Connect with us

Mekan

Bağdat Caddesi’nin Yeni Yıldızı: HaNi

Bağdat Caddesi’nin gastronomi sahnesinde yükselen ‘şef meyhanesi’ konseptini ve Caddebostan’ın iddialı mekanı HaNi Restaurant’ı keşfediyoruz.

Yayınlanma zamanı

-

Şef Meyhanesi meze masası

İstanbul gastronomi sahnesinde son yılların en dikkat çeken akımlarından biri şüphesiz “Şef Meyhanesi” konsepti. Klasik meyhane kültürünün o sıcak, paylaşımcı ve samimi ruhunu kaybetmeden; menüye, tabaklara ve malzeme kalitesine ince bir şef dokunuşu ekleyen bu mekanlar, yeni nesil yeme-içme alışkanlıklarının merkezine oturdu. Bağdat Caddesi de bu akımın en güçlü temsilcilerinden birine ev sahipliği yapıyor: HaNi Restaurant.

Şef Meyhanesi Nedir? Neden Bu Kadar Sevildi?

Geleneksel meyhaneler, beyaz peynir, kavun ve fava gibi demirbaş lezzetlerin etrafında şekillenen, mezelerin daha çok birer “eşlikçi” olduğu yerlerdir. Şef meyhanesi kavramında ise odak noktası doğrudan mutfak ve şefin yaratıcılığıdır. Klasik reçeteler; modern pişirme teknikleri, yerel ve coğrafi işaretli malzemeler, farklı doku ve tat eşleşmeleriyle yeniden yorumlanır.

Bu konseptin bu kadar sevilmesinin altında, “iyi yemek yeme” arzusuyla “rahat bir ortamda sohbet etme” ihtiyacının mükemmel dengesi yatıyor. İnsanlar artık fine-dining restoranların kuralcı atmosferi yerine, aynı kalitede yemeği daha sıcak, daha bizden ve samimi bir masada, sevdikleriyle paylaşarak yemek istiyor.

Caddebostan’da Bir Gastronomi Durağı: HaNi Restaurant

Bağdat Caddesi’nin sakin ama gastronomi açısından giderek daha iddialı hale gelen noktalarından Caddebostan’da yer alan HaNi Restaurant, bu yeni nesil meyhane kültürünün en başarılı örneklerinden. Kurucu şef Alp Çekici ve ortağı Murat Kılıçaslan tarafından hayata geçirilen mekân, rakı sofralarının paylaşım ruhunu yaratıcı mezeler ve güçlü ara sıcaklarla buluşturuyor.

HaNi’nin mutfak yaklaşımı, klasik meyhane lezzetlerine modern ama yormayan dokunuşlar yapmak üzerine kurulu. Menüdeki her tabak, malzemenin kendi tadını örtmeden, onu bir üst seviyeye taşıyacak şekilde kurgulanmış.

Öne Çıkan İmza Lezzetler

HaNi’nin menüsünde meyhane kültürüne taze bir nefes getiren pek çok dikkat çekici tabak bulunuyor. Soğuk başlangıçlarda özellikle mevsimselliği ön planda tutan şef, Çilekli Ege Otları ve Pekmezli Patlıcan gibi cesur tat eşleşmeleri sunuyor. Deniz ürünlerini sevenler için Ayvalı Karides masanın yıldızlarından olmaya aday.

Ara sıcaklara geçildiğinde ise klasiklerin şef dokunuşuyla nasıl dönüştüğüne şahit oluyoruz. Pastırmalı Humus ve deniz ürünü ile hamur işini ustalıkla birleştiren Karidesli Çıtır Börek mutlaka denenmesi gerekenler arasında.

Ana yemeklerde ise meyhane kültürünün hakkını veren ağır ateşte pişmiş etler ve taze deniz ürünleri var: Beğendili Kuzu Tandır ve Limonlu Levrek Fileto uzun sohbetlere eşlik edecek kadar doyurucu ve lezzetli.

Yeni Nesil Meyhanelerde Ne İçilir?

Şef meyhanelerinin bir diğer özelliği de içki menülerinin sadece anasonla sınırlı kalmaması. Elbette klasikleşen rakı-meze eşleşmesi başrolde; ancak butik şarap üreticilerinden özenle seçilmiş şarap kavları ve yemeğin aromatik profiline uygun imza kokteyller de bu sofraların vazgeçilmezi haline gelmiş durumda.

