kaya toast Türkiye’de yapılabilir mi?

Evet. Hindistan cevizi sütü ile yumurtayı şekerle pişirerek kaya elde edebilirsiniz. İnce dilim ekmekle servis edin. Yanına yarım pişmiş yumurta da eklerseniz tam Malezya kahvaltısı deneyimi yaşarsınız.

Tamamını Oku