Uzun sohbetlerin, rafine lezzetlerin ve sıcak bir atmosferin arayışındaysanız, Bağdat Caddesi’nin bu yeni nesil şef meyhanesi kültürünü mutlaka keşfetmelisiniz.

Sıkça Sorulan Sorular (FAQ)

Şef meyhanesinin normal meyhaneden farkı nedir?

Şef meyhanelerinde klasik mezeler ve ara sıcaklar, eğitimli bir şefin yorumuyla, modern teknikler ve üst düzey yerel malzemeler kullanılarak yeniden tasarlanır. Odak noktası sadece sohbet değil, aynı zamanda yüksek gastronomik deneyimdir.

HaNi Restaurant nerede bulunuyor?

HaNi Restaurant, İstanbul Anadolu Yakası’nda, Bağdat Caddesi’ne yakın konumuyla Caddebostan’da, Beyaz Akasya Sokak’ta hizmet vermektedir.

Şef meyhanelerinde sadece rakı mı içilir?

Hayır. Yeni nesil şef meyhaneleri genellikle rakının yanı sıra çok zengin bir şarap menüsü (özellikle butik yerel şaraplar) ve yemeğe eşlik edecek imza kokteyller de sunar.

Tamamını Oku

Haberler

Covent Garden’ın Yeni İtalyanı Burro: Büyük Mekânın Zarif Mirası

Londra’nın efsanevi İtalyan restoranı Trullo’nun yaratıcısı Conor Gadd, yeni mekanı Burro ile Covent Garden’a taşındı. Ördekli fettuccine ve vitello al burro ile büyük ama hiç gösterişsiz bir restoran.

Published

on

Burro WC2 Londra Covent Garden İtalyan restoranı, ördekli fettuccine ve zarif masa örtüleri

Londra’nın en güvenilir İtalyan restoranı listelerinden birinin tepesinde yıllardır oturan Trullo’yu bilen, sevenler için Covent Garden’daki yeni açılış Burro, büyük bir heyecan yarattı. Trullo’nun ardındaki isim, Kuzey İrlandalı şef Conor Gadd, bu kez turistik ama yorucu bir semtte — King Street yakınlarında, Floral Street’e inen gizli bir avluda — sessiz sedasız ama kararlı bir şekilde açtı kapılarını.

Trullo’nun Mirasını Taşıyan Bir Restoran

Trullo 15 yıldır Islington’da, doğum günü yemekleri, evlilik teklifleri, önemli iş yemekleri için ilk akla gelen adres olmaya devam ediyor. Gadd, bu köklü itibarı Covent Garden’ın kaotik enerjisine taşıyarak büyük bir bahis oynuyor. Ve kazanıyor.

Burro büyük bir mekân. Ama tam tersi bir atmosfer sunuyor: sakin, zarif, gereksiz gösterişten uzak. Gerçek masa örtüleri, menüyü ezberleyen ve sizi sabırla yönlendiren personel — bunların hepsini günümüz İstanbul’unda bile bulmak için şansa ihtiyacınız var. Londra’nın kalabalık bir yerinde bulmak ise ayrı bir lüks.

Menüde Neler Var?

Menü, Trullo’nun imzasını taşıyor ama biraz daha rafine, biraz daha kentsel. Venedik usulü tavuk ciğeri pate, kalın bir bruschetta üzerinde — o kadar doyurucu ki neredeyse ana yemek olabilir. Bottargalı kızarmış enginar, kalamara benzeyen kalın dilimleriyle tatlı bir sürpriz. Focaccia parlak, çıtır, nemli ve süngerimsi — şikâyet yok.

Ama asıl yıldız: ördekli ve porcini mantarlı fettuccine. Trullo’nun klasik dana incik ragusunun bir yorumu olan bu tabak, zengin, ipeksi, hazzın tam ortasında bir yemek. Paylaşımlık porsiyon mu, yoksa kişisel sefahat mi? Karar size kalmış.

Bir diğer öne çıkan tabak ise vitello al burro — ekmek kırıntısıyla kaplanmış, tereyağlı ve sarımsaklı dana şnitzel. Polentanın altında kaybolan dana incik ise saf konfor yemeği.

Covent Garden’a Sağduyu Getirmek

Bu semtte ateş püsküren sokak sanatçıları, kalabalık turist grupları ve aşırı fiyatlı turistik mekanlar arasında Burro adeta bir sükunet adası gibi duruyor. Renk paleti bej ve toprak tonlarında, göze çarpmayan ama rahatlatıcı. Lüks küçük detaylarda saklı: kumaş peçeteler, masa örtüleri, konuşkan ama kendini bilir servis.

Kokteyller de ilgi çekici: Whisky, chartreuse, misket limonu suyu ve İrlandalı ay-ışığı rakısı (poitín) ile yapılan Donkey Kick, akıllarda kalıyor. İtalyan yemeğiyle İrlandalı bir dokunuş — ve Gadd’ın elinde bu çok şık duruyor.

Tatlı: Tiramisu mu, Değil mi?

Tatlı menüsünde tiramisunun bir yorumu var: artık klasik tiramisu değil belki, ama o ruhu taşıyor. Son dönemde tüm dünyada tiramisu dönüşümlere uğruyor — croissant tiramisu, dondurulmuş tiramisu, ve şimdi de Burro versiyonu. Şeklin değişmesi, özün kalmaya devam etmesi, işte bu.

Merkezi Londra’ya Bir İtalyan Daha mı?

Bu soruyu sormak kaçınılmaz. Locatelli, Osteria Vibrato, hatta yeniden açılan Jamie’s Italian… Merkezi Londra zaten İtalyan restoranlarla dolu. Ama Burro, bu kalabalık pazarda net bir pozisyon alıyor: gösteriş değil lezzet, kalabalık değil huzur, akım değil kalıcılık.

Gadd bunu daha önce Trullo ile kanıtladı. Şimdi Burro ile ikinci kez kanıtlıyor.

Sık Sorulan Sorular

Burro nerede?

Burro, Londra Covent Garden’da, King Street yakınlarında gizli bir avluda yer alıyor. Floral Street’e açılan bu konum, semtin kalabalığından uzak sakin bir ortam sunuyor.

Burro ne tür bir mutfak sunuyor?

Trullo restoranının yaratıcısı Conor Gadd’ın yeni mekanı Burro, geleneksel İtalyan mutfağını zarif ama rahat bir ortamda sunuyor. Antipasti, pasta ve secondi ağırlıklı klasik İtalyan menüsü var.

Burro’nun en iyi yemeği hangisi?

Kritikler ve misafirler tarafından en çok öne çıkan yemek, ördekli ve porcini mantarlı fettuccine. Vitello al burro da mutlaka denenmesi gereken tabaklar arasında.

Trullo ile Burro arasındaki fark nedir?

Trullo Islington’da, daha mahalle restoranı havasında. Burro ise Covent Garden’da, daha büyük ama eşit derecede zarif bir mekân. Menü benzer ruhu taşıyor ama biraz daha rafine ve kentsel.


Kaynak: Grace Dent, “Burro, WC2: ‘Big but the opposite of brash'” — The Guardian, 5 Nisan 2026. İçerik Türk okuyucusu için lokalize edilmiş ve haberleştirilmiştir.

Tamamını Oku

Haberler

Tbilisi’nin Kalbi Londra’da Çarpıyor: Mayfair’in Yeni Gürcü Restoranı DakaDaka

Londra’nın Mayfair semtinde açılan DakaDaka, Gürcü mutfağını dünyaya taşıyor. Badrijani, hachapuri ve açık ateş kababıyla Tbilisi ruhunu Heddon Street’e getiren restoran hakkında her şey.

Published

on

Gürcü mutfağı, dünya gastronomi sahnesinde son yılların en çok konuşulan mutfaklarından biri hâline geldi. Kafkasya’nın bu kadim lezzet mirası şimdi yeni bir adresten kendini tanıtıyor: Londra’nın en prestijli semtlerinden Mayfair’de Heddon Street’e kurulan DakaDaka. Gürcü asıllı girişimci Giorgi Mindiashvili ve ortağı Mitz Vora’nın hayata geçirdiği bu restoran, hem Gürcistan’ın mutfak kültürüne hem de dünya gastronomi sahnesine verilen önemli bir yanıt.

Gürcü Mutfağı Nedir? Kafkasya’nın Lezzet Atlası

Gürcistan, Türkiye’nin kuzeydoğusundaki komşusu, Kafkasya’nın tam kalbinde yer alır. İki ülke arasındaki sınır yalnızca coğrafi değil; aynı zamanda tatlar, baharatlar ve pişirme gelenekleri bakımından da geçirgen bir sınırdır. Türk damak tadıyla Gürcü mutfağı arasında şaşırtıcı benzerlikler vardır: cevizin bol kullanımı, açık ateşte et pişirme kültürü, yöresel peynirler ve lavash benzeri ekmekler bunların başında gelir.

Ancak Gürcü mutfağı, kendine özgü malzemeleri ve teknikleriyle ayrı bir kimlik taşır. Tkemali (ekşi erik sosu), fenugreek (çemen otu), marigold (kadife çiçeği) yaprakları ve özel hazırlanmış baharatlardan oluşan khmeli-suneli karışımı bu mutfağı benzersiz kılan unsurlar arasındadır. Aynı zamanda dünyanın en eski şarap kültürlerinden birine ev sahipliği yapar: Gürcistan, 8.000 yıl önce şarap üretimine başlamış olmasıyla insanlık tarihinin ilk şarap coğrafyası sayılır.

DakaDaka: Tbilisi’den Mayfair’e Yolculuk

Heddon Street, Londra’nın yemek dünyasında özel bir yere sahip. David Bowie’nin Ziggy Stardust albüm kapağından tanıdığımız bu dar sokak, yıllardır seçkin restoranların adresi olmuştur. DakaDaka da bu sokaklara Gürcü mutfağının sıcaklığını ve çiğliğini taşıdı.

Guardian’ın ünlü yemek eleştirmeni Grace Dent, restoranı deneyimledikten sonra şu cümleyi kurdu: “Tbilisi’nin bir arka sokağında sabah 2’deki eğlence gibi.” Bu tanımlama, DakaDaka’nın atmosferini mükemmel biçimde özetliyor: Sıradan bir Mayfair restoranının soğuk şıklığı değil, Kafkasya’nın o kendine özgü sıcaklığı ve samimiyet hissi.

Restoranın çalışma felsefesi, açık ateşte pişirmedir. Alevlerin üzerinde hazırlanan yemekler, hem görsel bir şov sunar hem de o eşsiz mangal aromasını taşır. Bu yaklaşım, modern “fine dining” ile geleneksel Gürcü sofrası anlayışını bir araya getirir: Tbilisi’ye sadık ama Mayfair’e göre cilalı.

Menüdeki Yıldızlar: Badrijani, İmeruli ve Kababi

DakaDaka’nın menüsü, Gürcü mutfağının en ikonik lezzetlerini ustalıkla sunuyor.

Badrijani — Patlıcanın Gürcü Yorumu

Badrijani, kızartılmış patlıcan dilimlerinin cevizli sos ve sarımsakla doldurulduğu bir meze. Türk mutfağında da patlıcanın bu denli sevildiğini düşününce, bu lezzet köprüsü iki kültür arasındaki bağı gözler önüne seriyor. DakaDaka’nın versiyonu, geleneksel tarife sadık kalırken sunumda Londra’nın beklentilerini karşılıyor.

İmeruli Hachapuri — Peynirli Gözlemenin Büyüsü

Gürcistan’ın ulusal yemeklerinden biri olan hachapuri, peynirle doldurulmuş fırın ekmeğidir. İmeruli versiyonu yuvarlak ve sade; erimiş peynirle dolu bu “gözleme” ilk ısırıkta insanı Tiflis’e götürüyor. Türk mutfağındaki peynirli gözlemeyle akraba ruhlar taşısa da kıvamı ve kullanılan peynir tamamen kendine özgü.

Kababi — Açık Ateşte Kuzu Şiş

Gürcü kababi, Türkiye’de bildiğimiz kebabın kuzeni sayılabilir. Kıyma veya kuzu etinden yapılan bu şiş kebap, açık ateşte pişirilerek karakteristik bir duman aroması kazanıyor. DakaDaka, bu geleneksel tarifi Mayfair’in beklentileriyle buluşturuyor: Kaliteli et seçimi, özenli marinad ve pişirme hassasiyetiyle.

Gürcü Şarabı: Natural Wine’ın Kaynağına Dönüş

DakaDaka’yı gerçekten özel kılan unsurlardan biri de şarap listesi. Restoran, güçlü bir Gürcü doğal şarap koleksiyonu sunuyor — ve bu, sadece bir menü seçimi değil, derin bir anlam taşıyor.

Gürcistan, dünyanın en eski şarap kültürüne ev sahipliği yapar. Binlerce yıl öncesinden bugüne taşınan kvevri geleneği — pişmiş toprak küplerde üzüm fermente etme yöntemi — modern “natural wine” hareketinin ilham kaynaklarından biri hâline geldi. Hiçbir kimyasal katkı olmadan, yalnızca üzüm, toprak ve zaman kullanılarak üretilen bu şaraplar, Londra’nın ve dünyanın sofistike damakları tarafından giderek daha fazla talep görüyor.

DakaDaka’nın şarap listesi, bu kadim geleneği bugünkü dünyanın natural wine tutkusuyla buluşturuyor. Amber şaraplar (kabuklu beyazlar), az tanınan Gürcü üzüm çeşitleri ve küçük üreticilerin bottiglieri — bunlar menüde yer alan özel seçkiler arasında.

Eleştiriler: Kim Ne Dedi?

DakaDaka açıldığından bu yana karışık eleştiriler aldı — ki bu, en canlı restoranların ortak kaderidir.

Guardian, restoranı övdü. Grace Dent’in o “Tbilisi’nin arka sokağı” metaforu, mekanın en güzel tanımı olarak hafızalara kazındı. Wallpaper Magazine ve LondonTheInside da restoranı Londra’nın dikkat çekici yeni açılışları arasında gösterdi.

Öte yandan Evening Standard daha temkinli bir tavır aldı. Bu tutarsızlık aslında DakaDaka’nın değil, Gürcü mutfağının Batılı damakla kurduğu diyaloğun bir yansıması olabilir. Yeni bir mutfağın kabulü zaman alır; Japon mutfağı da bir zamanlar “egzotik” sayılırdı.

Türk Damağı İçin Gürcü Mutfağına Bir Davet

Türkiye ve Gürcistan, yüzyıllardır yalnızca coğrafi değil, kültürel ve gastronomik komşular. Gürcistan’ın Batum kenti, Türk turistler için neredeyse bir iç şehir hâline gelmiştir. Batumlular Türkçe bilir, menüler çift dilli yazılır ve iki ülkenin mutfak mirasları birbiriyle örtüşür.

Cevizin sosa dönüşmesi, etin alevde pişmesi, ekmeğin peynirle kucaklaşması — bu unsurlar Türk okuyucuya yabancı değil. DakaDaka gibi restoranların önemi, yalnızca Gürcü mutfağını tanıtmak değil; bu komşu kültürün ne kadar derin ve katmanlı olduğunu hatırlatmak.

Eğer bir gün Londra’ya gidecek olursanız, Mayfair’de Heddon Street’e uğrayın. Orada bir akşam yemeği, size hem Tbilisi’yi hem de o kentle paylaştığımız kadim tatları anlatacak.


Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

DakaDaka nerede?

DakaDaka, Londra’nın Mayfair semtinde Heddon Street’te yer almaktadır. Yakın çevresinde Carnaby Street ve Regent Street bulunur; ulaşım için Oxford Circus veya Piccadilly Circus metro istasyonları kullanılabilir.

Gürcü mutfağı Türk mutfağına benziyor mu?

Evet, belirli benzerlikler mevcuttur. Her iki mutfakta da ceviz önemli bir yer tutar, açık ateşte et pişirme kültürü yaygındır ve ekmek-peynir kombinasyonları sevilir. Ancak Gürcü mutfağı tkemali, khmeli-suneli gibi kendine özgü malzemeleriyle ayrı bir kimlik taşır.

Gürcü hachapuri nedir?

Hachapuri, Gürcistan’ın ulusal yemeği sayılan peynirli ekmektir. Farklı bölgelerde farklı versiyonları vardır: İmeruli (yuvarlak, kapalı), Acharuli (açık, yumurtalı ve tereyağlı) ve Mingrelian (çift peynirli) en bilinen çeşitlerdir. DakaDaka’da İmeruli versiyonu servis edilmektedir.

Tamamını Oku

Haberler

Ankara Bebeleri Göksu Teras’ta Buluştu

Longtable markasının imzasını taşıyan ‘Ankara Bebeleri Büyük Buluşma’, Ankara’nın klasik lezzetlerini üç deneyimli şefin yorumuyla ve dönemin müzikleri eşliğinde 150 kişiye yeniden sundu.

Published

on

6 Nisan akşamı Nenehatun Göksu Teras, sıradan bir akşam yemeğine değil — bir şehrin hafızasına yapılan özel bir yolculuğa ev sahipliği yaptı. Longtable markasının imzasını taşıyan “Ankara Bebeleri Büyük Buluşma”, Ankara’nın klasik lezzetlerini üç deneyimli şefin yorumuyla ve dönemin müzikleri eşliğinde 150 kişiye yeniden sundu.

Tuna Esen ve Longtable

Gecenin tüm kurgusunu ve atmosferini Longtable markasının yaratıcısı Tuna Esen tasarladı. Yalnızca bir yemek organizasyonu değil; Ankara’nın nostaljik ruhuyla mutfak sanatını buluşturan deneyimsel bir gece yaratmak hedeflendi. Uzun masa formatı, dönemin müzikleri ve şehre ait lezzetlerin modern yorumu gecenin üç temel sütununu oluşturdu.

Ankara Bebeleri Büyük Buluşma — Longtable uzun masa deneyimi
Longtable formatında kurulan uzun masa, gecenin topluluk ruhunu yansıtıyordu.

Üç Şef, Bir Şehir

Hazer Amani, Ali Ronay ve Tongar Fırat — her biri Ankara mutfağının farklı bir köşesini temsil eden üç isim — aynı sofra için bir araya geldi. Şefler geceye kısa konuşmalarla da katkı sunarak lezzetlerin ardındaki hikayeleri paylaştı.

Menü baştan sona Ankara’ya adanmıştı: Kuver tabağında Çubuk turşusu ve ançuez ezme, Borş çorbası, mezelerde SimitKöz’de pişmiş tarama ve barbunya pilaki, ardından Ankara Tava — fırında kuzu incik ve arpa şehriye pilavı. Final ise Göksu Kup’la geldi: Atatürk Orman Çiftliği dondurması, taze çilek, krem şanti.

Ankara Bebeleri Büyük Buluşma — davetliler
150 davetli Ankara’nın nostaljik ruhuyla buluştu.

Craftbrother İmzalı Eşleşmeler

Her korsun yanına Craftbrother tarafından özel tasarlanmış kokteyller eşlik etti. Ankara kış kavunu sour’undan kenger menengiç espresso martini’ye uzanan bu liste, yemeğin ruhunu bardağa taşıdı. Jack Daniel’s sponsorluğunda hazırlanan bu eşleşmeler, geceyi sıradan bir yemekten çıkarıp bütünleşik bir deneyime dönüştürdü.

Müzik ve Atmosfer

Sofrada yemekler kadar güçlü bir unsur daha vardı: müzik. DJ Kaan Küce’nin seçtiği eski dönem parçalar, Ankara’nın nostaljik ruhunu salona taşıdı. 150 davetli bu atmosferde hem şehirlerine olan bağlarını tazeledi hem de Türk mutfağının ne kadar güçlü bir hafızaya sahip olduğunu bir kez daha hissetti.


Hazer Amani, Tongar Fırat ve Ali Ronay — Ankara Bebeleri Büyük Buluşma
Gecenin üç şefi: Hazer Amani, Tongar Fırat ve Ali Ronay.

Şefler Hakkında

Hazer Amani — 1977 yılında Ankara’da doğdu. TED Ankara Koleji ve ODTÜ Sosyoloji mezunu olan Amani, Güney Afrika’da Le Cordon Bleu’de mutfak eğitimi aldı. 2011’de “Yılın En Yaratıcı Şefi” ödülünü kazandı. MasterChef Türkiye jüri üyeliğiyle tanınıyor.

Ali Ronay — Ankara doğumlu. Washington D.C.’deki Cities Restaurant’ta şef Aret Sahakyan’ın yanında yetişti. Ronay’s International Food and Beverage Consultancy’nin kurucusu. Anadolu mutfaklarını dünyaya tanıtmayı misyon edinen Ronay, The Taste Türkiye jüri üyeliğiyle de tanınıyor.

Tongar Fırat — Türkiye’nin genç ve yaratıcı şef kuşağının öne çıkan isimlerinden biri. Gastronomi eğitiminin ardından Türkiye’de ve yurt dışında fine dining restoranlarında deneyim kazanan Fırat, modern mutfak tekniklerini Anadolu’nun yerel ürünleriyle buluşturmasıyla tanınıyor.

Tamamını Oku